SEÇİMİN ardından yazdığım ilk yazıda yeni anayasa ve başkanlık sistemi üzerinde durmuş, geçen dönem olduğu gibi iktidar partisi muhalefetin desteğine güvenecek olursa yeni anayasa hazırlamanın, bunun da ötesinde başkanlık sistemini getirecek düzenlenmenin çok zor olacağına dikkat çekmiştim. Çok geçmeden muhalefet bu konudaki tavrını ortaya koymaya başladı. Yine, uzlaşmadan uzak; yapmayız, yaptırmayız üslubunun geçerli olduğu ortaya çıktı. Özellikle CHP Sözcüsü Gürsel Tekin yeni anayasa çağrılarına yanıt verirken, “Başkanlık maddesi eklenirse kapımızın önünden geçmesinler” şeklinde konunun görüşülmesinin ve müzakeresinin bile önünü kesen bir tavır sergiledi. Kısacası, başkanlık sistemini görüşmek bile istemediklerini açık bir dille ifade etti. Buna karşılık HDP’den yapılan açıklama CHP kadar sert olmasa da başkanlık sistemi söz konusu olduğunda, “Otoriterleşme kaygımız var” diyerek bu konuya sıcak bakmadıklarını buna karşılık iktidar partisi başkanlık sisteminden ne anladığını açıkça ortaya koyar, bir başka ifade ile başkanlık sistemi söyleminin içini doldurursa konunun görüşülebileceği görüntüsü veriyordu. Bu da HDP’nin yeni anayasa gündeme geldiğinde müzakereye açık olmakla birlikte CHP kadar direnç sergileyeceğini gösteriyor. MHP’nin ise seçim öncesi tutumunda bir değişikliğin olmayacağı görülüyor. Çünkü teşkilata karşı, “Gücünüz yetiyorsa kurultayı toplayın” anlamına gelecek açıklamalar birbirini izledi. Bu arada, özellikle Bahçeli’nin tavrında seçimlerin ardından geçmişe dönük bir değerlendirme ve muhasebe yapmaya gerek duyulmadığı görüntüsü söz konusu.

Kısacası geçen dönemde olduğu gibi iktidar partisi Meclis’te temsil edilen partilerin uzlaşması ile yeni bir anayasa hazırlamaktan yana tavrını sürdürecek olursa önümüzdeki dönemde de yeni bir sivil anayasa hazırlamanın mümkün olmayacağını söylemek mümkün. Bunun dışında kalan bir başka yol ise muhalefet patileri içinden bir grubun desteğini sağlamak. Bu ise sanıldığı kadar kolay değildir. Bunun da ötesinde iktidar partisi başkanlık sistemi isteğinden vazgeçse bile yeni sivil ve özgürlükçü bir anayasa hazırlanması imkânsız olmasa bile çok zor görünüyor. Yani rahatlıkla hükümet kuracak çoğunluk yeni anayasa yapmada aynı rahatlığı sağlayamıyor.

Bu noktada başkanlık sistemini olmazsa olmaz noktasına getirmenin siyasi ortamın gerilmesine yol açacağını söylemek için kâhin olmaya gerek yok. Çünkü ülkemizde belli bir kesim var ki, düşünceleri istikametinde oy kullanmayan seçmeni utanmasalar insandan bile saymadıklarını söyleyecekler. Çünkü şimdiden muhalefeti topyekûn bir bütün olarak kabul edip yüzde 49,5 oya rağmen muhalefetin yarım puan farkla olsa da daha fazla oyu temsil ettiğini vurgulamaya başladılar. Belli ki bazı kesimlerin demokrasi ve özellikle seçim anlayışı farklı. Çoğunlukla hükümeti kurma yetkisini seçmenden almış bir partinin karşına muhalefet bloğunu bir bütün gibi çıkarıyor, muhalefetin iktidar partisine göre daha fazla oya sahip olduğunu ileri sürüyorlar. Yani, istediğiniz gibi bir anayasa yapmazsınız demeye getiriyorlar. Benzer durum 7 Haziran seçimlerinin ardından yaşanmış, CHP Genel Başkanı Kılıçdaroğlu, yüzde 60’lık bir muhalefet bloğundan söz etmiş, bu sebeple de hükümeti bu bloğun kurması gerektiğini söylemişti. Ama neticede yüzde 60’lık blok ülkeyi yeni bir seçime götürmenin ötesinde bir işe yaramamıştı. Bu bakımdan iktidar partisinin bundan sonra sergileyeceği tavır önümüzdeki dönemin sükûnet mi yoksa sürtüşme dönemi mi olacağını belirleyecek. Sayın Davutoğlu seçimin ardından bugüne kadar yaptığı açıklamalarda kavgadan değil, barıştan, ülke sorunlarına çözüm aramadan yana olduğunu gösterdi. Ama Davutoğlu ne kadar bu konuda serbest bırakılır onu da zaman gösterecek.