Mahkemede tanıklık yapan Avukat Amal Sawadi, Irak‘taki vahşeti anlatırken, "Çok kötü kokulu çuvalları Iraklı mahpusların başına geçirerek bir hayvan taşıma aracına koyup üst üste insanları yığarak götürüyorlar. Tabii Amerikalı işgalciler evlere girdiğinde değerli ziynet eşyasını, tapu gibi resmi belgeleri, araba ruhsatını, paraları çalıyorlar. Kadın mahpusları arzu ettikleri yerlere götürüyorlar" ifadelerini kullandı. Irak Dünya Mahkemesi‘nin 25 Haziran günkü oturumunda söz alan Iraklı Avukat Amal Sawadi‘nin söyledikleri Irak‘ta yaşanan baskının ve işkencenin sınır tanımadığını gösteriyordu. 3 yıla yakın bir zamandır Iraklı masum insanları yıldırmaya ve sindirmeye çalışan ABD ve işbirlikçileri, mahkemede tanıklıkların yaptığı konuşmaların her kelimesinde mahkum ediliyor ve lanetleniyordu.
Irak‘ı hapishane yapmak istiyorlar
Iraklı tutuklu ve savaş esirlerinin hakları için mücadele eden Avukat Amal Sawadi, "Tutuklamalar, gözaltılar ve hapishane koşulları" hakkında korkunç bilgiler verdi. Mahkeme heyetine ve izleyicilere, "Gerçek problemlerle sizin huzurunuzda bulunuyorum" diyen Sawadi, "Belki vicdanları ölmemiş insanlar kafamdaki onlarca soruya cevap verebilir" dedikten sonra sorularını sıraladı ve yaşadıklarını anlattı.
İşte ABD demokrasisi
Iraklıların gözaltına alınma ve hapse atılma süreci hakkında bilgi veren Amal Sawadi şunları anlattı: "Gayri hukuki ve gayri kanuni bir takım işlemler sonucunda hapse atılıyor Iraklılar. Sindirme politikası tutuklama sürecinden başlıyor. Önce bir helikopter evin üzerinde uçuyor, silahla donatılmış askerlerle dolu birkaç zırhlı geliyor. Gecenin bir yarısında, herkesin uykuda olduğu sırada ansızın eve giriyorlar. Haliyle makul bir şekilde girilmiyor eve. Birtakım patlatıcılarla dış kapıyı, iç kapıyı yıkarak giriyorlar. Askerler içeri girip herkese silahlarını doğrultuyor. Erkeklerin ellerini bağlayıp kadın ve çocukları bir tarafa erkekleri başka tarafa koyuyor ve kadınları erkeklerinin gözü önünde aramaya başlıyorlar. Kadınların elbisesini giymesine bile izin vermiyorlar, bu onların demokrasileri tabii..." Amerikalı askerlerin bu baskınlar sonucunda bazen ailenin tamamı, bazen sadece erkekleri tutukladığını anlatan Sawadi, Irak‘taki hapishanelerle ilgili araştırma yaptığı sırada öğrendiklerini ise şöyle ifade etti: "Evin içindeki her şeyi kırıyorlar, ateş ederek, patlatıcıyla, göz yaşartıcı bombayla... Çok kötü kokulu çuvalları Iraklı mahpusların başına geçirerek bir hayvan taşıma aracına koyup üst üste insanları yığarak götürüyorlar. Tabii Amerikalı işgalciler evlere girdiğinde değerli ziynet eşyasını, tapu gibi resmi belgeleri, araba ruhsatını, paraları çalıyorlar. Kadın mahpusları arzu ettikleri yerlere götürüyorlar. Sonra soruşturma faslı başlıyor. Neyi sorguluyorlar, neyle itham ediyorlar? Bunları sorduğumuzda, ellerindeki maddi delilleri, avukatı var mı, savunabiliyor mu diye sorduğumuzda maalesef elimiz boş dönüyoruz. Tutuklu için hukuki bir belge düzenleniyor mu? Maalesef böyle bir şey yok."
