"Bir cevap için kapısını çaldım Türkiye Partisi Genel Başkanı Şener‘in, bambaşka bir sürpriz cevapla ayrıldım: "Başbakan niye 28 Şubat ve 27 Nisan e-muhtırasıyla yüzleşmiyor?
Bakın bakalım 28 Şubat‘ın mimarlarından Çevik Bir Paşa, Başbakan‘a yakın hangi şirketlerde danışmanlık yapıyor? Hükümet ve Başbakan‘la ilişkisi ne? Başbakan, askerle işbirliği içinde..." yukarıdaki ifadeler Vatan gazetesinden Mine Şenocaklı‘ya ait... Devamında ise Şener‘in gündeme damgasını vuracak ilginç açıklamaları yer alıyor... İşte o açıklamaların satır aralarında yer alan ifadeler:
28 Şubat‘ın bir postmodern darbe olduğu konusunda genel bir mutabakat var. Niye 28 Şubat‘la yüzleşmiyor bu hükümet? Çünkü hukuken sonuç alınabilecek bir süreç. Hatta başka bir şey söyleyeyim, Başbakan 28 Şubat‘la ittifak, işbirliği halindedir.
- Nasıl?
- Gelişmelere baktığınız zaman süreçler bunu doğruluyor. 28 Şubat‘ın en fazla bilinen isimlerinden biri Çevik Bir Paşa şu anda nerede, ne iş yapıyor, hükümet ve Başbakan‘la ilişkisi ne? Başbakan‘a yakın bazı firmalarda danışmanlık yapıyor mu, yapmıyor mu? Veya 28 Şubat‘ta Sincan‘da tankları yürüten bir askerin şimdi çok hızlı bir şekilde terfi etmiş olmasını neye bağlıyorsunuz? Önce Birinci Ordu Komutanlığı‘na, arkasından Kara Kuvvetleri Komutanlığı‘na atanmıştır bu YAŞ sürecinde. Bu neyin nesi? Ve bazı çevreler ‘Evet, bu YAŞ kararlarına Başbakan damgasını vurdu‘ diyor. Nasıl bir ilişkidir bu o zaman?
- Siz o bahsettiğiniz dönemde Erdoğan‘la birlikte çalışıyordunuz... İşbirliği içinde derken o zamandan ipuçları var mıydı bunun?
- O gün yaşanan süreçler, asker ve hükümet ilişkileri ben bıraktıktan sonra başka bir kulvara girdi. Bu kulvarda Türkiye demokratikleşiyor diyenler var. Ben de diyorum ki ne değişiyor? Bir kavga var, Türkiye savruluyor. Ben şunu kastediyorum, ikide bir askerin içinde olduğu garip operasyonlar oluyor. İşte Balyoz davası...
YAŞ kararları öncesinde bir-iki subay hakkında tutuklama kararı verildi, arkasından hepsi kaldırıldı. Veya Ergenekon sürecinde yaşananlar... Daha sonra Iğsız Paşa‘nın tam da terfisi öncesinde olanlar... Bütün bunlar asker-hükümet ilişkilerinde bir yerlere konuluyor. Ben de diyorum ki, hükümet 12 Eylül‘ü yargılanamaz hale getiren geçici 15. Madde‘yi değiştiriyorum derken kamuoyunu yanıltıyor. Sadece bu Anayasa paketiyle değil kamuoyunu yanıltması, aynı zamanda bu asker-hükümet ilişkilerinde Türkiye‘nin demokratikleştiği gibi bir izlenim verilmeye çalışılıyor ama ben ortaya çıkan tabloya baktığımda başka bir şey görüyorum.
27 Nisan e-bildirgesini yayınlayanlarla bu yakın işbirliğiniz nereden geliyor? Bunca yaşanan sürece rağmen... Veya 28 Şubat sürecinin aktörleriyle ilişkiniz nedir? Bu yakınlık nereden geliyor? Yani "Biz geçici 15. Madde‘yi kaldırıyoruz. 12 Eylül Anayasası‘nı hazırlayan o dönemki darbecilerden hesap soracağız" deyip kamuoyunu yanıltmayın.
- Peki sizce askerle bu işbirliği Ergenekon sürecinde de bir işbirliğini içeriyor mudur? Ve bu işbirliği nasıl bir işbirliği? Bir de Erdoğan ile Büyükanıt‘ın hâlâ muamma olan Dolmabahçe görüşmesi var...
