Otantik yapıya rağmen Eski Kudüs‘ü huzurlu gezemiyorsunuz. Kendinizi hapiste gibi hissediyorsunuz. Çünkü her sokağın girişinde, çıkışında ve ortasında en az üç kamera bulunuyor. Meydanlarda kamera sayısı bazen ona ulaşıyor. Özgürlüğünün bu derece elinden alındığı bir yerde insanın kendi olabilmesi asla mümkün değil.

Mescid-i Aksa, Kubbetus Sahra, Kıyamet Kilisesi ve Ağlama Duvarı‘nın da içinde bulunduğu tarihi Eski Kudüs‘ü gezerken kendinizi zamanın başka bir diliminde hissediyorsunuz. Sanki 4-5 asır öncesindeymişsiniz gibi. Daracık sokaklar, minik dükkanlar sizi bulunduğunuz asırdan alıp mazilere götürüyor. Bir tek eksik var, o da eski dönemlerdeki sokak kandillerinin yerini elektriğin almış olması.

Hz. Ömer Kudüs‘ü fethettiğinde beyaz bir deve üzerinde şehre girmiş ve ilk olarak Mescid-i Aksa‘nın bulunduğunu tepeye gelmiş, burada eğilerek dua etmişti. Daha sonra da Hıristiyanların ibadet yerlerini görmek istemiş ve Kıyamet Kilisesi‘ni ziyaret etmişti. Namaz vakti geldiğinde başrahip namazı burada kılabileceğini söyleyince teklifi kabul etmemişti. Derin bir öngörüyle burada namaz kılması durumunda kendisinden sonraki Müslümanların bu olayı anıtlaştırarak namaz kıldığı yere mescid inşa etmek isteyeceklerini, bunun ise kilisenin yıkılması anlamına geleceğini söyleyerek kilisenin az ilerisinde bir yerde namazını eda etmişti. Bugün bu yerde Hz. Ömer adına inşa edilmiş mütevazı ve küçük bir mescid bulunmaktadır.

İnsanı hayrete düşüren afişler

Eski Kudüs‘te gezerken Ermeni Kilisesi‘nin bulunduğu sokakta Türklerin hangi şehirde kaç Ermeni katlettiklerini (!) gösteren boy boy afişleri görünce ister istemez  irkiliyorum. Afişleri görünce Dubai televizyonunda Türklerin Ermenileri katlettiklerine (!) dair paket programı iki kez seyrettiğim aklıma geliyor. Bu arada Güneydoğu‘yla ilgili olarak Arap entelektüellerin beyinlerinin gerçek dışı bilgilerle nasıl doldurulduğunu bu çarpıklığa ekliyorum. Kendi kendime, sen doğru aydınlatmazsan biri bir şekilde o boşluğu mutlaka dolduracaktır, diyorum.

Otantik yapıya rağmen Eski Kudüs‘ü huzurlu gezemiyorsunuz. Kendinizi hapiste gibi hissediyorsunuz. Çünkü her sokağın girişinde, çıkışında ve ortasında en az üç kamera bulunuyor. Meydanlarda kamera sayısı bazen ona ulaşıyor. Her açıdan her hareket kayıt altına alınıyor. Özgürlüğünün bu derece elinden alındığı bir yerde insanın kendi olabilmesi asla mümkün değil. Filistinli bir dostumun söylediğine göre, onları kızdıracak bir harekette bulunduklarında üç dakikada olay yerine geliyorlarmış.

Eski Kudüs‘te mahzun eden insan manzaraları arasında beni en çok üzen görüntülerden birisi de sabahın dördünde köyünden Eski Kudüs‘e gelerek getirdiği sebze ve meyveyi satmaya çabalayan, çoğu yaşlı köylü kadınların katlanmak zorunda kaldıkları sıkıntı. Daha sonra bu bölgeye girmelerinin engellenmesi korkusuyla güneş doğmadan bir yere çömelip pazar açılana kadar en az beş saat beton üzerinde çile doldurmaya çalışıyorlar. Kınalı elleri, işlemeli elbiseleri ve melül gözleriyle gelen geçeni süzerek ellerindeki mahsulü satmaya çabalıyorlar. Kendi kendime, bu gördüğün, Filistinlinin çektiğinin sadece küçük bir karesi, diyorum.

