Büyüklerimiz gençleri acımasızca eleştirirken, "söze, bizim zamanımızda diye başlarlar ve kendi hayatlarından örnekler verirler...

Bu gibi durumlarda gençler de haklı olarak "onlar hiç mi bu türden çatışmalar yaşamadılar? Hiç mi bazı kararlarını kendileri vermek istemediler? Hiç mi tasvip etmedikleri şeyleri yapmadılar? diye sorarlar ve bunun sonucunda da çatışma uzar gider... Ebeveynler, çocukları yerden yere vurmak yerine, kendilerinin de aynı yoldan geçtiklerini ve o dönem en fazla anlaşılmaya ihtiyaç duyduklarını düşünseler yaşadıkları sorunları daha rahat ortadan kaldırabilirler. Fakat nedense büyüklerimiz geçtikleri bu kargaşalı yolları unutarak çocuklarıyla içinden çıkılmaz bir çatışmanın içine giriyorlar. Her şeyden önce büyüklerimiz bunun bir süreç olduğunu bilmelidirler. Çünkü bu süreçte gençler fiziksel duygusal ve zihinsel bazı değişimlerden geçmektedirler. Buna çocukluktan geçiş sürecinin zorlukları da eklenmektedir. Bir yandan kimliğini oluşturma mücadelesi veren genç, diğer yandan seçeceği mesleği, arkadaşlarını, okulla ilgili başarılarını ve toplumun kurallarına adapta olmanın yollarını aramaktadır. Gençler, özerklik için giriştikleri bu yolculuklarında sadece aileyle değil, toplumla okulla da çatışma sürecinden geçmekte ve kimliklerini oluşturabilmek için bu çatışmayı olumlu bir şekilde sonlandırmak istemektedirler. Bir yerde gençler bağımlılıktan kurtularak çevresi tarafından beğenilen takdir edilen biri olmaya gayret etmektedirler.

Birey olduğunun farkına varır

Zorlu bir yolcuğa çıkan genç her şeyden önce, anne babasından farklı özelliklere sahip bir birey olduğunun farkına varır ve buna bağlı olarak kendisine de çevresine de eleştirel bir yaklaşım içinde olur. O güne kadar anne babayı kusursuz birer varlık olarak görmekteyken, bu dönem anne babanın yeniden değerlendirilmesi gerektiğini düşünür ve onları eleştirebilir. Hatta anne babada kusurlar bulabilir, onların beğenmediği tasvip etmediği özelliklerinin olduğunu düşünebilir. Diğer yandan ebeveyn çocuğun büyüdüğünü hiçbir şekilde kabullenemez ve onun çocukluk döneminde olduğu gibi kendisine bağımlı kalmasını ister.

Bu dönemde ebeveyn ile arasına mesafe koyar

Fiziksel ve duygusal değişimlerine ayak uydurmaya çalışan genç çocukluk çağından çıktığını hissetmekte ve kendisine engel olan anne babaya olan yatırımlarının bir kısmını geri çekmek istemektedir. Yani genç, bağımsızlığını elde edebilmek için geçici bir "değersizleştirme" yoluyla kendini bulmaya çalışır. İki nesil arasında vuku bulan çatışmanın temelinde de aslında bu vardır. Yani, genç bu döneme kadar sadece ebeveynini model almış ve onun gibi olmayı istemişken bu dönem geçici olarak onlarla arasına mesafe koymakta ve onların da kusurları olabileceğini düşünmektedir. Burada anne baba bu sürecin geçici bir durum olduğunu bilerek onlarla çatışmamalı aksine iletişim kurmaya ve onları anlamaya çalışmalıdır. Özcan Köknel kuşak çatışmasının en büyük nedeninin iki kuşağın da birbirlerine gönderdikleri iletileri doğru olarak anlayıp çözümleyememeleriyle ilgili olduğunu ifade eder. Bu anlamda her iki tarafın da birbirlerini anlamaya ihtiyaçları vardır. Ancak yaşları ve konumları itibariyle ebeveynlerin daha hoşgörülü ve daha anlayışlı olmaları beklenir. Bu hafta bizlere annesiyle yaşadığı çatışmayı yazan Ş. de mektubunun sonunda bu sorununu şu dizeleriyle ifade etmiş..

Çocuklar arasında adaleti gözetin

Enes bin Malik anlatmıştır: "Bir kadın hazreti Aişe validemize geldi. Aile ona üç hurma verdi kadıncağız iki çocuğuna bir hurma verdi ve bir hurmayı da kendisine ayırdı. Çocuklar hurmalarını yedikten sonra dönüp annelerine baktılar. Kadıncağız dayanamadı elindeki hurmayı ikiye bölüp her birine yarım hurma verdi. Çok geçmeden Peygamber Efendimiz geldi. Durumu ona arz ettiğinde şöyle buyurdu: "Seni hayrete düşüren nedir? And olsun ki, Allah o kadına çocuklarına olan rahmeti sebebiyle rahmet etmiştir"

Çocuklara karşı duyulan sevgiyi ifade etmenin en yaygın olanı, onları kucaklamak, sevdiklerini sözel olarak da ifade etmektir. Üsame İbni Zeyd demiştir ki, "Peygamberimiz beni bir dizine torunu Hasan‘ı öteki dizine oturtur ikimizi eliyle kucaklar ve Ya Rab, şu yavrulara rahmet eyle buyururdu."

Numan bin Beşir şöyle anlatmıştır: Babam benim elimden tutarak Resulullah Efendimize getirdi. Doğrusu ben bu oğluma bir bağışta bulundum, bir köleyi ona hediye ettim dedi. Bunun üzerine Resulullah ona her çocuğuna bunun mislini bağışladın mı? dedi. O da hayır dedi. Efendimiz, o halde verdiğini geri al buyurdu. Diğer bir rivayette ise, Hazreti Peygamber ona bunu diğer çocuklarına da verdin mi diye sordu o da, hayır dedi. Efendimiz, Allah‘tan korkun çocuklarınız arasında adaleti gözetin buyurdu. Bunun üzerine Beşir dönüp verdiği bağışı geri aldı.

Muhabir: Haber Merkezi