Gündem

Es deli rüzgar yiğidin kara bağrına

?Es deli rüzgar yiğidin kara bağrına'

Abone Ol

Rüzgar mı deli, biz mi bilemiyorum ama bunu Erzurum‘a vardığımızda anladım. Kendimi o sınıfa koyamam ama ben 3 "deli" adamla yolculuktan büyük zevk aldım. Mehmet Bingöl, Yılmaz Bayat ve Ali Haydar Haksal. Hadi kendim için de bir paye çıkarayım. Kır atın yanında duran ya huyundan ya suyundan.

Bunda meseleyi iyi anlamış ve doğru tahlil etmiş olan Saadet Partisi İl Başkanı Hasan Uzun Beyin ve çalışma arkadaşlarının çok büyük katkısı var. Rizeli olması bakımından yaz tatilini memleketinde geçiren gazetemizin Mali İşler Müdür Yardımcısı Erol Çakır Beyin Rize‘de olması da ayrı bir avantaj sağladı. Erol Çakır Rize‘de tatilini yapıyordu ama 2 gün boyunca bizimle birlikte çalıştı. Rize‘de kaldığımız gece de kardeşinin köy evinde bizi misafir etti. Ev sahibimize sonsuz teşekkürlerimi arz ederken Erol‘un babasına bize gösterdiği misafirperverliği için de ayrı teşekkür ediyorum. Erol için şimdi bundan daha fazla şey yazsam, mesai arkadaşıma özel bir muamele yapmış durumu hasıl olabilir. Teşekkürler Erol Çakır.

Rize‘de yaptığımız çalışmalardan birisi de Rize‘de uydudan yayın yapan Kaçkar TV ve Çay TV‘de canlı yayınlara çıkarak hem memleket meselelerini ve hem de gazetemizi konuşma imkanı bulduk. Kaçkar TV‘nin Genel Yayın Yönetmeni Turgay Terzibaş‘ın yönettiği "Gündem" programına Yılmaz Bey ve Ben, Çay TV‘deki programa ise Mehmet Bingöl Beyle Ali Haydar Haksal Bey katıldılar. Turgay Bey hükümetin İsrail‘in Lübnan‘ı işgalinde krizi doğru yönetip yönetemediğini sordu. Cevaben hükümetin yapabileceği pek çok şey vardı ama bunları yapmadı, mesela büyükelçimizi çekebilirdi deyince "Peki buna Amerika ne derdi?" diye itiraz etti. Biz de "Zaten Amerika ne der dediğinizde bir şey yapamıyorsunuz" dedik. Zaten ülkemiz yöneticilerinin problemi de buradadır. Spontane gelişen bu diyalogda kendini gösteren psikoloji her şeyi ifade etti. Kendirli‘de esnafı ziyaret ederken arkamdan gelen bir vatandaş kolumu tutarak "Allah razı olsun, içimize su serptiniz" dedi. Televizyonlardaki canlı yayınları izlemişler.

Şavşat‘a hayran kalmamak mümkün değil

Artvin-Ardahan güzergahı üzerinde bizi en çok etkileyen Şavşat oldu. Tabloluk fotoğraflar çektik. Gözünüzün görebildiği her yer yemyeşil. Pek çok gelişmiş ülkede gıpta ile seyrettiğimiz tertemiz, pırıl pırıl çayırlıklar ve yaylalar gördük. Çimenler tek elden çıkmış gibi çim saha güzelliğinde. Her yer yeşil bir halı ile döşenmiş ve en uygun yerlerine tek tek ve kümeler halinde ağaçlar serpiştirilmiş. Köyler ve evler bu manzara içinde gözü hiç rahatsız etmiyor. Bu yeşil halı üzerine de inekler, boğalar, atlar, eşekler, koyunlar serpiştirilmiş. Doyumsuz, canlı, yaşayan ve yaşatan bir manzara. Şavşat‘ı geçip bir dağın yamacında bu manzarayı seyrederken Mehmet Bingöl bey dayanamadı ve Şavşat‘lı olduğunu bildiğimiz Nedim Urhan Hoca‘yı arayıp "Hocam sana hakkımı helal etmiyorum, niye sen bizi bu kadar güzel bir memlekete daha önce getirmedin? Neden bizden ayrı hep buralara gelip bu güzelliklerden yalnız başına istifade ettin?" diye sitem etti. Nedim Hoca bize kendi köylerine gitmemizi, oralarda daha güzel ortamlar görebileceğimizi ve köylerinde bizleri misafir edebileceklerini söyledi ama ne mümkün önceden olurları yapılmış programımızı sürdürmek zorundayız. Bu güzelliklere takılıp kalırsak bu seyahat bitmez. Nedim Hoca‘yı tanıyanlar bilir şeker gibi bir insandır. Meğer onun tatlılığı buralardan kaynaklanıyormuş.

