Dışişleri Bakanı Ahmet Davutoğlu, herhangi bir ülkeye yaptırım uygulanmasına ilke olarak karşı olduklarını ve İran‘a da nükleer enerji projesinden dolayı yaptırım uygulanabilecek psikolojik zeminin son anlaşmayla ortadan kalktığını söyledi.
İstanbul‘da bir gazeteci grubuyla sohbet toplantısı yapan Davutoğlu, Brezilya ve Türkiye‘nin İran ile yaptığı uranyum takasına ilişkin anlaşmadan sonra bütün tarafların ve özellikle İran‘dan taleplerde bulunan Batılı ülkelerin yeni duruma uyum sağlama dönemine girdiklerini belirtti.
İran‘ın 1200 kilogram yüzde 3,5 oranında zenginleştirilmiş uranyumu Türkiye‘ye teslim etmesi ve 11 ay içinde Uluslararası Atom Enerjisi Kurumu ve konuyla ilgili ülkelerin de İran‘ın sivil ihtiyaçları için yüzde 20 oranında zenginleştirilmiş uranyumu İran‘a verilmek üzere Türkiye‘ye teslim etmesini öngören anlaşma, Tahran‘da Türkiye, Brezilya ve İran liderlerinin katıldığı törende üç ülkenin dışişleri bakanları tarafından imzalanmıştı.
"Anlaşmada boş bırakılmış bir şey yok" diyen Davutoğlu, "Amaç yaptırımları sona erdirmek miydi?" sorusuna, "Hayır. Amaç anlaşmadaki işlemin tamamlanmasıdır. Güven ortamını sağlamaktır. Yaptırımların psikolojik zemini kalmamıştır" cevabını verdi.
Dışişleri Bakanı Davutoğlu, zaten hem uluslararası toplumda, hem de BM Güvenlik Konseyinin daimi üyeleri arasında İran‘a yaptırımların ileri götürülmesi konusunda ortak bir tutum olmadığına işaret etti.Tahran‘daki anlaşmanın ABD Başkanı Barack Obama‘nın "çok taraflı angajman" yaklaşımının bir başarısı olduğunu belirten Davutoğlu, genel beklentinin Tahran‘daki müzakerelerden sonuç alınamayacağı yönünde olduğunu, ancak şimdi çıkan yeni duruma ilgili ülkelerin uyum sağlamaya çalışacaklarını ifade etti.
Davutoğlu, Rusya‘nın yeni durumda yaptırımların gündeme gelmesine karşı çıktığını da bildirdi.
"Yaptırımlara ilke olarak karşı çıktıklarını, Ermenistan ile normalleşme sürecinin de bu ilkenin bir parçası olduğunu" vurgulayan Davutoğlu, İran‘a yaptırımların genişletilmesi halinde Türkiye‘nin zarar göreceğini söyledi.
Davutoğlu, şöyle devam etti:
"Benim komşuma yaptırım gündeme geldiyse, ben seyirci kalmam. İran‘ın 10 yıl sonra doğuracağı muhtemel tehdit beni ilgilendirmiyor. Beni ilgilendiren, şu anda dünyanın 16. büyük ekonomisi olan Türkiye‘nin bu alanda 10. sıraya gelmesidir. Ne istiyorlarsa, karşılığı bu metinde (uranyum takası anlaşması) var. Ne istediklerinin kayıtları da bizde var."
Şimdiki süreçte en kötü olasılığın İran ve Batılı liderlerden gelebilecek ve kamuoylarını provoke edecek açıklamalar olacağını vurgulayan Davutoğlu, "Psikolojik faktör, yol kazası, o noktada olur" dedi.
Barış ve istikrarın tesisini esas aldıklarını anlatan Davutoğlu, kendileri için ulusal çıkarların önemine de işaret etti. İran‘a halen uygulanan yaptırımlar olmasa Türkiye-İran ticaret hacminin beş yılda 30-40 milyar dolara çıkarılabileceğini belirten Davutoğlu, 1991‘deki Körfez Krizi ve Körfez Savaşı yüzünden Irak‘a 2,5 milyar dolar olan ihracatın bir anda sıfırlandığını hatırlattı.
"Ben Van‘daki ticareti düşünüyorum, Orta Asya ile kara yolu bağlantısının sürmesini düşünüyorum, kışın doğal gaz sıkıntısı çekilmesinden kaygılanıyorum" diyen Davutoğlu, en şiddetli yaptırım talebinin bölgede uluslararası denetim altında olmamasına rağmen nükleer silaha sahip olan İsrail‘den geldiğini belirtti ve İsrail‘in bölgede uluslararası denetim altına girmemiş, ama nükleer silaha sahip bir ülke olduğunu hatırlattı.
Türkiye‘nin nükleer enerji konusunda çok geç kaldığını, Enerji ve Tabii Kaynaklar Bakanıyla bu açığı kapatmanın yollarını değerlendirdiklerini anlatan Davutoğlu, iki yılda bir trilyon dolar, on yılda da iki trilyon dolar milli gelir hedefi olan Türkiye‘nin enerjiye ihtiyacı olduğunu vurguladı.
Uranyum gibi maddelerin nükleer amaçlarla zenginleştirilmesi sürecini bazı ülkelerin tekellerine alamayacaklarına işaret eden Dışişleri Bakanı, mevcut uluslararası antlaşmaların bu tekelleşmeye izin vermemekle birlikte, kuralların her ülkeye kesin ve tarafsız biçimde uygulanması gerektiğini ifade etti.
Davutoğlu, uranyum zenginleştirme teknolojisinin belli ülkelerin meşru hakkı olarak sınırlandırılmasının yeni bir OPEC oluşturmasından endişe ettiğini bildirerek, "Sorumlu ve hesap verebilir aktörlere bu izin verilmeli. Bunlar da BM üyeleridir" dedi.
"Bu anlaşmanın Türkiye tarafından kotarılmasının yol açtığı rahatsızlıklar da var" diyen Davutoğlu, Türkiye‘nin diplomatik performansıyla uluslararası düzende bir paradigma değişikliğinin söz konusu olduğunu belirterek, şöyle devam etti:
"Türkiye olayları seyretmiyor, vizyonu var ve ön alıyor. Alanda diplomasi yapıyor. Bu, riskli, alışkanlıkları bozan bir politika, ama çıtayı bu kadar yükselttikten sonra zorunlu olan politika."