Çığlıklar sizi şaşırtmasın!

Çocuklar... Ah çocuklar... Eski Kudüs‘te çileyi çekenler hiç şüphesiz onlar. Oyun bahçesi ve rahatça top koşturacakları bir alan olmadan serpilmekte olan yavrular çocukluklarını yaşayamadan büyümekteler. Geceleyin kapanan dükkanların boşalttığı daracık sokaklar onların bir nebze olsun enerjilerini boşaltmaya yardımcı olmakta. Bu nedenle gece on gibi Eski Kudüs sokaklarında dolaştığınızda daracık sokaklarda yankılanan çocuk çığlıkları sizi şaşırtmasın.

Eski Kudüs‘te gezerken tanıştığım bir Filistinlinin evine misafir oluyorum. Evinin çatısından Kubbetus Sahra‘yı seyrediyoruz. Bana şehri kuşatma altına alan surları gösteriyor. Duvarların örüldüğü bölgelerde aileler birbirlerinden ayrılmış durumda. Kardeşin evi duvarın bir tarafında kalmışsa diğerleriyle görüşmesi artık mümkün değil. İkinci Berlin duvarı nedeniyle pek çok aile parçalanmış durumda. Eski Kudüs içinde oturanlar ise kaçak olarak evlerine kat atmak suretiyle dışarıdaki akrabalarını yanlarına almışlar. Böylece Kudüs‘ten kopmamaya çalışmışlar ama bunun çok sınırlı sayıda insan için sözkonusu olduğunu söylemek durumundayız.

Duvarın dışında kalanların en büyük çilelerinden birisi de, onları bir arada tutan Mescid-i Aksa‘ya cuma ve diğer namazları kılmak için gelemeyişleri. Bazıları çeşitli yolları deneyerek mescide ulaşabiliyorlar ama yakalanmaları durumunda çok sıkıntı çekiyorlar.

Parçalanmış aileler...

İsrail‘in aileleri duvarla parçalamasının ardından gerçekleşecek en büyük tehlikelerden biri Kudüs‘ün Filistinlilerden arındırılmasıdır. Çünkü Kudüs içinde esnaflık yapan Filistinlilerin geçim kaynağını dışarıdan gelen insanların alışverişleri oluşturmaktadır. Bu kesildiği zaman buralarda yerleşen Filistinliler evlerini ve dükkanlarını Yahudilere satmak zorunda kalacaklar ve İsrail için ebedi başkent olan Kudüs böylece Araplardan tamamen arındırılmış olacak. Nitekim Eski Kudüs içinde Filistin mahallesi içinde bazı Yahudi evlerine şahit oluyoruz. Korkularından dışarıdan evlerinin her tarafına kameralar yerleştirmiş olan bu insanlar hiç şüphesiz Filistinlilerden satın aldıkları evlere yerleşmişlerdi. Sokaklarda bulunan onca kameraya rağmen Filistinliler arasında yaşayan Yahudilerin aldıkları bu tedbirler iki halkın birbirlerine ne kadar uzak ve güvensiz yaşadıklarını yansıtan basit örneklerden sadece biridir. Aynı otobüslere binmek durumunda olan Filistinliler ile Yahudilerin birbirlerine karşı soğuk tavırları da aynı bakışın bir yansımasıdır.