"Bu dava için dertli adam lazım..."

Karadeniz‘in sahil kesimlerinde sıcaktan ve nemden bunaldık, buram buram terledik. Benim sırtım isilik oldu. Hopa‘dan içeri doğru girip Doğu Karadeniz Dağlarını tepe ve dereleri inip çıkarak aşıp yaylalık bölgelere ulaştığımızda püfür püfür esen bu hava isiliklerimin iyileşmesine yardımcı oldu. Neredeyse üşüdük. Pek çok yüksek tepelerde kar hâlâ duruyor. Mehmet Bingöl bir hikaye anlattı: "Bizim Kayserili bir grup yağız delikanlılar bir gün Erciyes‘e çıkmak için yola koyulmuşlar. Erciyes‘in orta yerlerine varınca püfür püfür dağ esintisi o kadar hoşlarına gitmiş ki, açmışlar yakalarını ‘Es deli rüzgar yiğidin kara bağrına‘ demişler. Zirveye doğru yaklaştıklarında deli rüzgar öyle soğuk esmeye başlamış ki, ‘Buldun bizim gibi garibanı eser durursun‘ demeye başlamışlar." Rüzgar mı deli, biz mi bilemiyorum ama bunu Erzurum‘a vardığımızda anladım. Kendimi o sınıfa koyamam ama ben 3 "deli" adamla yolculuktan büyük zevk aldım. Mehmet Bingöl, Yılmaz Bayat ve Ali Haydar Haksal. Hadi kendim için de bir paye çıkarayım. Kır atın yanında duran ya huyundan ya suyundan...

Erzurum‘a vardığımızda sabahın köründe çorbamızı içtiğimiz lokantadan çıkıp arabamıza binerken yaşlı haline aldırmadan aşağıdan yukarıya doğru koşarak "Nereye gidiyorsunuz? Buraya kadar gelip de benim çayımı içmeden olur mu?" diye bizi yoldan çeviren manav Necip Bezmiş amcayla ikram ettiği çayını içerken sohbet ettik. Bu güngörmüş insan yaptığımız kısacık ama bereketli sohbetin bir yerinde şöyle demişti. "Bu dava için dertli adam lazım. İşinizin başına işinin dertlisi adam bulun". Orada söyleyemedim ama şimdi söyleyeceğim. Bu adamlar zaten işlerinin "dertlisi" Necip amca. Öyle olmasaydılar bu yaşlarında ne işleri vardı yollarda? Necip amcaya göre "dertli" bana göre "deli".

Anadolu‘nun her köşesi yoksulluktan inliyor

Günün ikinci yarısının ortalarına doğru Ardahan Şavşat‘tan sonra çıktığımız yaylaların tepesinden önümüzde serili duran geniş bir platonun öbür ucunda, karşımızdaki dağların eteğinde bizi selamlıyordu. Cevabı basit ama ne zaman burası gibi bir düzlük alanda araçla seyahat etmiş olsam aklıma hep şu gelir: Bu düzlük arazide yol neden kıvrım kıvrımdır. Öyle ki, Kente yaklaştıkça Ardahan bir kaşımıza, bir sağımıza, bir solumuza geçiyor. Yer yer de gözden kayboluyor.

Bu geniş platonun ortasından akan Kura Nehri‘ni geçip Ardahan‘a vardıkta ilk göze çarpan yoksulluk ve yokluk oluyor. Ardahan yeni bir il ama eski bir ilçe. Buna rağmen gelişmeden gereğince faydalanamamış bu belli. Zaten son 20 yıllık geçmişinde her geçen gün kaybeden şehirlerimizden Ardahan. Buralarda sosyal ilişkiler, yönetmek ve yönetilmek olgusunda bildiğimiz kurallara ilave başka kurallar da var. Saadet Partisi İl Başkanı İsmail Bozkurt Beyefendi güven veren, içten, samimi bir insan. Birlikte hem Ardahan‘ı ve hem de Ardahanlı dostları ziyaret ettik. Harita mühendisi Kasım Kılıç Ardahan‘ın insanda uyandırdığı ilk imajını yerle bir edecek kadar Türkiye‘yi ve dünyayı bilen, takip eden, yorumlarında ve değerlendirmelerinde son derece makul ve mantıklı, mütevazı bürosunun aksine Ardahan‘da yükselmiş, dalları geniş, genç bir çınar gibi göründü bize. Merkez Camii İmam Hatibi Ahmet Bey ise bu genç insanların yetişmesinde onlara kol kanat germiş asırlık bir çınar ve gölgesinde yetişmiş oğlu Süleyman Ballı ise Ardahan‘da tanıdığımız güzel insanlardan sadece bir kaçı. Bize gösterdikleri yakınlık ve ilgi için teşekkür ediyorum.

