Allah Resülü, eğitim ve öğretim konusunda, sadece İslamın ilkelerini anlatmakla kalmamış aynı zamanda bu ilkeleri hayatına aktararak davranışlarıyla da insanlara örnek olmuştur. Yani, Efendimiz tavsiyede bulunduğu ve insanları uyardığı konuları kendi yaşam tarzıyla da göstermiş ve davranışsal olarak da tebliğini sürdürmüştür. Bu insanlar üzerinde oldukça tesirli bir yöntemdir ve geçerliliğini her dönem korumaktadır...

Tebliğ çalışmalarında olduğu kadar çocuk eğitiminde de bu tutarlılığın esas alınması, ifade edilen ilkelerin davranışsal olarak da hayat bulması önemlidir. Çünkü bu, çocuğun doğru davranış modelini benimsemesini kolaylaştırır... Zira her çocuk anne babasının kendisinden beklediği davranışların aktif yansımalarını önce onların hayatlarında görmek ister. Çocuk, bir yandan kendisine verilen bilgileri anlamlandırmaya çalışırken diğer yandan yaşantısal olarak anne babayı örnek almaktadır. Bu çocuğun anne babaya olan güven duygusunu pekiştirir ve aileyi örnek almasını sağlar.

Hazreti Peygamber, Bedir Gazvesi‘nde ellerine düşen esirleri sahabeye teslim ederek, onların misafir edilmelerini istemiştir. Bu yöntemin faydalı olabilecek çeşitli mulahazaları da vardır ancak bu kapsamda esirlerin Müslümanların hayat tarzlarını görüp benimsemeleri de önemli bir yer tutar. Çünkü, insanlar içinde bulundukları gruptan etkilenirler... Nitekim bir Roma atasözü "Sözün yolu uzundur ama yaşanan tecrübelerin kısadır" der ve davranışlarımızın bireyler üzerinde ne kadar etkili olduğuna vurgu yapar.

Çocuklarımıza bırakabileceğimiz en önemli miras, güzel ahlak ve buna dayalı bir hayat tarzını benimsemeleridir. Ancak bunun için, özümüzle sözümüzün bir olması ve çocuklarımızdan beklediklerimizi kendimizde sindirmiş olmamız gerekir. Bu konuda tutarsız davranmamalıyız, çünkü yaptığımız hiçbir şey çoğun gözünden kaçmaz... Ne kadar üstünü örtmeye çalışsanız da çocuk çelişkiyi yakalar ve saf bir niyetle bunu sorar. Sürekli "sakın yalan konuşma çocuğum, yalan çok kötü bir şeydir" diye çocuğuna nasihat eden anne, evin telefonu çaldığında çocuğuna "annem yok de" türünden yönlendirmede bulunduğunda çocuk "ama bana yalan söylemenin kötü olduğunu belirtmiştin" der ve annenin çelişkisini ortaya koyar... Çünkü çocuk anneyi mükemmel görmekte ve ona güvenmektedir. Anne bu davranışıyla çocuğun güvenini sarsmış, ondan istediği ilkeleri kendisi ihlal etmiş dolayısıyla ikna edebilirliğini yitirmiştir.

Anne baba tutumlarındaki tutarlılık ve itidal çocuğun doğru davranış modelini benimsemesi ve sağlıklı bir kişiliğe sahip olabilmesi için şarttır. Bunun için ebeveynler yaptıkları her eylemlerinin, ağızlarından çıkan her sözün, her tutum ve davranışlarının çocuklar için bir ayna olduğunu unutmamalıdırlar. Çocuk hayatı sadece kitaplardan öğrenmiyor, aksine hayatı tanımak, olayları anlamlandırmak için çevresindeki insanların mimiklerinden sözlerine ve hayat tarzlarına kadar her şeyi okuyor. Aslında hepimiz bunu yapıyoruz. Çocukluk döneminden başlayarak, tutum ve davranışlarımızın büyük bir kısmını çevremizde sevdiğimiz ve benimsediğimiz kimselerden görerek ve taklit ederek öğreniyoruz. Ve bu öğrenme sürecimiz hayat boyu devam ediyor.

