Birçok derde deva olduğu bilinen balın, beyin kanaması geçiren hastaların tedavisinde iyileştirici etki yaptığı belirtildi.
Yapılan bir araştırmaya göre, balın beyin kanamasında iyileştirici etkisi olduğu ortaya çıktı. Balın, beyinde meydana gelebilecek hasarları ortadan kaldırdığını söyleyen uzmanlar, "Hayvanlar üzerinde yapılan incelemede, beyin kanaması olanlarda beyin damarlarında ciddi olarak kasılma ve dolayısı ile beyin hasarı görüldü. Bal mumu ekstresi verilen grupta ise beyin damarı kasılmasının sağlıklı hayvanların seviyesine geldiğini tespit edildi. Bu da B1, B2, B3, B4, B5, B6 ve C vitaminlerini, kalsiyum fosfor, potasyum, kükürt, sodyum klorür ve magnezyum gibi minarellerin yanı sıra bakır, iyot, demir, manganez ve çinkoyu barındıran balın ne kadar önemli olduğunu gösteriyor. Yüzde 70‘lik kısmı doğrudan kana karışan balda her türlü mikrobun üremesini engelleyen birçok madde bulunuyor. Bal, vücudun erken yıpranmasını engelleyen bir besindir. Bal sinir bozukluğu nedeniyle uyuyamayan insanların sinirleri teskin eder. Mide ülserine de balın faydası vardır. Bal damarları genişletip, yüksek tansiyonu, düşürür. Kalbi kuvvetlendirir ve çarpıntıları giderir. Kalbin her tarafının bol kanla beslenmesini sağlayan bal, karaciğerin en iyi dostlarından birisidir" diye konuştu.
Hamilelikte diş tedavisine dikkat
Hamilelik döneminde birçok kişinin kulaktan duyma bilgilerle hareket edip ağız ve diş sağlığını kaybettiği bildirildi.
Diş hekimi Çağdaş Kışlaoğlu, hamilelikte bebeğin kendisi için gerekli olan kalsiyumu annenin dişlerinden alarak annesinin dişlerinin çabuk çürümesine sebep olduğu düşüncesinin ilmi bir gerçeği olmadığını söyledi. Hamilelik döneminde bebeğin ve annenin kemiklerinin sağlıklı olabilmesi için anne adayının günde bin 200 ila bin 500 miligram kalsiyum alması gerektiğini ifade eden Kışlaoğlu, "Anne adayı eğer kalsiyum ihtiyacını gıdalardan karşılayamazsa, bebeğin gelişimi için gerekli olan kalsiyum annenin kemiklerinden karşılanır. Anne adayı hamilelik döneminde iyi beslenir, yeterli ağız-diş bakımı yaparsa, bu dönemde diş problemi ile karşılaşmaz. Gebelik hormonlarının etkisi ile diş etleri daha çabuk kanayan anne adayı dişlerini fırçalamaktan kaçınır. Ancak anne adayları, hamilelik döneminde diş sağlığına daha fazla özen göstermelidir. Sabah kahvaltıdan sonra ve akşam yatmadan önce dişler özenli bir şekilde fırçalanmalıdır" dedi.
Çürük dişlerin hamilelik öncesi tedavi edilmesi gerektiğinin altını çizen Kışlaoğlu, "Hamilelikte çürük dişler erken doğuma sebebiyet verebilir. Kustuktan hemen sonra diş fırçalanmamalı. Ağız bol suyla çalkalanmalıdır. Aksi takdirde mide asidi ile birleşen diş fırçalama işlemi, dişlerde aşınmalara sebep olur. Hamilelik sırasında beslenme, hem annenin, hem de bebeğin genel sağlığı ve ağız-diş sağlığı için oldukça önemlidir. Ancak yenilen gıdaların bebeğin cinsiyetini belirlemede hiçbir etkisi yoktur. Anne adayları özellikle yemek aralarında şekerden mümkün olduğu kadar uzak durmalı. Kurutulmuş meyve ve karamel gibi yapışkan şekerli yiyeceklerden kaçınılmalıdır" diye konuştu.
