Gündem

Büyük Avrupa için yeni bir sistem gerekli

Büyük Avrupa için yeni bir sistem gerekli

Abone Ol

Silahların sustuğu ancak istikrarın bir türlü sağlamadığı Balkanlar‘da derin siyasi krizler yaşanıyor. Krizin temelinde yine "etnik anlaşmazlıklar" bulunuyor.

Uzmanların da dikkat çektiği gibi anlaşmazlıklar, şimdilik bir soykırım ya da literatüre Bosna ile sokulan "etnik temizlik" boyutunda değilse de Balkanlarda istikrar sağlama çabalarını ciddi ölçüde tehdit ediyor.

Örneğin Bosna-Hersek‘te parçalanma tehlikesi artmış durumda. Sırpların talepleri yeniden savaş ihtimalini gündeme getirdi. Sırpların açıklamalarına kızan Hırvatlar, bu talepleri karşılıksız bırakmayacaklarını yüksek sesle dile getirdiler. Varılan nokta Bosna Hersek‘te siyasi sisteminin yeniden yapılandırılmasının kaçınılmaz olduğunu göstermekte, yeni bir yönetim sisteminin gerekliliğini ortaya koymakta...

Öte yandan iki yıl önce bağımsızlığını ilan eden Kosova da durulmuş değil. Ülkede silahlar tamamen susmuş değil, nadir de olsa çatışmalar yaşanıyor. Sırbistan, Kosova‘nın bağımsızlığını tanımamakta ısrarlı davranmakla birlikte, Kosova‘da yaşayan Sırpları, el altından yönetime karşı isyana teşvik ediyor.

Yine çiçeği burnunda bir başka ülke olan Karadağ‘da da tam anlamıyla istikrar sağlanmış değil...

Makedonya ile Yunanistan arasındaki isim krizi devam ediyor. Arnavutlarla Makedonlar arasında gerginlik de zaman zaman gün yüzüne çıkıyor...

Marmara Grubu tarafından İstanbul‘da düzenlenen Uluslararası Avrasya Ekonomi Zirvesi‘ne katılan Romanya eski Devlet Başkanı Emil Constantinescu ile tansiyonun bir türlü düşmediği Balkanlar‘daki gelişmeleri ve Türkiye‘nin Avrupa Birliği üyelik sürecini konuştuk.

1996-2000 yılları arasında Romanya Devlet Başkanı olan Emil Constantinescu, sorularıma çarpıcı cevaplar verdi.

Mütevazı kişiliği, sempatik ve sıcak tavırlarıyla dikkat çeken Constantinescu‘ya "Balkanların geleceğini nasıl gördüğünü" soruyorum.

"Sadece siyasi açıdan değil, kültürel açıdan da önemli bir soru bu." diyerek sözlerine başlıyor.

Balkanlara öncelikle kültürel açıdan bakmak gerektiğini belirterek, "Avrupa nüfusunun çoğunluğu Balkanlardadır. Çünkü hepsi Roma hukukundan miras kalan büyük bir demokrasi anlayışı içinde yaşıyor. Roma hukuku da İstanbullu Justinian eseridir. Eğer Hıristiyanlıktan da bahsetmek gerekirse, İncil‘in yaygınlaşması da şu anda Türkiye adı verilen coğrafyada gerçekleşmiştir..." diyor.

Ortak kültürel mirasa dikkat çektikten sonra "Ancak zamanla Balkanlarda yaşanan bazı gelişmeler ülkeler arasında ihtilaflara neden olmuş ve bu da negatif bir imaj oluşmasını sağlamıştır. Şimdi bizim görevimiz, ortak hareket ederek kendi sorunlarımızı çözüp ilerleyebilme kapasitemizin mevcudiyetini kanıtlamaktır."

Sorunların çözümünün ortak hareket etmekle mümkün olabileceğini belirten Constantinescu, "hayatım boyunca bunun için çalıştım" dedi. Ve Uluslar arası Savaş Suçları Mahkemesi (UCM)‘de yargılandığı sırada şüpheli bir biçimde ölen on binlerce Müslüman‘ın katledilmesinden sorumlu Sırp Kasabı Miloşeviç‘in yakalanışını hatırlattı.

"Miloseviç‘in yakalandığı sırada ben resmi bir ziyaret için Vatikan‘daydım. Belgrad‘taki gelişmeleri İtalya Başbakanı ile birlikte televizyondan takip ediyorduk. Olanlar Bükreş‘te Çavuşeski rejiminin düşmesinden önce yaşananların aynısıydı. Birçok dünya liderini aradım. Tüm Balkan ülkeleri liderlerinin katılımıyla bir toplantı yapmanız için bir haftamız var dedim.

