Bayezid in İstanbul da yaptırttığı cami tamamlanınca,
açılış için bir tören yapıldı. Törene kalabalık bir cemaat katıldı. Bayezid-i
Velî açılışı yapacak kişi ve o kişide aradığı şartı söyledi. Bu camiyi
içinizde ömründe ikindi ve akşam namazlarının sünnetini hiç terk etmemiş bir
kişi açsın ve namazda imam olsun. buyurdu. Orada birikmiş bulunan derya misali
cemaatin içinden bir tek kişi çıkmadı. Bir tek kişi de diyemedi ki ben ikindi
veya akşam namazlarını terk etmeden sünnetleri ile tamam kıldım. Diyemedi hiç
kimse. Bir tek II: Bayezid Han çıktı ikindi ve akşam sünnetlerini terk etmeden
tam kılan. Padişah: Elhamdülillah ömrümüzde, seferde, hazerde sünnetlerimizi
terk etmedik. Diyerek açılışı yaptı ve oradaki cemaate imam olarak namaz
kıldırdı. Böyle bir ibadet ehli, abid sultandı II. Bayezid.
Su Ve Müzik -Akıl Hastaları Ve Tedavi
Sultan II. Bayezid, İstanbul a Bayezid Camii ni
yaptırmış, Anadolu nun pek çok yerine de hanlar, camiler, külliyeler,
medreseler, köprüler inşa ettirmiştir. Bugün hala pek çoğu ayaktadır. Hele
Edirne de yaptırdığı Bayezid Külliyesi görülmeye değerdir. Üstelik bu
külliyenin temel atma merasimine 23 veya 25 Mayıs 1484 de padişah bizzat
katılarak temeline ilk harcı kendisi koyar. Böyle büyük bir yapı dört yıl gibi
kısa bir sürede bitirilip, hizmete açılır. Açılışta dağıtılan sadaka ve yemeğin
haddi hesabı yoktur. Bu külliyede hastaneden başka, cami, medrese (günümüzde
üniversite), misafirhane, çifte hamam, değirmen, köprü, su dolabı, mehterhane
ve sıbyan mektebi (ilkokul) de vardır. Mutfak-aşevi-kilerden oluşan imaret,
Muvakkithane (saat hane). Medresedeki hocaların maaşları da günlük 60 Osmanlı
akçesi olup, Osmanlı da ilme ve âlime ne
kadar değer verildiğinin bir göstergesidir. Külliyedeki aşevinden de civarda
bulunan fakirlere yemek dağıtılmaktadır. Bütün bu sebeplerden dolayı bu
külliyeye halk arasında Hürrem bina yani gönül açıcı bina tanımlaması
yapıldı. Üstelik bu külliyede bir de darüşşifa yani hastane vardır. Hastanede
bir baştabip, iki doktor, iki cerrah, iki göz doktoru, eczacı bulunmaktadır.
Hastanenin akustik özellik taşıyan farklı bir yapısı vardır. Çünkü bu hastanede
diğer hastaların yanı sıra akıl hastaları da tedavi görmektedir. Musiki ve su
ile akıl ve ruh sağlığı bozulmuş hastalar en iyi şartlarda tedavi edilmektedir.
Musiki ve su. Avrupa da akıl ve ruh hastaları cadı diye yakılırken, Osmanlı da
musiki ve su ile tedavi edilmekteydi. Medeni Avrupa(!) ve bazı modern ve
ilerici (!) aydınımız ve de gerici (!) Sultan II. Bayezid...
Köle olmayı isteyen sultan münâcât
Hudâyâ Hudâlık sana yaraşur
Nitekim gedâlık bana yaraşur
[Allah ım Allah lık Sana yaraşır. Nitekim fakirlik,
dilencilik, kölelik bana yaraşır]
Çü sensin penâhı cihan halkınun
Kamudan Sanâ ilticâ yaraşur
[Madem Sensin sığınağı dünya halkının. Herkesten Sana
sığınmak yaraşır.]
Şeh oldur ki kulluğun itdi senün
Kulun olmayan şeh gedâ yaraşur
[Şah, sultan, odur ki Sana kulluk etti. Kulun olmayan
sultana; yoksulluk, düşkünlük, kölelik yaraşır.]