Din adamlarına sapkın tacizler
Irak‘ta kadınların tecavüze uğradığını fakat bunların dünya kamuoyuna duyurulmadığını söyleyen Sawadi, Amerikalılar‘ın işkence konusunda uzmanlaşarak çalıştığını belirterek din adamlarının da özellikle çok kötü muamelelere maruz kaldığını söyledi: "Çok önemli bir sorun yaşanıyor bugün Irak‘ta. Din adamlarımız işgalcilere karşı durduğu için tutuklanıyor. Amerikalı askerlerin, bir cami imamını alıp ilk yaptıkları şey sarığını yere atmak, sakalından tutup itip kakmak, yerlerde sürüklemek. Irak toplumunu psikolojik olarak çökertmek istiyorlar. Irak‘ı büyük bir hapishane olarak düşünüyorlar. Birtakım cinsel sapıklıkları din adamlarına uygulamaya çalışıyor, üzerine işemeye kalkışıyor, çırılçıplak soyuyorlar. Irak toplumunun saygı duyduğu bir makamı bu şekilde aşağılıyorlar."
"BM, işbirlikçi ve boyun eğen oldu"
BM‘yi Irak Dünya Mahkemesi‘nde değerlendiren BM eski Genel Sekreter Yardımcısı Halliday: Irak Dünya Mahkemesi‘nin ikinci gününde jüri karşısına çıkan tanıklardan biri de Birleşmiş Milletler eski Genel Sekreter Yardımcısı Denis Halliday‘di. Halliday Birleşmiş Milletlerin Irak savaşı ve işgali sırasındaki tavrı üzerine tanıklık yaptı. Halliday Birleşmiş Milletler Güvenlik Konseyi kararlarına değinerek başladığı konuşmasında "1945‘ten beri manipüle edilen güvenlik konseyinin güçlülerin çıkarları doğrultusunda hareket etmeye başladı" dedi. Birleşmiş Milletler‘in Irak‘ı başarısızlığa uğratmak için Amerikan güdümlü yapılandırıldığını söyleyen Halliday "BM korkunç sonuçlara neden olan silahların yerleştirilmesine, uçuşa yasaklı bölgelerde yapılan yasadışı bombalamalara ses çıkartmadı, kendi şartlarını ihlal etti, insan hakları bildirgesinin maddelerini ihlal etti, çocukları koruyamadı" diye konuştu. Irak işgaliyle birlikte kandırılmaya niyetli olan herkesin nasıl kolayca kandırılabildiğinin görüldüğünü söyleyen Halliday " Tüm dünya ümitsizce kitle imha silahları saçmalığına inanmaya çalıştı. Blair 45 dakika içinde Irak‘ın Londra‘ya korkunç bir saldırı yapabileceğini söyledi, insanlar da inandı. BM Irak‘ın egemenliğini Amerika ve Britanya askeri müdahalesinden koruma çabasına girmedi" dedi. Irak istilasının BM şartının 42. maddesindeki yetki olmaksızın başlamasının uluslararası hukukun ihlali anlamına geldiğine değinen Halliday "Suçlamalar Bush ve Blair‘e yöneltilmelidir. Bush ve Blair fiziksel ve zihinsel devlet terörizmini kullanmakla suçlanmalıdır" diye konuştu. BM‘nin devlet terörizmini tanıma konusunda hala ürkek davrandığını belirten Halliday "BM işbirlikçi ve boyun eğen oldu, Irak halkını korumak için hiçbir şey yapmadı, trajik bir biçimde bütün yaşananları sessizce izledi, genel sekreter de kendini tamamen bu işin dışında tuttu" dedi.