İnsanlar, bilginin sadece kitaplarda ya da okullarda yer alabileceğini düşünüyorlar. Kitaplar gerçekten bilgiyi saklayan birer koruyucu kaplar gibidir. Ancak bilginin hayat bulduğu yer aslında insanın kendisidir ve bizler hayat boyu o kadar çok insandan, o kadar çok şey öğreniriz ki, bu öğrenim süremiz her daim devam eder.

Uzmanlar, sosyal öğrenme ya da özdeşim olarak tanımlasalar da tanımlamasalar da, insanın karşısındaki kişiyi bir ayna gibi proseslemesi ve onun davranışını kendi yapısına ve hayat algısına uygun olarak alması insanlık tarihi kadar eskidir. Bunu burada dile getirmemizin nedeni ise, tutum ve davranışlarımızın bir kitap kadar etkin olduğunu vurgulayarak doğru ve tutarlı davranışlar geliştirmemizin önemini ortaya koymamız içindir.

Allah kitabında "Ey insanlar! Yapmadığınız şeyi niçin söylersiniz?" diyerek sözümüzle davranışımız arasındaki tutarlılığın önemini vurguluyor. Çünkü bu tutarlık gerek çocuklarımız için gerek çevremizdeki insanlar için önemli bir etkendir aksi takdirde söylediğimiz hiçbir söz müsbet bir tesir göstermez.

Her birimiz bu dünya güzergahında bir yolcuyuz... Yolculuğumuz süresince hem kendimiz için hem de çevremizdeki kimseler için bir ayna, bir kılavuz, aktif eğitmen oluyoruz. Bu nedenle önce kendi içimizde tutarlı olmalıyız... Oysa başkalarından beklediğimiz davranışları kendimizden esirgiyoruz ve bundan kendimizi muaf tutuyoruz... Bilmem ki, neden diğer insanlar için istediğimiz iyiliği kendimiz için istemeyiz? Çocuğumuzu yalandan, hilekarlıktan, başarısızlıktan, sabırsızlıktan, ilkesizlikten korumaya çalışırken neden kendimizi ihmal ederiz? Herhalde işin kolayına kaçıyoruz ve bireysel olarak nerede bulunduğumuzu pek görmek istemiyoruz. Oysa değişim her zaman bireyden başlar ve daha geniş kitlelere yayılır. Unutmayın eğer siz değişirseniz, çocuğunuz da değişecektir.

Aile içi eğitim

Bir aylığına televizyonu kapatsanız

Bir anne televizyonu bir aylığına kapadığını ve bu süre içinde, birlikte sohbet etme ve kitap okuma fırsatı bulduğunu ifade ediyor. "Televizyonsuz geçen günlerde, eşimin yüzündeki çizikleri fark ettim, büyük oğlumun ne kadar bilgili olduğunu anladım... Meğer bizler kurulmuş saat gibi televizyonun başında akşamlıyormuşuz da birbirimize hiç bakmıyormuşuz bile..." diye ekliyordu...

Annenin mektubunu okurken başımı avuçlarımın içine alıp düşündüm... Bir aylığına televizyonu kapatsak bundan kaybımız ya da kazancımız ne olurdu acaba?

Buradan elde edeceğimiz kazancın hesabını yapabilmemiz için, öncelikle ekran başında tükettiğimiz heder ettiğimiz vaktin hayatımız için ne kadar önemli olduğunu fark etmemiz gerekiyor. Zaman bize verilmiş değerli bir nimet ve bizler zamanı aleyhimize ya da lehimize çevirecek şekilde değerlendiriyoruz. Televizyon bu anlamda önümüzü kesen ve bizi boş avuntular peşinde sürükleyen bir araç olarak hâlâ geçerliliğini koruyor.

