Her birimiz farklı yeteneklerle dünyaya geliyoruz. Fakat, üzerimize atılan sözden bombalar kanatlarımızı kırıyor ve uçamaz hale geliyoruz.

Küçüklüğümüzden beri "Sakın elini atma, hiç yapamazsın, senden hiçbir şey olmaz, sözleri ruhumuza ve benliğimize birer bomba gibi düşer ve bizi derinden yaralar. Bir süre sonra gerçekten yeteneksiz olduğumuza işe yaramayacağımıza inanmaya başlarız.

Özellikle, hayatı için yeni hedefler belirleyen ve geleceğe umutla bakan gençler bu sözden bombaların birinci derecede hedefi oluyorlar. Bu tür durumlarda genç öğrenilmiş çaresizliğin esiri oluyor ve kendine olan inancını tamamen kaybediyor. Yeteneklerini inkar ederek, "Ben asla yapamam diyen  genç, bir tür tükenmişlik duygusu yaşıyor ve direnme gücünü motivasyonunu kaybediyor. Çabuk etkilenme ve hassasiyet konusunda gencin genetik yatkınlığın ve çevresel faktörlerin de  büyük etkileri olsa da en derin yarayı sözden bombalar açıyor. Depresif eğilimli gençler, çevrenin, yapamazsın başaramazsın gibi baskıları karşısında iyice umutsuzluğa düşüyor ve kendilerine  olan inançlarını  kaybediyorlar. Bu tür durumlarda çocuklar ne kadar çaba gösterseler de, çevreden gelen bu olumsuz değerlendirmeler neticesinde öğrenilmiş çaresizliğe düşebiliyorlar. Bazı aileler kardeşlerden birini zeki istediği her şeyi elde eden biri olarak tanıtırken diğerine pasif silik biri olarak lanse ediyorlar. Ailenin bu yakıştırmaları çocukların üzerinde zırhtan bir elbise gibi kalıyor ve çocuk kolay kolay değişemiyor. Bu nedenle aileler çocuklarına her zaman olumlu geribildirimler vermeli ve onlara  güzel  cümlelerle hitap etmelidirler. Eğer bunu başarabilirlerse, çocukların başarılarına katkı sağlamış olurlar.

Kırılan kanadını onarabilir

Bir okurumuz ilkokulda öğretmenin onay ve teşvikinin kendisini getirdiği başarıyı şu cümleleriyle ifade etmiş, "İlkokul üçüncü sınıfta annemle babam boşandılar. Annem ikinci bir evlilik yaptı beni de babamın yanına bıraktı. Babam gündüzleri çalıştığı için benimle yeterince ilgilenemiyordu. Küçüktüm, sabahları saçımı taramadan yüzümü yıkamadan okula gidiyordum. Sınıfa girdiğimde arkadaşlarım benimle alay ederlerdi. Ama öğretmen buna fırsat vermezdi. "Benim güzel kızım, arkadaşınız bugün ne kadar sevgi dolu değil mi? Der, teneffüste beni yanına alır yüzümü yıkar saçımı tarardı. Bana her zaman sen çok akıllısın, senden çok başarılı  bir hemşire olur derdi. Onun desteğiyle kendime olan güvenimi yeniden tazelemiştim. Öğretmenimin teşvikiyle liseden sonra hemşirelik okudum. Şimdi işimde çok başarılı bir hemşireyim. İşe başladıktan sonra öğretmenimi ziyaret ettim, beni görünce  çok duygulandı. Kendisine buradan teşekkür ederim..." Çocuk üzerinde aileden sonra en etkili kişi öğretmendir. Öğretmen, çocukla kurduğu olumlu ilişkileriyle onun başarısına katkı sağlayabilir de, onu rencide ederek umutlarını kırabilir de. Verdiğimiz örnekte de olduğu gibi bir çok öğrenci öğretmenin katkılarıyla yaralarını sarabilmekte ve kırılan kanadını onararak yeniden uçabilmektedir.

Muhabir: Haber Merkezi