"Amerikan ordusu ilaç yerine bomba atıyor"
Irak Dünya Mahkemesinin ikinci günü "Irak‘ın istilası ve işgali" başlıklı oturum .... Amerikalı bağımsız gazeteci Dahr Jamail ikinci günün ilk tanığı olarak Irak deneyimini aktardı. Anaakım medyanın haber yapma tarzından memnun olmadığı için Irak işgali başladıktan sonra ülkeye giden Jamail işgal sırasında yaşanan hak ihlallerini kayda düşmeye başlamıştı. İnternetten yayınladığı haberlerle Irak işgalinin gerçek yüzünü aktarmaya yardımcı olan Jamail tanıklığında Iraklılarla yaptığı görüşmelerden notlar aktardı. "2004 yılında uzun süre tutuklu kalan bir devlet memuru ile görüştüm. Ali Abbas Bağdatlıydı. İşgalin başlamasından itibaren o kadar çok komşusu ve arkadaşı tutuklanmış ki, arkadaşlarının akibetini sormak için üç kez Amerikan üssüne gitmiş. Dördüncü gidişinde Amerikalılar onu da tutuklamışlar. Abbas üç ay boyunca Ebu Garib‘te tutulmuş. Abbas Ebu Garib‘te çıplak mahkumların üstüste konulduğunu, cinsel organına elektrik verildiğini, aç, susuz, uykusuz bırakıldıklarını, ellerinden tavana bağlanarak uzun zaman öylece bırakıldıklarını, kutsal kitaba saygısızlık yapıldığını anlattı. Kadın bir asker amaçlarını Abbas‘a ‘Bizim derdimiz sizi cehenneme göndermek‘ diye açıklamış." Sağlık hizmetlerindeki gerilemenin ve içme suyunun sağlıksızlığının ülkede salgın hastalıkların da başlamasına neden olduğuna dikkat çeken Jamail "Amerikan askerleri Irak‘a sadece bomba gönderiyorlar, ne ilaç var ne de başka bir şey. Iraklı doktorlar kaçırılıyor, gözaltına alınıyor, sağlık hizmetleri genç ve malzemesiz doktorlara kalıyor" diyerek Irak‘taki durumun ciddiyetini aktardı. Irak‘ta işgal sonrası tıbbi malzemelerde de ciddi sorunlarla karşılaşıldığına değinen Jamail "hastanelerde başa çıkılamayacak kadar çok hasta var, cerrahi müdahale yapılamıyor, zira malzemeler eksik, elektrik ve su kesintileri sürekli hale geliyor. Durum şu anda savaş öncesi ambargo döneminden de daha kötü. Varolan malzemelerin dağıtım kontrolü Amerikalı askerlerin elinde" diye konuştu.
Irak‘taki savaşta kural yok
Mahkemeye tanık olarak katılan ABD Hava kuvvetlerinde asker olan ve Irak‘ta yaptıklarından utandığı için askerlikten ayrılan Tim Goodrich ise öncelikle ABD‘deki yoksul ve işsiz gençlerin orduya alındığını belirtti. Goodrich, Irak‘taki tanıklıklarını şöyle anlattı: "Pek çok insan orduya katılmayı yurttaşlık bilincinin bir parçası sanır. Ordu eğitimi insanların moralini bozmaya ve sadece ordu kurallarına itaat eden insanlar olarak hayatlarını sürdürmelerine çalışır. İnsan vücutlarını gösteren hedefleri vurmanız istenir, böylece gerçek hayatta daha kolay vurursunuz. Hiçbir zaman barıştan bahsedilmez, çünkü o zaman hazırlıksız hissederiz. En önemli görev öldürmektir." Irak‘ın bombalanmasının 19 Mart 2003‘ten çok önce başladığını bildiren Goodrich, "Ben tanığıyım, çünkü Suudi Arabistan‘da görevliydim. "İtalyan bir gazeteci bunu iletmeye çalıştı ama bu haber hiçbir şekilde yerine ulaşmadı. Çok yanlış istihbaratlar yapıldı ve bu yüzden masum insanlar tutuklandı." dedikten sonra şu bilgileri verdi: "Ben görev yaptığım süre boyunca duyduğum ‘Bütün Ortadoğu‘yu bombalamamız lazım‘ cümlesi için her seferinde bir dolar alsaydım bugün zengin olurdum."
İşkenceyi örtbas ettiriyorlar
Konuşmasında, yaşadıklarından örnekler sıralayan Tim Goodrich‘in verdiği örneklerden bazıları şöyle: "Bir olay yaşandı ve bunun sonucunda dört tutuklu öldürüldü. Bunun fotoğrafı çekildi. Amerikan askeri ölü Iraklı‘nın kafasına ateş ediyordu fotoğrafta. Bu bir kez yaşanmadı, Amerikan askerlerinin birçoğu yaptı bunu. Çünkü askerler ailelerinden uzakta kalmaya alışkın değiller. Sonunda umutsuzluklarının acısını Iraklılar‘dan çıkarmaya çalışıyorlar. Bu süreçte verilen antidepresanlar da bu ruh halini değiştirmeye yaramıyor. Askerler, en kötü muamelelere maruz bıraktıkları tutuklulara ‘Soran olursa siz sadece kamyondan düştünüz‘ diye tembih ediyor..."