Düşünün akşam yorgun argın evinize geliyorsunuz ve hemen televizyonun düğmesine basıyorsunuz... Akşam saatlerinde buraya kitlenirsiniz, program ister ilginizi çeksin, ister çekmesin gözleriniz ekranlardadır. Belki de eşiniz sizinle konuşmayı, gün içinde olup bitenleri paylaşmayı düşünmektedir, çocuklarınız gözlerinizin içine bakmaktadır. Ama siz ne eşinize ne çocuklarınıza ne de yakınlarınıza vakit ayırabiliyor ve ekranlardan gözlerinizi alamıyorsunuz. Adeta, buradaki sanal dünyanın bir üyesi olmuşsunuzdur. Geçen hafta izlediğiniz dizinin sonucu nereye varmıştır, sevgilisinden ayrılan şarkıcının duyguları nedir, hangi takım öne geçmiştir, haberlerde hangi dramatik olaylar yer alacaktır... bütün bunlar sizin sanal dünyanızın bir parçasıdır ve kendinizi evinizden çocuklarınızdan ziyade buraya hasredersiniz...

Gün içinde ya da gece geç vakte kadar, televizyonun başında vakit geçiriyor ve vakti acımasızca çarçur ediyorsunuz. Kim kimden ayrılmış, kim kimden hoşlanmış, nerede neler olmuş, kim kimi öldürmüş, hangi artist nasıl giyinmiş, hangi estetik ameliyatlar, hangi diyet programları revaçtaymış bütün bunları öğrendiniz ve bu konuda yeterince bilgi edindiniz peki bütün bu bilgiler ne işinize yarayacak? Bu gereksiz bilgilerin size ne gibi bir faydası olacak? Neler katacak hayatınıza? Aile hayatınıza, sosyal yaşamınıza, ruh ve duygu dünyanıza ne gibi katkıları olacak bunların? Bu soruya verilebilecek bir cevabınız yoksa televizyon hayat dengenizi bozuyor ve size zarar veriyor kardeşim... İsterseniz birkaç cümleyle bu aygıtların hayatınızdan götürdüklerini hatırlamaya çalışalım. Her şeyden önce zamanınızı çalıyor, elinizdeki en değerli servetinizi alıp götürüyor. Ve çocuklarınızla, eşinizle ailenizle dostlarınızla geçireceğiniz vakti sizden alarak aslında sizi yalnızlığa sürüklüyor, tutsaklığa itiyor... İtiraz edemiyor, başkaldıramıyor çaresiz teslim oluyorsunuz. İlimle ibadetle, sohbet ve muhabbetle meşgul olmak istiyorsunuz ama iradenizi aktive edemiyor ve istediğiniz hiçbir şeyi yapamıyorsunuz. Çocuklarınıza sürekli kitap okumalarını tavsiye ediyorsunuz ama kendiniz buna vakit ayıramıyor, okuyamıyor çocuklarınızla birlikte bir şeyler paylaşamıyosunuz....

Bir aylığına da olsa televizyonun fişini çekin ve hayatınız için yeni bir program yapınız...Bunun kendiniz için ne kadar büyük bir kazanç olduğuu göreceksiniz... İsterseniz bir deneyin ne kaybedersiniz...! Sanırım vaktinizi faydalı işlerle geçireceksiniz ve birlikte sohbet etme şansına ulaşacaksınız. Bunu yaptığınız takdirde, inanıyorum ki, çocuğunuzu dinleyebilecek, eşinizle sohbet etmeye vakit bulabileceksiniz. Ayrıca, aile ziyaretlerine, okumaya, kendinizi geliştirmeye, içsesinizi dinlemeye ve hayatınızın muhasebesini yapmaya vakit ayırabileceksiniz. İsterseniz bir deneyin ve elde ettiğiniz sonuçları bizlerle de paylaşın...

Birkaç söz

"Herkesin istediği fakat kimsenin dinlemediği bir şey vardır; nasihat..." ( İngiliz Atasözü) Nasihat bir tür bilgi aktarımı olduğu halde, dinleyenlerin pek ilgisini çekmez. Oysa her insan bir diğerinin bilgisine ihtiyaçlıdır. Bu nedenle nasihat kimden gelirse gelsin, iyi şeyler ihtiva ediyorsa alınmalı ve değerlendirilmelidir.

Muhabir: Haber Merkezi