Bal ve bitkisel karışımların insan sağlığı üzerindeki etkilerini araştıran uzmanlardan Münir Bozkurt, balın içinde bulunan bazı maddeleri zenginleştirdiğini belirtti ve bu karışımı insanlığın hizmetine sunmak istediğini söyledi. Almanya‘da bulunan bir arkadaşı vasıtasıyla Münih şehrinde bu karışımın analizini yaptırdığını kaydeden Bozkurt, "Sonuç iyi çıktı. Bu karışımın formülü karşılığında Almanlar bana iyi bir para teklif ettiler. Ancak ben bu teklifi kabul etmedim. Böyle bir buluş ülkeme mal olmalıydı." dedi.

Bal ve bitkisel karışımların insan sağlığı üzerindeki etkilerini araştıran uzmanlardan biri olan Münir Bozkurt, balın içinde bulunan bazı maddeleri zenginleştirdiğini belirtti ve bu karışımı insanlığın hizmetine sunmak istediğini söyledi. Bozkurt ile çalışmalarını ve öyküsünü konuştuk:

Sayın Münir Bozkurt bize kısaca kendinizi tanıtır mısınız?

1955 yılında Bayburt‘ta doğdum. 1986 yılından beri bal-bitki ilişkileri ilgili araştırmalar yapıyorum. 2 yıldır da çalışmalarıma Trabzon‘da devam ediyorum.

Hangi hususlar üzerinde çalışmalarınızı sürdürüyorsunuz?

23 yılı aşkın bir süredir yürüttüğüm çalışmalar sonucunda ortaya çıkan ürünlerden kullanan hastalar, bu karışımların astım, alerjik astım, bronşit, farenjit, zatürree, mide ülseri, 12 parmak bağırsak ülseri, ülseratif kolit, sarılık, hepatit-B/C, siroz, karaciğer yağlanması/büyümesi, dalak büyümesi, trombosit, lösemi, tümör, basur, kansızlık gibi hastalıklara faydalı olduğunu söylüyorlar.

Anlaşılan önemli bir çalışmanız var. Bu hususta medyanın ve resmi kurumların tutumu nasıl?

Buluşu bir Türk vatandaşı yaptığında medya, kör/sağır rolünü oynuyor. Bazı devletler, kendi çıkarları doğrultusunda medyayı yönlendirerek propagandasını yapmakta, adeta piresini deve göstermektedir. İnsanları; "Görüyor musunuz ABD‘yi, ‘kırmızı üzümün, kanser hastalığına iyi geldiğini bulmuş‘ dedirterek" ‘ABD mi, o her şeyi yapar‘ intibaını beyinlere kazımaktadır.

Bunun altını çizerek not ettikten sonra devam edelim:

23 senedir Lokman Hekim, Tıbbı Nebevi, halk hekimliği geleneğinden gelen, bu sahada bilhassa kronik/kalıtımsal hastalıklara bal ve bitkilerden karışımlar yaparak, hastaların şifasına hizmet için sunan birisiyim. Zaman zaman, bilgileri halkımızla paylaşıyor, ilgili ve yetkili mercilere de basın yoluyla bildiriyorum. 1998-2008 yılları arasında üniversitelere ve bilim dünyasına 11 defa çağrıda bulundum. Bir tarafta halkının çok önemli buluşlarını, çağrısına rağmen görmezden/duymazdan gelen, ilgi ve alaka göstermeyen üniversite yapısı, diğer taraftan yabancılar bir buluş yaptı mı onların buluşlarını halkımızın bilgisine özenle ileten, ilgi gösteren medya. Bu beni çok yaralıyor!

Buluşlarınızın değerlendirilmesi için ne gibi gayretleriniz oldu?

Balın içinde bulunan bazı maddelerini zenginleştirerek çok iyi sonuç almıştım. Bu karışımı insanlığın hizmetine sunacağımdan bir analiz merkezine başvurdum. Ancak bana resmi olarak ne belge, ne de analiz sonuçları verildi!