Termal suda terapiyle birçok hastalığın tedavisi yapılıyor
Polonya Olimpik Atletizm Milli Takımı Fizyoterapisti Tomasz Zagorski ile Erciyes Üniversitesi Beden Eğitimi Spor Yüksekokulu Öğretim Üyesi ve Watsu Kurs Organizatörü Yrd. Doç. Dr. Abdulselam Köse, suda terapinin nasıl uygulandığını bir grup öğrenci ile birlikte anlattı.
Yrd. Doç. Dr. Abdulselam Köse, Türkiye‘de gelişen Watsu terapi eğitim programını Kayseri‘nin yanı sıra Nevşehir‘in termal Kozaklı ve diğer kaplıca merkezlerinde yapmaya çalıştıklarına dikkat çekti. Watsu terapiyi ilk olarak 2008 yılında İstanbul‘da gerçekleştirdiklerini ve şimdi bunu tüm Anadolu‘da popüler hale getirmeye çalıştıklarını anlatan Köse, şu bilgileri verdi: "Gerek terapi merkezlerinde, gerekse terapi uygulamalarında, gerekse turistik uygulamalarında su terapisi olarak adlandırdığımız Watsu programlarını teşvik etmek istiyoruz. Watsu bir Uzakdoğu felsefesidir. Parmaklarla vücudun önemli bölgelerine tedavi edici dokunuşlarla, su, akiotik ortamda gerçekleşmesiyle meydana gelmektedir. 1980 yılında Amerika‘nın Kaliforniya‘da geliştirilmiş bir yöntemdir. Bu süre içinde tüm dünyada popüler şekilde devam eden bir yöntemdir. Yaklaşık 40 ülkede uygulama yapılmaktadır. Ülkemizde yeni ama ciddi anlamda gelişme kaydetmektedir. Bu su içinde kültür-fizik, egzersiz rehabilitasyon, terapi ve benzeri şeyleri söyleyebiliriz. Yani profesyonel ve kliniksel uygulamalardır."
40 ülkede yapılıyor
Watsu Kurs Direktörü Tomasz Zaforski, Türkiye‘de bu programların başlamasında kendisinin de görev almasından büyük mutluluk duyduğunu belirtti. Watsu‘nun bir klinik, klinik rehabilitasyon uygulamaları olarak başladığına dikkat çeken Tomarsz Zagorski, bu konuda şu bilgileri verdi: "Bu uygulamalar ile sakatlıkların tedavisi, fiziksel ve zihinsel engellilerin tedavisinde başarı sağlanmaktadır. Ayrıca gerek psikolojik problemlerde gerekse nerotik travmalarda, stres, yorgunluk, uykusuzluk, uyku bozukluğu, depresif atak ve benzeri rahatsızlıkların tedavisinde Watsu programları uyguluyoruz. Bu suda bir masaj ve akua terapi uygulamasıdır. Ben bu alanda akademik çalışmalar yapıyorum. Bu alandaki kliniksel uygulamalarda, dünya genelinde uygulama yapılmaktadır. Bu 40 ülkede yapılıyor. Türkiye‘de de 2 -3 yıllık zaman diliminde yeni yeni gelişmekte ve popülerlik kazanmaktadır. Rehabilitasyon ortamı, su ile buluşmakta ve sıcak suyun kullanılması ve suyun basıncının kullanılmasıyla bir terapi uygulamasına dönüşmüştür."
Terapitide vücudu gevşetmesi, rahatlatması, kasların gerginliğini alması amacıyla su sıcaklığının 32-35 derece olması gerektiği belirtildi. Erciyes Üniversitesi Spor Akademisi öğrencileri de uygulamalı olarak Watsu terapi eğitimini aldı.