AB ülkelerinin aracılığı kabul etmesinden önce Sayın Demirel‘i aradım. Arnavutluk‘un başbakanını ve Makedonya başbakanını da aradım. Hepsi kabul etti... Bunu şunun için anlatıyorum; Balkanlar‘da sorunların çözülmesi için siyasi liderlerin birlikte hareket etmesi gerekiyor. Özellikle de ekonomik alanda ortak hareket edilmesi gerekiyor."

"Bu noktada en önemli eksiklik nedir?"

"Amerika‘da neler olduğunu hepimiz biliyoruz. Fakat komşu ülkelerimizde gerçekten neler döndüğünden, orada nelerin yaşandığından haberimiz yok. Daha iyi bir iletişim kurmak için aramızdaki ilişkileri mutlaka geliştirmeliyiz."

Türkiye-Romanya ilişkileri örnek bir ilişkidir

Konuyu Türkiye ile Romanya arasındaki ilişkiye getirdim.

"Bence örnek bir ilişki... Çünkü son yüzyılda bu ilişki siyasi sisteme rağmen iyi olmuştur. Ama komünizmin yıkılışının ardından ilişkiler daha da gelişti. Başbakan Demirel ile görüşme ayrıcalığına kavuşmuştum. Birbirimize tecrübelerimizi aktarma fırsatımız oldu. Aynı şekilde Schvardnadze ile de görüşme fırsatım oldu. Karadeniz konusunda işbirliği yaptık. Türkiye, Arnavutluk ve Romanya arasındaki işbirliği, Romanya‘nın NATO ve AB‘ye entegre olmasında çok önemlidir."

"Ben şahsen her fırsatta Romanya‘nın Türkiye‘ye karşı görevlerinden bahsettim" dedikten sonra çok çarpıcı bir ifade kullandı, "Romanya ekonomisinin gelişmesi Türkiye‘den bağımsız değildir ve Türkiye için de bu çok önemlidir."

Romanya eski Devlet Başkanı Constantinescu‘ya son olarak "Türkiye‘nin Avrupa Birliği‘ne üye olması mümkün mü" diye soruyorum.

"Elbette ama bu diplomatik limitlerle sınırlandırılmamalı. Fransa gibi ülkelerle diplomatik ilişkilerin iyi şekilde kurulması önemlidir bu konuda. Avrupa konusunda yeni bir proje geliştirmek gereklidir. Lisbon Anlaşması‘nı değiştirmek gerek. Türkiye‘nin önemini yeniden gözden geçirmek gerek. Türkiye‘yi örneğin Slovenya ile karşılaştırmak hiç de mantıklı bir düşünce değildir. En azından 70 milyon nüfuslu bir ülke ile 2 milyonluk bir ülke karşılaştırılamaz. Bunları bilmek ve buna göre karar vermek gerek. Başka bir ülkenin dağılımıyla oluşmuş küçük ülkelerle bir sayamazsınız Türkiye‘yi. Mesela Polonya için yeni bir proje üretilmişti çünkü Polonya kırk milyon nüfuslu bir ülke. Pek çok açıdan AB‘ye girme sebepleri vardır. Romanya‘nın değişimi de entegrasyon projesinden önce olmuştu. Zaten Balkanlarda ve Avrupa‘da pek az ülkenin kendi arasında stratejik ortaklık var. Bence durum ve şartlar değişti."

"Yeni bir sistem gerekli"

Araya girerek " dini farklılığı" hatırlatıyorum.

"Belki yirmi ya da on yıl önce din sorunu önemliydi. Ama şimdi bu eskisi kadar önemli değil. Çünkü AB‘nin projesi Avrupalı Katolik ve Protestanlar içindi. Ortodoksların AB‘ye girmesi mümkün görünmüyordu. Yirmi milyon Ortodoks nüfusuyla Romanya‘nın ve diğer Ortodoks ülkelerinin entegrasyonundan sonra AB‘nin sadece Katolik ve Protestanlar için olmadığı kanıtlandı. Madrid‘de yaptığım bir konuşmada Müslümanların ve Müslüman toplulukların çok çok eskiden beri Avrupalı olduğunu söylemiştim. Çünkü Endülüs tarihi nedeniyle İspanyollar bunu biliyor ve anlayabiliyorlar. Avrupa Birliği‘nde Müslüman topluluklar var zaten. Şimdi artık daha büyük bir Avrupa oluşturmak yeni bir sistem geliştirmek gerekiyor."