Bunun üzerine bir arkadaşım vasıtasıyla Almanya‘nın Münih şehrinde numune analizi yaptırdım. Sonuç iyi çıktı. Benden iyi de bir para karşılığında bu karışımın formülünü istediler. Ancak ben bu teklifi kabul etmedim. Böyle bir buluş ülkeme mal olmalıydı. Biliyordum ki, ülkeler kendilerini dünyaya tanıtmak için fonlar kurmakta ve milyonlarca dolar harcamaktadırlar. Böyle bir buluş/buluşlar benim ülkemi dolar harcamadan dünyaya tanıtabilir diye düşünmüştüm.

Kanser için yaptığım karışım Avusturya‘da bitkisel tedavi yöntemi ile hastalarını tedavi eden bir Alman profesör tarafından incelenmek üzere aldırıldı. Araştırmalar bir süre sonra olumlu sonuç vermişti. "Biz bunu kapsüle dönüştüreceğiz, bize toz halinde gönder" dediler. Ancak alet ve edevat bakımından imkânsızlık içinde olduğumuzdan toz edecek durumda değildik. Formül kısmen elimizden gider endişesiyle bu girişim de sonuçsuz kalmış oldu.

YÖK, bilimsel buluşa engel

Çalışmalarınızla ilgili olarak yurtdışı temaslarınız oldu mu?

1995 yılında bir bayan doktor bizi telefonla arayarak, "Üniversitemize bağlı tıp fakültesi hastanesi Onkoloji bölümüne ABD‘den gelen Onkolog Profesör‘ün benimle görüşmek istediğini söyledi. Ve bizi üniversiteye davet ettiler. Yüreği insan sevgisi ile dolu olduğunu gördüğümüz bilim adamı ile 3-4 saat konuştuk. Kendisinin ABD‘den geldiğini, gelmeden kısa bir süre önce ABD Sağlık Bakanlığı bünyesinde 250 onkoloğun katıldığı bir konferansta bir bakanlık yetkilisinin, "Şunu itiraf edelim ki, şu an kanser hastalığını gerektiği gibi tedavi edemiyoruz. Sizler dünyanın çeşitli yerlerine gideceksiniz. Gittiğiniz yerlerde kanser tedavisi ile ilgili her duyumu değerlendirin" dendiğini bize aktardı. Bu münasebetle bizim kanserle ilgili çalışmalarımızı duyduklarını ve değerlendirmek istediklerini söylediler. Biz de gerekli bilgileri verdik. Bunun üzerine bizim karışımlarımızı 1000-2000 hastaya uygulayacaklarını, tedaviye uygun cevap gelirse neticeyi bilim ve tıp dünyasına açıklayacaklarını söylediler.

Türkiye‘de yeri yok!..

Üç-beş uygulama yapılmıştı ki, bizi yine bir telefonla üniversiteye davet ettiler. Kalkıp gittim. Hoca son derece üzgündü. Türkiye‘de bitkisel tedavinin yasal tedavi içerisinde yerinin olmadığını öğrendiğini, bunun çok üzüntü verici olduğunu, geldiği ABD‘de, Avrupa‘nın önemli bir bölümünde, Rusya‘da, Uzakdoğu‘da, bitkisel tedavinin hem yasal ve hem de yaygın olduğunu, adı geçen ülkelerin eczanelerinin önemli bir bölümünün bitkisel droglar, şifalı sularla dolu olduğunu, Türkiye‘deki bu durumu öğrenince hastalar arasında anket yaptığını, hastaların yüzde 84‘ünün gizli gizli şifalı bal, bitki ve şifalı suyu yatağının altında, çarşafın arasında, poşetin içerisinde bulundurarak kullandıklarını tespit ettiğini anlattılar.

Bunun üzerine hoca, meslektaşlarıyla bulundukları ilin bir televizyonunda, "Kanser nasıl tedavi edilmelidir?" başlığıyla bir tartışma programı yaptıklarını, orada "Şu an kanseri kesin olarak tedavi edemiyoruz. Öyleyse bu hasta insanlara şifasına inandıkları bal, bitki, su şeklindeki maddeleri kullanmalarına izin verelim de hiç olmazsa psikolojik olarak ölümü her gün bekleyerek ölmesinler!" dediklerini anlattı. Bugün ülkemizin bilim anlayışına ve üniversitelerimize yön veren YÖK, bu ruha muhtaçtır.

Hem gıda, hem de şifa

Başka neler söylemek istersiniz?