- Bu işbirliğinin ticari işbirliği olup olmadığı da başka bir şey, siyasi bir işbirliği olup olmadığı da... Ama bu konunun ayrıca bir yere konulması lazım...
"Erbakan bir ekoldür ama Erdoğan bir şey değildir"
Erbakan‘la görüşme talebi sizden mi gitti?
- Evet. Zaten görüşmek istiyordum. Ramazan‘ın da başına rastladı, iyi oldu.
- Bu görüşmenin Saadet Partisi‘nde yaşananlarla ilgisi yok diyorsunuz...
- Hayır, hiç ilgisi yok. Yani ben orayla bağlantılı bir planlama yapmış değilim... Hatıraları konuştuk.
- Birini paylaşabilir misiniz bizimle?
- Erbakan, yoğun çalışmaktan söz ederken, insanın kendine de vakit ayırması gerektiğini söyledi. Ben birden, "1992‘den 1997‘nin sonuna kadar beni o kadar çok çalıştırdınız ki, ne cumartesim vardı, ne pazarım... Gece gündüz koşuşturmaktan evi ve çocukları ihmal ettim. 1997‘de bakanlık görevim bittikten sonra şöyle kafamı doğrulttuğumda bir baktım ki, çocuklar büyümüş, her şey elimden gitmiş. Neden o zaman da biraz kendinize zaman ayırın demediniz?" dedim. "O zaman öyle söyleseydim sizi nasıl çalıştırabilirdim" dedi. (Gülüyor)
- O da sizin gibi güldü mü böyle?
- Evet. Şunu düşünebilir misiniz? Sabah kahvaltı yapmadan alelacele evden çıkıp, gece ikide döndüğümde o gün hiç yemek yemediğimi hatırladığım olurdu. Defalarca olmuştur bu... Ama başarı nedir biliyor musunuz, sonuç almak demek değildir. Yani o sandıktan şu kadar oy aldı başarılı oldu, öbürü başarısız oldu diyenlere hiç katılmıyorum ben. Bulunduğunuz konumda, sorumluluk alanınız çerçevesinde ne kadar faydalı olabiliyorsanız o kadar başarılısınız demektir. Bana göre bugün Türkiye‘nin en başarısız insanı Erdoğan‘dır.
- Neden?
2007‘de almış olduğu yüzde 47 oya, tek başına hükümet kurmasına rağmen, bu ülkeyi perişan etti. Ekonomi savruluyor, terör zirve yaptı, sadece toplumu ayrıştırarak, kavga ederek seçmenlerinin zihninde kalmayı ve yerleşmeyi biliyor. Bu tavrıyla da ülkeyi felakete götüren bir adamdır bence.
- Yaptığı hiç iyi bir iş yok mu peki?
- Biliyorsanız söyleyin ben onu meydanlarda konuşurum. Son üç yılı söylüyorum... Bakıyorum, ortada hiçbir şey yok...
- Başka ne konuştunuz peki?
Sohbet ettik. Günümüz sorunlarını değerlendirdik. Öngörüleri, deneyimleri var, birikimlerini paylaştı bizimle. Erdoğan‘ın görevini yapmadığını, sahip olması gereken sorumluluklara uygun bir hükümet kurma anlayışının bulunmadığını, ülkede bir iktidar sorunu bulunduğunu ve bunun aşılması gerektiğini kendi üslubuyla anlattı. Ben de arada görüşlerimi söyledim.
- Erbakan‘la Erdoğan‘ı karşılaştırdığınızda ikisi arasında en temel fark nedir sizce?
- Bana göre Erbakan bir ekoldür ama Erdoğan bir şey değildir...
- Önümüzdeki seçimlerde Saadet‘le bir işbirliği olabilir mi? Yoksa yolunuza tek başına mı devam edeceksiniz?
- "Ne konuştunuz?" diye sordunuz. Türkiye‘yi ve dünya meselelerini konuştuk. Türkiye ve dünya meseleleri deyince bir saat yetmez. "Erdoğan‘ı mı çekiştirdiniz?" diyorsunuz, hiç ilgisi yok. Bizim ele aldığımız, tartıştığımız, paylaştığımız konuların cesameti, büyüklüğü karşısında Erdoğan olayı küçük kalır. Ama iktidar ne yapıyor, Türkiye nereye gidiyor derken ister istemez Erdoğan‘ı da konuştuk...





