Kişinin sevgi ve ilgisini başka kişilere yöneltmesine özgecilik adı verilir. İyilikseverlik, fedakarlık inancımızın ve kültürümüzün bir parçası ancak her konuda olduğu gibi sevgiyi vermek ve yaşamak konusunda da denge esastır. Müslüman toplumların kültüründe fedakarlık ve diğerkamlık vardır. Çevresindeki kimselere iyilik yapanlar, sevgisinden ve ilgisinden verenler, kendi rahatını başkalarına tercih edenler toplumda erdemli insanlar olarak tanımlanırlar. Bu toplumlarda yaşayan kişiler, başkalarına iyilik yapmayı küçük yaştan itibaren ailede öğrenirler ve bunun getirdiği manevi kazanca inanırlar. Çünkü yapılan iyiliklerin karşılığı katlanarak kendilerine döner. Bu insanların elde ettiği manevi doyum, Batılı filozofların araştırmaları arasında yer almıştır. Benthnam, Hobbes, Locke ve Smith dahil olmak üzere batılı filozoflar insanın iyilikseverliğinin psikolojik gerçekliğini ortaya koymaya çalışmışlardır. Bu konuda Comte iyilikseverliği insanın egoizmine karşıt bir kavram olarak yorumlamıştır. Bu insanların gündeminde, özgecilik kavramı tartışmalı bir konu olmuştur. Kimileri başkalarına yararlı olmanın gerekliliğini vurgularken, kimileri bunu gereksiz görmüşlerdir. Diğerkamlık ise, başkalarının iyiliğini istemek, çıkarını korumak ve başkaları için elinden geleni yapmaktır. Bu bir yerde insanların çıkarlarını esas alan iyilik varsayımıdır. Başkalarının iyiliğini istemek, kendi rahatını insanlara tercih etmek insanların mutluluğu ile mutlu olmak diğerkamlıkla alakalı bir durumdur. Bu yönüyle diğerkamlık kendisi için istemediğini başkalarını için de istememek ve bencillikten kurtulmaktır.
Oyuncaklarını kendileri yapsın
Çocukluğumuzda, şimdilerde olduğu gibi pahalı oyuncaklar alma imkanına sahip değildik. Ama imkanlarımız ne olursa olsun oyunlardan vazgeçmez ve oyuncaklarımızı kendimiz yapardık. O zamanlar, toprak, çamur, ağaç dalları, taşlar, eski kumaşlar ve kırık tabakları yeniden şekillendirir ve bunlardan çeşitli oyuncaklar üretirdik. Bu durum o zamanlar büyüklerimizin zihinlerinde yoksunluk olarak tanımlansa da bizler yeteneklerimizi en iyi şekilde geliştirme fırsatı bulurduk. Şimdilerde ise, çocuklar en pahalı oyuncaklara sahip oluyorlar ve en nezih ortamlarda oyunlar oynuyorlar. Ancak her şeyi hazır elde ettiklerinden yeteneklerini geliştirme fırsatı bulamıyorlar. Bu konuda aileler ve eğitimciler, çocuğun oynayabileceği ortamlar oluşturmalı ve burada çamur, toprak ve doğal malzemelerle tanışmalarını sağlamalıdırlar. Bu sayede, çocuklar hayal dünyalarını ve merak duygularını mükemmel bir şekilde geliştirme imkanı bulacaklardır. Çünkü çamur, toprak ve doğal malzemeler çocukların oldukça zevk aldığı bir aktivitedir.
Çocuklar çamuru işleyerek hayallerini somut bir şekilde ifade ederler. Bu tür çalışmalar, çocuğun hem zihinsel hem de bedensel gelişimine katkı sağlar. Çocuk oyunlarla birlikte bağımsız düşünmeyi öğrenir, grupla iş yapma becerisi geliştirir, özgüven kazanır, kendini daha rahat ifade eder.
Anneler bu konuda çocuğun oynayabileceği alanlar oluşturabilirler. Ve çocuğu hayal gücünü kullanması ve kendini ifade etmesi için teşvik edebilirler.
Bir elin parmakları gibiyiz
Empati, Batının keşfettiği yeni ve sihirli bir kavram gibi lanse ediliyor. Oysa dinimiz empati üzerine kuruludur ve bizler çevremizdeki insanlarla ilişkilerimizde sadece karşımızdaki kişiyi anlamakla kalmayız aynı zamanda yardımcı olma noktasında da kendimizi sorumlu hissederiz. Allah insanlara maddi ve manevi destek sağlamamızı emreder ve yaşadığımız toplumun normları ne olursa olsun, yardıma muhtaç olan kimselere el uzatmamızı tavsiye eder. Rogers‘a göre empati, bir kişinin kendisini karşısındaki kişinin yerine koyarak o kişinin duygularını ve düşüncelerini doğru olarak anlaması hissetmesi ve bunu ona iletmesi ve anlamasıdır. Bu yönüyle empatinin bir duygusal bir de bilişsel yönü vardır. Bilişsel olarak kişi zihinsel süreçlerinde olayı değerlendirir, karşısındaki kişinin bakış açısıyla bakar ve onun rolünü almaya çalışır. Duygusal olarak ise, kişiyi anladığını ona hissettirir ve aynı duygu ile ona karşılık verir. Yani burada, karşımızdaki kişiyi yargılamadan nasihat etmeden anlamaya çalışır ve anladığımızı ona hissettiririz. İslama tabi olan birey ve toplumlarda ise, Müslümanlar, sadece insanları dinlemek anlamak ve acılarını paylaşmakla kalmazlar ellerinden ve gönüllerinden ne geliyorsa vermekten kaçınmazlar.
Empati yapmanın faydaları
Empati, kişinin merhamet duygularını harekete geçirir ve içgörü kazanmasını sağlar.
Empati kurduğunuzda karşınızdaki insanı anlama şansını yakalayacaksınız dolayısıyla ilişkilerinizde hata yapma riskini ortadan kaldırmış olacaksınız.
Bireysel ve toplumsal ilişkilerinizde başarılı olacaksınız ve insanlarla daha sağlıklı ilişkiler kuracaksınız.
İnsanların sorunlarını anlama ve çözüm bulma yeteneğinizi geliştireceksiniz.
Empati yapma yeteneğiniz geliştiğinde karşınızdaki kişiyi anlama ve yardımcı olma şansınızı olacak.
Empati yapan kişi bencillikten kurtulur ve karşısındaki kişiye yardımcı olur
Empati kişinin karşısındaki kişiye değer vermesini sağlar.
Ne yazık ki, modern kültür birey ve toplumların yardımlaşma, fedakarlık ve diğerkamlık duygularını zayıflatarak onları bencilliğe teşvik ediyor. Sadece kendi yörüngesinde hareket eden ve kendini düşünen insanlar çevrelerindeki kimselere rahatsızlık vermekten kaçınmaz hale geliyorlar. Mesela komşunuz yukarı katta yüksek sesle müzik dinliyor, bir diğeri üstünüze halı silkeliyor, yolda yürüyorsunuz birisi kolunuza çarparak geçiyor, hastane kuyruğundasınız biri sizi iterek sıranızı alıyor...bütün bunlar empati yapma yeteneğini kaybeden ve sadece kendini düşünür hale gelen kimselerin çevrelerine verdiği zararlardır. Oysa empati yapan kişi, insani sorumluluğunun bilincindedir. Bu kimse, İnsanlara yardımcı olmanın, haksızlığı kabullenmemenin, insana değer vermenin ve sorumluluk bilinciyle hareket etmenin Allahın razı olacağı bir davranış olduğunu bilmektedir.