Tam 10 yıl önce, 15 Temmuz 2016 gecesi yaşanan FETÖ darbe kalkışması, yalnızca bir gecede ortaya çıkan bir ihanet değildir. O gece, yıllar boyunca yapılan yanlışların, vesayet müdahalelerinin, siyasi mühendisliklerin ve devletin gerçek tehdidi zamanında görememesinin ağır faturası ödenmiştir. Tanklar köprülere çıkmadan, savaş uçakları Meclis’i bombalamadan çok önce 15 Temmuz’un zemini hazırlanmıştı.
MİLLİ KADROLAR TASFİYE EDİLDİ
Türkiye’nin yakın siyasi tarihine bakıldığında dikkat çeken tablo nettir. Devletin milli ve manevi değerlerini esas alan Millî Görüş hareketi her kritik dönemde hedef alınırken, FETÖ ise yıllar boyunca eğitimde, yargıda, emniyette, askeriyede ve bürokraside sessizce büyüdü. Milli kadrolar tasfiye edilirken, paralel yapı devletin en stratejik noktalarına yerleştirildi.
12 EYLÜL SADECE BİR DARBE DEĞİLDİ
12 Eylül 1980 askeri darbesi, sadece dönemin hükümetini devirmedi. Türkiye’nin siyasetini yeniden dizayn etti. Partiler kapatıldı, siyasetçiler yasaklandı, toplumun milli ve manevi değerlerini temsil eden siyasi hareketler sistem dışına itildi.
Millî Selamet Partisi kapatıldı, Millî Görüş lideri Prof. Dr. Necmettin Erbakan’a siyaset yasağı getirildi. Milli iradeyi temsil eden kadrolar devlet yönetiminden uzaklaştırılırken, ilerleyen yıllarda devlet içinde farklı yapılanmaların güç kazanacağı uygun zemin de oluştu.
Bugün geriye dönüp bakıldığında, 12 Eylül’ün yalnızca siyaseti değil, Türkiye’nin güvenlik mimarisini de değiştirdiği daha net görülüyor.
ERBAKAN HOCA YILLARCA UYARDI
Erbakan Hoca, Fethullah Gülen yapılanmasının oluşturduğu tehlikeye en erken dikkat çeken siyasetçilerin başında geliyordu. Erbakan, bu yapının yabancı merkezlerle ilişkilerine, devlet kadrolarında örgütlenme çabasına ve dini duyguları istismar eden yöntemlerine karşı yıllarca uyarılarda bulundu. Devlet kadrolarının herhangi bir gruba değil, doğrudan millete ve devlete bağlı olması gerektiğini her fırsatta dile getirdi.
Ancak bu uyarılar dikkate alınmadı. FETÖ büyütüldü. Devletin en mahrem kurumlarına kadar sokuldu. Ve sonunda silahını bu millete çevirdi.
28 ŞUBAT FETÖ’YE ALAN HAZIRLADI
1997 yılında gerçekleştirilen 28 Şubat müdahalesi de Türkiye’nin en ağır kırılmalarından biri oldu. Refah-Yol Hükûmeti görevden uzaklaştırıldı. Refah Partisi kapatıldı. Ardından Fazilet Partisi de aynı akıbete uğradı ve yıllarca süren bir çalışma sonrası Milli Görüş tam ortadan ikiye bölündü.
“NE İSTEDİYSE VERİLİNCE” FETÖ İYİCE ZIVANADAN ÇIKTI
Millî Görüş’ün bölünmesinin ardından yeni oluşan siyasi yapı FETÖ “ne istediyse verdi.” Böylece FETÖ aynı yıllarda eğitim kurumlarını genişletiyor, emniyette kadrolaşıyor, yargıyı kontrol altına alıyor ve Türk Silahlı Kuvvetleri içindeki yapılanmasını derinleştiriyordu.
Refah ve Fazilet kapatılması kapatılması ile Millî Görüş hareketinin bölünmesi Türkiye’nin milli siyaset eksenini zayıflattı. Paralel yapı devlet içinde daha geniş hareket alanı buldu. 15 Temmuz’un yolu böyle açıldı.
FETÖ NATO’NUN APARATIDIR
15 Temmuz’u sadece içerideki bir ihanet şebekesinin kalkışması olarak okumak eksik bir değerlendirme olur. FETÖ, yıllar boyunca Batı’nın güvenlik ve siyaset ekseninde kendisine açılan alanlardan faydalanarak uluslararası bir organizasyona dönüştü. NATO merkezli güvenlik anlayışının, Avrupa Birliği eksenli siyasi yönelimlerin ve Batı ile kurulan bağımlılık ilişkisinin güç kazandığı dönemde, Türkiye’nin milli duruşunu temsil eden kadrolar tasfiye edilirken FETÖ’nün devlet içinde büyümesine göz yumuldu.
NATO DARBE GETİRİR D-8 BİRLİK
Türkiye, Erbakan’ın işaret ettiği gibi D-8 eksenli adil bir dünya düzenini, tam bağımsız dış politikayı ve milli kalkınma modelini esas almış olsaydı; Batı’nın stratejik hesaplarına hizmet eden yapılara bu denli geniş bir hareket alanı oluşmayacak, Türkiye de 15 Temmuz gibi ağır bir bedelle karşı karşıya kalmayacaktı.
GERİYE DÖNÜP BAKTIĞIMIZDA NE GÖRÜYORUZ?
Bugün geriye dönüp bakıldığında şu tablo açıkça görülmektedir:
12 Eylül ile milli siyaset baskı altına alınmasaydı… 28 Şubat’ta Millî Görüş tasfiye edilmeye çalışılmasaydı… Refah ve Fazilet partileri kapatılmasaydı… Millî Görüş hareketi bölünmeseydi… Erbakan Hoca’nın, FETÖ konusundaki uyarıları ciddiyetle değerlendirilseydi…
Devlet, kendi milli kadrolarını dışlamak yerine güçlendirseydi… FETÖ’nün eğitimden yargıya, emniyetten TSK’ya kadar uzanan yapılanmasına yıllarca göz yumulmasaydı… Türkiye, 15 Temmuz gibi büyük bir ihanetle karşı karşıya kalmayabilirdi.
15 TEMMUZ’UN VERDİĞİ EN BÜYÜK DERS
15 Temmuz sadece FETÖ’nün ihanetini değil, Türkiye’nin onlarca yıl boyunca maruz kaldığı vesayet anlayışının, siyasi mühendisliklerin ve yanlış tehdit değerlendirmelerinin de iflasını göstermiştir.
Milli iradeyi temsil eden siyasi hareketlere darbelerle, muhtıralarla ve parti kapatma davalarıyla müdahale edilirken, devletin içine sinsice yerleşen yapılar yeterince ciddiye alınmamıştır.
Bugün çıkarılması gereken ders açıktır. Türkiye, milli iradeyi zayıflatan her müdahalenin bedelini ağır ödemiştir. Devletin bekası; milletin değerleriyle kavgalı değil, milletine sadakatle bağlı kadroların güçlendirilmesiyle korunabilir.
15 Temmuz’un yıldönümünde hatırlanması gereken gerçek şudur: Devleti içeriden çökerten yapılar bir günde ortaya çıkmadı. Onlara alan açan iç ve dış siyasi yapılar sorgulanmadan, benzer tehditlerin tamamen ortadan kaldırılması da mümkün olmayacaktır.