"Sanayi Hamlesi"ne darbe

Millî Görüş Lideri Erbakan Hoca‘nın bu potansiyeli zenginliğe dönüştürmek için ortağı olduğu hükümetlerde başlattığı Sanayi Hamlesi çerçevesinde buralarda inşa ettiği ve son yıllara kadar da işlevini sürdüren fabrikaların hepsi ya özelleştirilerek ya da sahip çıkılmayarak kapatılmış. Kime sorsanız acı bir "âh" çekiyor.

Saadet Partisi Iğdır İl Başkanı Cihat Rahmi Akar da herhalde bu hareketliliğin içinde en hareketli Iğdırlı. Genç, dinamik, yerinde duramayan, heyecanlı, aktif bir insan Cihat Bey. Rehberliğinde Iğdır‘da yaptığımız çalışma, gerçekleştirdiğimiz ziyaretler bizim için çok faydalı oldu. Burada Suat Akar Beyi anmadan geçmek doğru olmaz. Suat Beyin ufku hakikaten Iğdır‘dan dünyayı aydınlatacak kadar geniş.

Serhat şehirlerimiz olan Ardahan, Kars ve Iğdır illerimiz sınır ticaretinin neredeyse tamamen durmuş olmasından son derece şikâyetçiler. 54. Erbakan hükümeti dönemindeki hareketliliği herkes özlüyor, hasret ve umutla o günleri bekliyorlar. Iğdır‘ın dünyaya açılan üç kapısı Dil Ucu (Hasret), Borualan ve Alican sınır kapılarından sadece Nahçıvan‘a açılan Hasret Kapısı açık. Diğerleri kapalı. Bölgenin insanları Ermenistan sınır kapılarının kapalı olmasını anlayışla karşılıyorlar. Ancak kapıların kapalı olmasından kaybettikleri imkanlara alternatiflerin de sağlanmasını istiyorlar.

Programın yoğunluğu ve bir sonraki durağımız Ağrı‘ya zamanında varabilmek için akşamdan bir miktar yol almak gerekiyordu. Onun için Iğdır‘dan erken ayrılmak zorunda kaldık. Iğdır‘da akşamüzeri çıkıp Ağrı Dağı‘nın gece manzarası altında Doğubeyazıt‘a vardığımızda hemen Ahmedi Hani Hazretleri‘nin manevi atmosferine girdik. Şehirde bizi ilk karşılayan Ahmedi Hani heykeli ve parkı oldu. Geceyi Doğubeyazıt‘ta geçirip Ahmedi Hani Türbesi ile İshak Paşa Sarayı‘nı sabah erken ziyaret ederek Ağrı‘daki programımıza yetişmeyi dakikaları birbirine eklemekle başarabildik.

1061-1119 yılları arasında bölgede yaşamış olan Ahmedi Hani Hazretleri Arapça belagat, dini ilimler ve astronomide zamanın en önde gelen ilim adamlarından biri olup bu gün İshak Paşa Sarayı‘na biraz yukarıdan bakan türbesinde metfun. Huruzunda sabahın erken saatleri olmasına rağmen her bölgeden ve dış ülkelerden gelmiş ziyaretçileri görmek mümkün.

İshak Paşa Sarayı görenleri büyülüyor!

İshak Paşa Sarayı ise yüksek bir dağ kütlesinin ortalarında kayalık bir tepenin üzerine inşa edilmiş. Bugünkü modern binalarda olduğu gibi kalorifer, su ve kanalizasyon tertibatına sahip olan saray; "Osmanlı‘nın Anadolu‘ya hiçbir yatırım yapmamış" iddiasına inat bütün ihtişamı ile ayakta duruyor. Camisi, türbesi, tonozları, nişleri, bitki motifli süslemelerinin hepsi mükemmel taş işçiliğinin en güzel örneklerini oluşturuyor. Kesme taşla yapılmış olan İshak Paşa Sarayı‘nın akustiği ise ayrı bir güzellik. Ali Haydar Beyin caminin taş kürsüsüne çıkarak okuduğu aşr-ı şerefi sarayın her tarafından dinlemek mümkündü.