Eski Kudüs‘te İsraillilerin uyguladığı sindirme hareketlerinden birisi de Filistinleri çeşitli vesilelerle evlerinden toplayarak göz hapsinde tutmaları. Örneğin R. Tayyip Erdoğan‘ın gezisinden iki gün önce evleri telefonla aranan bazı kişilerin ertesi sabah sekizde karakola gelmeleri istenmiş. Erdoğan gezisini bitirene kadar içeride tutulmuşlar. Defalarca içeride kalmış bir Filistinlinin anlattıklarına bakılacak olursa, her iki taraf da birbirlerini kanıksamış durumdala. Beni son içeri alışlarında onlara şunu dedim diyor: "Çocuklarıma sizleri Kudüs‘ten çıkarana kadar mücadele etmelerini vasiyet ettim. Ben ölsem bile bu davayı sürdürmeleri için her akşam onlara mücadele ruhunu aşılıyorum."

Sokaklara korku hakim

Filistinlilerle devamlı sürtüşme içinde olan İsrail askerlerinin ruh dünyalarının karmakarışık olduğunu söylemek durumundayız. Her an her şey olabilir korkusu hem onların insanlarla olan ilişkilerini etkilemekte, tedirginleştirmekte hem de asabileştirmektedir. Sokak içinde patlayan bir poşet bile hareketlenmelerine, en küçük bir paket bile bomba imha uzmanlarının çağrılmasına sebebiyet vermektedir.

İnsanı en ürküten tablolardan birisi de gencecik çocukların eline tutuşturulmuş otomatik silahlar. En küçük şeyde silaha sarılması kuvvetle muhtemel gençlerin eline silah tutuşturan zihniyetin arka planında Arapların nasıl görüldüğü yatmaktadır.

Kutsal mekana yoğun ilgi

Namaz çıkışında hocaya çizdiği resmin halihazırı, bırakın yakın gelecekte bile görünmediğini bunun aşırı optimist bir yaklaşımdan öteye geçmediğini söylediğimde, müslümana yakışanın iyimser olmak olduğunu, pesimist olmak olmadığı cevabını verdi. Sonra kendi kendime, "hocası da cemaatı da umutlarını sadece Allah‘a bağlamışlar bu nedenle kendi kendilerini bilerek kandırmaya daha doğrusu rahatlatmaya çalışıyorlar" dedim. Vaazlarda inanç konularına girildiğinde Şia‘yı dolayısıyla İranlıları dışlayan bir tutumu fark ediyorsunuz. Hocalar çok nazik ifadelerle Şia‘yı ismen zikrederek onların yanlış gördükleri yönlerine değiniyorlar, inşallah doğru yolu bir gün bulurlar diyorlar.  Kanaatimce, tüm Müslümanların desteğine muhtaç olan Filistinlilerin bu tip teferruat konularına girmeleri son derece yanlış. Bunun yerine herkesi kucaklayan bir tavır takınılması daha güzel görünüyor. Bu arada Aksa imamlarından, dünyayı tanıyan entelektüel biri olarak gördüğüm Ali Abbasi ile yakın dostluğumuz oluştu. Yatsı ve sabah namazından sonra saatlerce oturma imkanımız oldu. Bursalı İsmail Hakkı‘nın tefsir metodunu doktora konusu olarak çalışmakta olan Abbasi, Tayyip Erdoğan‘ı bizzat kendisinin Mescid-i Aksa‘da gezdirdiğini söylüyor. Kubbetus Sahra‘ya gelince, bayanlar Aksa‘da yer kalmaması nedeniyle Cuma namazlarını burada kılmaktalar. Hz. Peygamber‘in miraca çıktığına inanılan kayanın altında yer alan onbeş metrekarelik küçük alan Müslümanların özel ilgisine mazhar olmakta. Ziyaretçiler burada namaz kılıp Kur‘an okumaya çok önem veriyorlar. Ayrıca kayanın yanında, daha önceden içinde kutsal eşyaların saklandığı sandığın bulunduğu boş yere ellerini sürüp bereketlenmeye çalışıyorlar.

Muhabir: Haber Merkezi