Gündem

Eşler arasında kavgalar kaçınılmaz mı

Eşler arasında kavgalar kaçınılmaz mı?

Abone Ol

Evlilik öncesinde, üzerinde durulması gereken önemli konulardan biri de, anlaşmazlıklar karşısında, eşlerin nasıl davranacaklarını bilmeleridir.

Canlıların var olma mücadeleleriyle birlikte, hayat kavgalarının da var olacağı gerçeği ortadadır. En etkili ve en kalıcı kavgalar evliliklerde olduğuna göre, bununla ilgili yapılacaklar önceden mutlaka öğrenilmeli. Hiç kimse kavga etmek istemez. İstemesine istemez ama herkes bir şekilde kavga ediyor. Devletin tepesindeki en yetkili insanlardan tutun, sokaktaki sade vatandaşa kadar herkes zaman zaman kavga ediyor. Özellikle ülkemizde; Kavga, yaşanan bir gerçektir. Önemli olan bu gerçeği büyük tahribatlara yol açmadan kontrol altında tutabilmek. Bunun için de kavga yerine, ‘konuşabilme ve tartışabilme‘ becerisini sergilemek ve ‘iletişim‘ kavramını bilmek gerekiyor.

İnsanlar neden kavga eder?

Rahmetli Mazhar Özman hocama: "İnsanlar neden kavga ediyorlar?" diye sormuştum.

Hocam da: "Konuşamadıklarından" cevabını vermişti. Gerçekten de, insanlar konuşup anlaşamadıklarından devamlı kavga ediyorlar. Bizde konuşma kültürü yerine,  kavga kültürü hâkim olduğundan, kişiler, kendilerini fiziksel güçleriyle ispatlıyorlar. En küçük bir olayda işi kavgaya dökmek,  adeta bir marifet sayılıyor. Aynı durum eşler için de geçerlidir.  Karı-koca oturup konuşma ve birbirlerini anlama yerine, işi hemen kavgaya döküyorlar. Evlilik öncesinde, eşler birbirlerine tahammül edebiliyor, her konuyu rahatça konuşabiliyor, olumlu veya olumsuz yönlerini birbirlerine sergilediklerinde hiç rahatsız olmuyorlar. Ne zaman ki nikâh kıyılıyor, eşler birbirlerini sahipleniyorlar,  işte o zaman her şey değişiveriyor.  Evlilik sonrasında maskeler iniyor ve gerçek kişilikler ortaya çıkıyor.

Eşlerin iletişimsizlikleri...

Eşler arasındaki iletişimsizliğin temel nedenlerinin başında "kültürel kodumuz" geliyor. Bizim kültürümüzde erkeğe ve kadına biçilen bir takım roller vardır. Erkek mutlak güç ve otorite sahibidir. Yönetme, hükmetme, karar verme, cesaret gösterme ve kavgadan kaçmama gibi davranışlar erkeğe biçilen rollerdir.

Bu rolü yerine getirirken aklı ve mantığıyla değil,  geleneksel anlayışıyla hareket eder. Bunun için de eşine ve çocuklarına karşı ciddi olmayı bir  "kişilik meselesi" olarak görür. Yapacağı işleri hanımıyla konuşmaz, ne derse o olur. Hanımı adına, çocukları adına hep o konuşur, o karar verir. O yanlış yapmaz, yapsa da eleştirilmez. Kadına biçilen rol ise bunun tam tersidir. Kendine verileni yerine getiren, boyun eğen, itiraz etmeyen, devamlı özverisini ortaya koyan hep kadındır. Bu anlayış asırlardan beri kültürel kodumuza yerleşmiştir. Ufak tefek bir takım değişiklikler olsa bile, uygulamada değişen fazla bir şey yoktur.

Geleneksel anlayış...

Ekonomik ve kültürel yönden geri kalmış bir ülke olduğumuzdan geleneksel anlayışımız,  maalesef dinin de bilimin de önüne geçmiştir. Bu yüzden bizim geleneksel aile yapımızda, ‘diyalog‘ yerine ‘monolog‘ anlayışı hâkimdir.

Geleneksel anlayışımız böyle olmakla beraber, sağlıklı bir evlilik ve mutlu bir hayat sürdürebilmek için yapılabilecek şeylerin çok olduğunu ortaya koymak zorundayız.

Evlilik hayatında inişlerin, çıkışların, kırgınlıkların ve tartışmaların olması olağandır. İnsanlar arasında kusursuz ilişki olmadığı gibi, kusurdan uzak mükemmel kişi de yoktur.

İnsan hayatında çatışmalar devamlı olduğuna göre,  eşler birbirlerine nasıl davranacakları hususunda önceden tedbir alabilirler. Gerilim durumlarında birbirlerine, ailelerine, çocuklarına ve daha bir sürü olaya karşı nasıl bir tutum izleyeceklerini evlilik öncesinde kararlaştırılabilirler. Böyle bir hareket içerisine girildiğinde, evlilik hayatlarında,  olabilecek sorunlar, en azından asgariye indirilmiş olur. Bu nedenle, karı-koca arasındaki tartışmalarda denge ve seviye olursa,  eşler nasıl ve ne şekilde tartışacaklarını bilirlerse, evlilikleri kuvvetlenir ve zaman içinde birbirlerini daha iyi anlamış olurlar.

Kavga yerine, tartışma

"Kavga yerine, tartışma" diyoruz.  Tartışma esnasında kullanacağımız dilin ve ses tonunun ne kadar önemli olduğu çok iyi kavranmalı. Peygamber Efendimiz (sav) bir sözünde: "İnsan, dilinin altında gizlidir." buyuruyor. Bu sözde insanla dilin arasında ne kadar yakın bir irtibat olduğu vurgulanıyor.

Eşler tartışma yaparlarken suçlamaları,  bağırmaları, serzenişleri, kinayeli konuşmaları ve en küçük imaları bile farklı değerlendirir, abartır ve büyütür. Halk tabiriyle: "Dilin kemiği yok; insanı vezir de eder, rezil de." sözü bundan söylenmiş olsa gerek. Ses tonumuz, beden dilimiz ve kullandığımız kelimeler; hayatımızı cennete çevirdiği gibi, cehenneme de çevirebilir. Mantıklı davrandığımızda dilimiz bizi cennete götürür. Hırsımıza kapılıp, bağırıp çağırdığımızda ise hayatımız cehenneme döner. Hülâsa dilimizi mantığımızla, kalbimizle bütünleştirip ehlileştirdiğimizde mutluluğu yakalama şansımız olur.

Kavga olmasın diye susanların durumu

Kavga olmasın, huzursuzluk çıkmasın diye eşlerin sürekli susmaları ve duygularını içlerine atmaları da başlı başına bir felâkettir. Konuşmayıp sorunları içimizde biriktirdiğimizde, daha büyük felâketlere yol açarız. Bunun için, anlaşmazlıklar karşısında eşlerin birbirlerine nasıl davranacakları evlilik öncesinde mutlaka kararlaştırılmalıdır. Bu hususta eşler, evlilik öncesinde yapacakları sözleşmenin ağırlıklı ilkelerini belirlerken,  olabilecek tahminî tartışmalar üzerinde de durmalıdırlar. Bu tartışmaların hangi ilkeler üzerinde olacağını, önce genel bir başlık altında sıralayalım. Ama yerimiz el vermediği için buna yarın devam edelim inşallah...