"Kaçakçılığın arkasında PKK var"

Aslında Doğubeyazıt‘ı bir seyahat notları içinde birkaç paragrafa sığdırmak mümkün olmasa da bölgenin durumunu anlatması bakımından şunu da ilave etmekte fayda var. Hazır buralara kadar gelmişken ekonomiye katkıda bulunmak ve birer hatıra almak için Belediye binasının karşısındaki pasajlarda alışveriş yaparken esnafın söyledikleri her şeyi ifade ediyor. "Erbakan Hoca döneminde olduğu gibi şu sınır kapıları açık olsa biz kendimize yeteriz. O zaman rahatlıkla komşu ülkelere gider kendi ürünlerimizi satar, oralardan farklı ürünler getirir buralarda satardık. Şimdi de bu ürünler geliyor ama hepsi kaçak." Esnafın bu serzenişi bize Kars Hayvan Borsası Başkanı İsmet Çelik‘in "Kaçakçılığın arkasında PKK var" cümlesini hatırlattı. Biz ekonomiye katkı yapalım derken istemeden birilerinin ekmeğine yağ mı sürdük ne!

Bu seyahatimize Ünye‘den başlayıp buraya gelinceye kadar kat ettiğimiz 3.500 km.‘lik yolda ilk defa Doğubeyazıt-Ağrı güzergahında birkaç jandarma kontrol noktasında durdurulduk. Çok yoğun bir kontrol olmamakla beraber mutlaka her araç durduruluyor. Askerlerin tavırlarını çok insani bulduk. Yüzü asık, kendinden korkan bir atmosfer yoktu.

Ardahan, Kars, Iğdır, Ağrı hattında insanların çekim merkezlerini camiler oluşturuyor. Iğdır gibi Kars da camiler cemaat bakımından yoğun insan trafiğine sahip. Her ne kadar Ağrı‘da Cuma günü bulunmuş isek de diğer vakitlerde de bu yoğunluğu gözlemlemek mümkün.

Sahipsizlik sanayiyi bitirmiş

Ağrı hayvancılık açısından çok önemli illerimizden. Halkın en temel geçim kaynağı hayvancılık. Kars Hayvan Borsası Başkanı İsmet Çelik Beyin dediği gibi "Hayvancılık ve hayvancılığa dayalı sanayi geliştirilebilse buralar Cennet olacak potansiyele sahip." Ne yazık ki, şu acı gerçeği de gördük. Milli Görüş Lideri Necmettin Erbakan Hoca‘nın bu potansiyeli zenginliğe dönüştürmek için ortağı olduğu hükümetlerde başlattığı Sanayi Hamlesi çerçevesinde buralarda inşa ettiği ve son yıllara kadar da işlevini sürdüren fabrikaların hepsi ya özelleştirilerek ya da sahip çıkılmayarak kapatılmış. Kime sorsanız acı bir "ah" çekiyor. Süt ve süt ürünü fabrikaları, ayakkabı fabrikaları, et kombineleri hepsi kapatılmış. Kimisi de düğün salonu yapılmış.

Kelkit üzerinden Bayburt‘a geçerken uğradığımız zamanın MSP Kelkit İlçe Başkanı Terzi Hasan Yıldırım Amca Kelkit‘e yapılmak istenen Ayakkabı Fabrikası‘nın yapılmaması için o zamanki hükümetin Başbakan‘ı Demirel‘in yürüttüğü kampanyayı hâlâ hatırlıyor.

Saadet Partisi Ağrı İl Teşkilatı‘nda İl Başkanı Latif Polat Beyin riyasetinde okuyucularımızla yaptığımız toplantıya SP GİK üyesi Muzaffer Baydar ile Tutak Belediye Başkanı Bülent Osman Osmanağaoğlu da katıldı. Bülent Bey Saadet Partisi‘nden seçilmiş bir belediye başkanı. 2004 yılında Gazeteciler Cemiyeti tarafından bölgenin "En Başarılı Belediye Başkanı" seçilmiş.

Dadaşlar diyarı Erzurum

Ağrı‘yı geride bırakarak tabyalar bölgesinden bayrakların eşliğinde akşam girdiğimiz Dadaşlar Diyarı Erzurum‘a geldiğimizde bizi eskimez dostlar Mehmet Törenek ve Mehmet Koçak Sağıroğlu karşıladılar. Misafirperverliklerinden ve refakatlerinden çok mutlu olduk.

