Günümüz insanı, sabahın mutluluk akan ışıltısından ve evlerimize aydınlık getiren bereketinden mahrum kalıyor.
Özellikle çalışmayan hanımlar, sabahları geç vakte kadar uyuyup gece ikiye kadar televizyon seyrediyorlar. Oysa günün bereketi sabahın içinde saklıdır. Sabahları erken kalkan kişi günün bereketine ulaşır.
Dinimizde erken kalkmak esastır. Zamanın beş vakte ayrılması ise gün içinde vaktin taksimini kolaylaştırmak içindir. Beş vaktin arasını doldurmak kişinin inisiyatifine kalmıştır. Hazreti Peygamber vakti değerlendirirken namazı birinci sıraya koymuştur. O, namaz konusunda oldukça dakiktir. Kendisine en hayırlı amel hangisidir dendiğinde "İlk vaktinde kılınan namazdır" buyurmuştur. Namazları vaktinde kılarsanız, gün içinde vaktinizi daha iyi programlamış olursunuz ve faydalı işler yapmaya fırsat bulursunuz.
Erken kalktığınızda kendinizi daha zinde hissedersiniz ve gün içinde yapmanız gereken işleri daha rahat yapar vakti verimli hale getirebilirsiniz. Unutmayın vakit nakitten daha değerlidir.
Yemeğini bitirmezsen sevmem
Anne baba piramidin her zaman en üstünde yer almaktadır. Çocuk ebeveyninin otoritesini kabul eder ve yaşamını onların gözetiminde sürdürür. Anne babanın ev içindeki konumu bellidir ancak hiçbir ebeveyn bunu kullanarak otoriteyi bir baskı unsuruna dönüştürmemelidir. Bu konuda oldukça katı kurallar koyan bazı ebeveynler çocuğu sevgilerinden mahrum bırakarak cezalandırmaya çalışıyorlar. Oysa bu çocuğa verilebilecek en büyük cezadır. Anne baba gerekirse çocuğa ceza verebilir ancak bu onu kısa süreliğine sevdiği bir şeyden mahrum etmek şeklinde olur. Sevgi ve ilgiden mahrum bırakacak şekilde olmaz.
Bilindiği üzere, baba ve çocuklar eve geldiğinde anne yemeği hazırlar. Çocuk annenin yanında sofraya oturur, ailenin bütün fertleri hiç konuşmadan hızlı bir şekilde yemeklerini yerler. Sonra baba televizyonun başına geçer anne mutfağı toplamakla meşgul olur. Çocuk ise hâlâ tabağındaki yemeği bitirmeye çalışmaktadır. Annenin kararı kesindir, "Eğer tabağındaki yemekleri bitirmezsen seni sevmem" Bu söz çocuk için büyük bir yıkımdır, sanki dev bir kayanın altında ezilmektedir çocuk... Çünkü onu ayakta tutan ve ona direnç veren en büyük kaynak annenin sevgisidir ve çocuk bunu kaybetmekle tehdit edilmektedir. Oysa anne burada, öncelikle çocuğa yemek verirken ne kadar yiyebileceğini sorabilir ve yiyeceği yemek konusunda onu tercihiyle baş başa bırakabilir. Bu takdirde çocuk kendi isteğiyle ve yiyeceği kadar yemek alır ve tabağında yemek bırakmaz.
Bazı anneler çocuğu sevgilerinden mahrum bırakmakla tehdit ederek onun dünyasını yıkıyorlar. Oysa çocuk için, en sevdiği şeyleri dahi vermek bu sevgiyi kaybetmek kadar acı değildir. O ne kadar yaramazlık yaparsa yapsın kendisini ayakta tutan iksirin anne babanın sevgi ve ilgisi olduğunu bilmektedir. Bundan mahrum kalacağını düşünmek çocuk için bir felakettir. Anneler babalar lütfen çocuklarınızı sevginizden mahrum bırakmakla tehdit etmeyin, onları bu şekilde cezalandırmayın. Çünkü çocuk için bundan daha büyük bir kayıp yoktur.
Birkaç söz
Balık yemeyen kız
Bir anne, balık yemeyen çocuğuna balık yemeyi nasıl öğrettiğini anlatmış: Üç yaşındaki kızım balık yemiyordu, o çok kötü kokuyor, ben onu sevmiyorum diyordu. Bir gün yine sofrada balık vardı, balığın birini çatalla aldım ve " Zehra bak, sen onu yemediğin için çok üzülüyor, kırılıyor..." dedim. Neden dedi. Çünkü Allah bize balıkları yememiz için izin veriyor, biz balıkları yiyoruz sonra daha güçlü oluyoruz. Kızım tekrar sordu: Ama canları yanmaz mı? Hayır dedim, yanmaz onlar bize güç veriyorlar bundan çok mutlu oluyorlar. Ama sen onları yemediğin için üzülüyorlar. Kızım tamam üzülmesinler, sen bana yedir dedi. O günden beri kızım balığı çok seviyor.



