Mustafa Erdoğan‘ın Star‘daki yazısının başlığı: "HSYK yargının YÖK‘üdür". Erdoğan, HSYK‘nın yargının bağımsızlığını değil, yargı içindeki bir zümrenin otokrasisini temsil ettiğini vurgulayarak, yeni bir yapının kaçınılmaz olduğunu vurgulamış:
"Son olayların belki de en büyük faydası Hakimler ve Savcılar Yüksek Kurulu‘nun kamu önünde daha kapsamlı olarak tartışılmasına yol açması oldu. Bu Kurulla ilgili olarak şimdiye kadar yapıla gelen tartışma, esas olarak, Adalet Bakanı ve müsteşarının Kurulda yer almasının yargı bağımsızlığıyla ‘uyumsuzluğu‘ etrafında dönüyordu.
Evet, Bakanın üyesi olmadığı bir HSYK belki yürütmeden bağımsız olabilir, ama ne var ki ‘HSYK‘nın bağımsızlığı‘ otomatik olarak yargıçların da bağımsızlığı anlamına gelmiyor. Bu Kurulun yakın geçmişte iki ayrı savcıyı keyfi bir şekilde görevden uzaklaştırmış olduğunu ve Şemdinli savcısı olayında Bakanın ihraç kararına muhalif kalmış olduğunu hatırlayalım. Bu da HSYK‘nın yürütmeden bağımsız hareket edebildiği durumda bile gerçek anlamda bağımsız olamadığını gösteriyor. Çünkü, HSYK ‘yürütme‘den bağımsız hareket ederken, bunu hakim ve savcıları daha da bağımsızlaştırmak için değil, Devletçi hassasiyetleri korumak adına yapıyor. Esasen, HSYK kararlarına karşı yargı yolunun kapatılmış olmasının da asıl amacı budur.
Nitekim, HSYK hakim bağımsızlığını güvence altına almak yerine, bütün bir sivil yargıyı Devlet vesayeti altına almak amacıyla kurulmuştur. Aynen üniversiteler söz konusu olduğunda YÖK‘ün sahip olduğu konum ve işlev gibi. Türkiye‘de yargıçların Devletin tarafı olduğu veya Devletçi hassasiyetlerin söz konusu olduğu davalarda Devletten yana taraflı hareket etmelerinin bir nedeni de işte bu HSYK vesayetidir. Oysa, bağımsızlık tarafsızlığı sağlamak içindir. Yargıçlar yürütme karşısında olduğu kadar ‘Devlet‘ karşısında da bağımsız davranamadıkları sürece adil kararlar veremezler.
(...) Evet HSYK hakimlerin bağımsızlığını değil, yargı içindeki bir zümrenin otokrasisini temsil etmektedir. Sisteme bakınız: Bakan ve müsteşar dışındaki HSYK üyeleri Yargıtay ve Danıştay tarafından seçilmektedir, ama zaten Yargıtay üyelerinin tamamını ve Danıştay üyelerinin ise dörtte birini bu Kurul seçmektedir. Tam bir kapalı devre yani. (...)
Yargıdaki bu aristokrasinin aynı zamanda ideolojik bir boyutu da var. Yani, Yargıtay ve Danıştay‘ın uyguladıkları seçim yöntemi resmi ideolojiyi benimsemeyen herhangi bir yargıç veya savcının HSYK‘ya -ve ayrıca Anayasa Mahkemesi‘ne- üye seçilmesine hemen hemen hiç şans bırakmıyor. (...)
Evet, yargının YÖK‘ü olan HSYK‘yı kaldırıp, yerine kimi Batı demokrasilerindeki örneklere benzer, demokratik esaslara uygun yeni bir kurul getirmek gerekiyor."