Erzurum‘da hiçbir yerde görmediğimiz bir uygulamaya şahit olduk. Sadece çorba yapan lokantalar var. İsimleri de "Çorbacı". Çeşit çeşit çorbalardan tatmak için sabahın köründe insanlar çorbacıların önünde kuyruk oluşturmuşlar. Biz de böyle bir çorbacı lokantasında sabah çorbamızı içtikten sonra arabamıza binerken daha önce anlattığım Hacı Necip Bezmiş Amca arkamızdan koşarak bizlere çay ikram etmek istediğini söyledi. Ayrılırken de elinde bulunan bir dua kitabının iç kapağına hatıra olsun diye isim yazdırıp imza attırdı. Daha önce başkalarına da imza attırmış. O isimleri bizlere gösterdi. Şimdi onlardan bir kısmı Milli Görüş gömleğini çıkarmış durumdalar. "Onlara hakkımı helal etmiyorum" dedi. Hakkını helal etmediği bu insanlar zamanında Hacı Necip Amcanın bu manav dükkanındaki kazancından nasipdar olmuşlar, ama şimdi onlar başka iklimlerin insanı. O yüzden Hacı Necip Amca hakkını helal etmiyor.

Çifte Minareli Medrese yıkılıyor

Erzurum‘da Peygamberimizin ashabından olduğu, Hazreti Ömer zamanında Habib bin Mesleme‘nin ordusunda bulunarak Erzurum Kuşatması‘nda bulunduğu rivayet edilen Abdurrahman Gazi Hazretleri‘nin türbesini ziyaret ettik. Türbe fıkır fıkır insan kaynıyor. Evlenenler, sünnet olanlar konvoylar halinde türbeye geliyorlar.

Manyetik bir etkiye sahip olduğu söylenen bölge türbenin hemen altında bulunuyor. Arabamızı boşa alarak biz de bir deneme yaptık. Denildiği gibi arabamız kendi kendine hareket etti ama bunun söylenen bu manyetik etkiden dolayı olup olmadığı noktasında bir karara varamadık.

Ziyaret ettiğimiz Çifte Minareli Medrese ise sahipsizlikten neredeyse yıkılmak üzere. Bu vefasızlığa Anadolu‘da çok rastladık. Kiliseler onarılırken Çifte Minareli Medrese‘nin sahipsizliği insanın içini kavuruyor. Mehmet Bingöl Bey "Bu eserler kullanılarak korunur" diyor. Haklı galiba. Aman dokunmayın, aman ilişmeyin diye diye bu canım eserler elimizin altından kayıp gidiyor.

Dadaşlar Diyarı Erzurum‘da Saadet Partisi İl Başkanlığı‘nda yaptığımız okuyucular toplantısını İl Başkanı Teoman Kümbet Beyefendi yönetti. Çok verimli ve bereketli toplantılarımızdan biri oldu Erzurum toplantısı.

Aslında Erzurum‘la ilgili yazılacak pek çok şey var ama. Bu dizi epey uzadı ve siz okuyucularımızın da "Bitir artık" dediğinizi duyar gibiyim. Ancak yazılacak daha Erzincan, Bayburt, Gümüşhane ve Ordu izlenimlerim var. Yüksek müsamahanıza sığınarak bu illerimizdeki izlenimlerimi de kısacık yazmakta fayda var. Aksi durumda o illerimizdeki dostlar alınırlar, değil mi?

Erzincan, Genel Müdürümüz Yılmaz Bayat Beyin memleketi. Kendisi Kemah‘ın Alp Köyü‘nden. Bizi Erzincan‘da kaldığımız iki gün içinde çok iyi bir ev sahibi olarak ağırladı. Alp köyüne, ağabeyinin yanına gittik, rahmetli babasını ziyaret edip dualar okuduk. Allah kabul etsin.

Hakim bey, sen benim babamsın!

Bu turnemizde uğradığımız her yerde aşağı yukarı oranın insanları tarafından anlatılan pek çok hikaye ve fıkra dinledik. Kimi dramatik, kimi trajik, kimi komik... Saadet Partisi Iğdır İl Başkanı Cihat Akar Beyin anlattığı pek çok fıkradan birini sizlerle paylaşmak isterim. Cihat Beyin yörenin ağzı ile anlattığı şu fıkra neredeyse daha sonraki günlerimizde dilimizden düşmedi: "Şehrin hakimi akşam şehir kulübüne gidip arkadaşlarına dert yanmış. ‘Bugün farkına varmadan on kere eşek olduk‘ demiş. Hayırdır, ne oldu ki? Bugün bir Kürdü vandaşışımız mahkemeye geldi. Ne sordum ise abuk sabuk cevaplar verdi. Ben de ‘Sus lan e...oğlu e..k‘ dedikçe o bana elini göğsüne koyup saygı ile eğilerek ‘Hakim bey, sen benim babamsın‘ dedi. Onuncu tekrarlamada anladım ki, adam benim ona söylediğim şeyi bana söylüyor."