Şu baş kim sanâ secde eylemeye
Ser-i şah ise zîr-i pâ yaraşur
[Şu baş ki sana secde etmiyor. Şahın, sultanın başı dahi
olsa o secde etmeyen başı ayaklar altına almak yaraşır.]
Şu dil kim marîz-i gamundur senün
Anâ zikrün ile şifâ yaraşur
[Şu gönül ki senin ızdırap hastandır. Ona Senin zikrinle,
Senin adını anmakla gelecek şifa yaraşır.]
Şu kim dürr-i gufrânun almak diler
Gamun bahrına âşinâ yaraşur
[Her kim, Allah ın hazinelerini almak dilerse; O ndan
gelecek sıkıntıların ne olduğunu bilmesi gerekir.]
Egerçi ki isyânumuz çok durur
Sözümüz yine Rabbenâ yaraşur
[Bu durumda her ne kadar isyanımız çoksa da yine de
dilimize Rabbenâ yaraşır.(İsyan eden kula Sen bizim Rabbimizsin diye tövbe
etmek yakışır.)]
Ne ümmîd ü ne bîmdür işümüz
Heman bize havf u recâ yaraşur
[Bizim işimiz ümitsizlik ve Allah tan korkmazlık
değildir, bize her daim Allah tan korkmak ve ona yakarmak yaraşır.]
Eger adl ile sorasın Adli yi
Ukûbetdür anâ sezâ yaraşur
[Eğer adl ile adaletle sorarsan Adlî yi. Kötüdür,
felakettir sonucu, ona da bu yaraşır.]
Ben itdüm anı kim bana yaraşur
Sen eyle anı kim sana yaraşur
[Benim yaptığım bana yaraşır. Sen, Sana yaraşanı yap
Allah ım! (Ben ettim sen eyleme,Sana ne yaraşırsa Sen onu eyle Allah ım.)]
Şu günde ki hiç çâresi kalmaya
Ana çâre-res Mustafâ yaraşur
[Çaresiz kalındığı o gün yani hesap gününde, çare
ulaştırıcı, biçaresizlere yetişen Mustafa (s.a.v.) yaraşır. (Hesap verileceği o
gün Peygamberimiz in çaresizlere şefaat etmesi yaraşır.)
Kaynaklar
* Sadettin Kaplan,
Sultanların Şiirleri Şiirin Sultanları, Gebze: Saka Yayınları,2005,s.s.41-47
* Hilmi Yücebaş,
Şair Padişahlar, İstanbul: Yeni Matbaa,1960.
* Malik Aksel,
Sanat ve Folklor, İstanbul: Milli Eğitim Basımevi, 1971, s.s.208-211.
* Hülya Mercimekçi
Bayram, Taşköprizâde nin Eş-Şakaiku un-Numaniye fi Memaid
Devleti l-Osmaniyye Adlı EserindeAdı Geçen Muhaddislerin İncelenmesi,(Selçuk
Üniv. Sosyal Bilimler Ens. Yüksek Lisans Tezi, 2006), s.s.82,96.
* Emine Seymen, Sehi Bey ve Lâtifî Tezkirelerinde
İstitrâd, (Çukurova Üniv., Sosyal Bilimler Ens., Türk Dili ve Anabilim Dalı,
Yüksek Lisans Tezi, 2008.), s.s. 40-41.
* Mehmet Nuri
Yıldırar, Amasya lı Divan Şairleri, (Gazi Üniv. Sosyal Bilimler Ens., Yüksek
Lisans Tezi, 2002),s.s.98-136
* Yavuz Bayram,
Adlî, Amasya: Amasya Valiliği, 2008.
* İsmail Hakkı Uzunçarşılı,
Osmanlı Tarihi, c.II, Ankara: Türk Tarih Kurumu Basımevi, 1988, s.s. 161-179,
233-248, 583-679
* Selim İleri, Bayezid ve İstanbul, Zaman Gazetesi, 24
Ekim 2009, Cumartesi.
* Rüştü Şardağ, Şair Sultanlar, Ankara: Türkiye İş
Bankası Kültür yayınları, 1982, s.s. 82-94.
* Hasan Alakese,
Mutasavvıf Hükümdarlar, İstanbul: Okul Yayınları, 2004, s.s.117-125
* Hasan Aksoy,
Müeyyedzâde Abdurrahman Efendi , DİA, c.31, İstanbul, 2006, s.485.