Allah (cc), Kur‘an-ı Kerim‘de Nahl suresinin 68-69. Ayeti kerimelerinde şöyle buyurmaktadır:

Rabbin bal arısına: Dağlardan, ağaçlardan ve insanların yaptıkları çardaklardan kendine evler (kovanlar) edin. Sonra meyvelerin her birinden ye ve Rabbinin sana kolaylaştırdığı yaylım yollarına gir, diye ilham etti. Onların karınlarından renkleri çeşitli bir şerbet (bal) çıkar ki, onda insanlar için şifa vardır. Elbette bunda düşünen bir kavim için büyük bir ibret vardır

Aklımızı işlettiğimizde birtakım araştırmalara girişiyoruz ve görüyoruz ki, gıda olarak kullandığımız bal, bazı hastalıkların şifası olabiliyor.

Bizim bal ve çeşitli bitkileri kullanarak yaptığımız budur. Akıl ürünü olan bu buluşlar vahye dayanıyor diye laboratuara koyamayız, analiz edemeyiz denilebilir mi?

İnsanlığın ihtiyaçlarının giderilmesi ve her türlü gelişme adına bilgiyi bulduğu yerden alan, ayırımcılık yapmayan, değerlendirici, yapıcı bir zihniyete sahip bir anlayışla üniversitelerimiz yeniden yapılandırılmalıdır.

Şifayı Allah verir

Size başvuran hastaların hepsi şifa bulup iyileştiler mi?

Böyle bir soru sorduğunuz için teşekkür ederim. Hastalığını ya da hastasını mevcut tıp imkânlarıyla tedavi ettiremeyen çaresiz insanlar; bal, bitki, şifalı su şeklinde doğal tedaviye yöneliyorlar. Ancak denetimden uzak bu sahada, maalesef istismarlar söz konusu olmaktadır.

Bazı başvuranlar; "Garanti iyileştirir mi?" bazı başvurulanlar da "Garanti iyileştirir" demektedirler. Böyle bir yaklaşım çok yanlıştır, ahlâki de değildir. Bize başvuranlar bilirler ve bilmeliler ki; şifayı Allah (cc) verir. İnsanlar ancak vesile olurlar. Allah‘ın ilminde olan bir şeyin garantisini insan veremez. Dolayısıyla bize başvurup "Münir Sultan Macunu"ndan kullanan birçok kimse tamamen, bazıları kısmen fayda görmüşler, bazıları ise fayda görememişlerdir.

Bizim işimiz araştırmak...

Son zamanlarda üzerinde çalıştığınız konu nedir?

Kemik erimesinin iyileşmesine ve sperm hücrelerinin azlığından ve cansızlığından kaynaklanan kısırlığın tedavisine yardımcı olmaya matuf çalışmalarımızı tamamladık. Üzüldüğüm şudur ki, ne buluşlarımıza rağbet ediliyor ne de fikirlerimize. Böylece benim ülkeme de, insanıma da yazık oluyor. İnsanlığa iki yeni buluş daha hediye ediyorum; Kemik erimesi ve sperm çoğaltan, canlı hale getiren karışımlar, acaba birilerinin ilgisini çeker mi?  1997 model bir otomobilin Avrupa menşeli beyni 1000 TL, aynı beynin yerlisi ise 100 TL. Kaliteyi, üstünlüğü batı ve batılılarda arama ve görme hastalığında olan beyinler bu hastalıktan kurtulmadıkça/kurtarılmadıkça, bizim bütün insanlığın muhtaç olduğu buluşlarımız hiç kimsenin ilgisini çekmez.  Ülkemizde öncelikle bu anlayış noktasında devrim yapılması gerektiğine inanıyorum. Bu buluşlarımla ilgili daha önce Cumhurbaşkanlığına, Başbakanlığa, Sağlık Bakanlığı‘na, bilim dünyasına, üniversitelere çağrı yapmıştım. Kanserle ilgili çalışmalarıma bir üst düzey kurumumuz ilgi gösterdi ve karışımlarımızı incelemeye aldılar ve bir yıldır devam ediyor. Onun dışında yeterli ilgi gösterilmiyor. Biz buna rağmen çalışmalarımıza devam edeceğiz inşallah.

Muhabir: Haber Merkezi