Yarım asrı çoktan aşan bir hüznün ve eşsiz bir gururun harmanlandığı o tarihi gün, bir kez daha takvim yapraklarında belirdi. 18 Mart 1915'te sadece bir askeri zafer değil, inancın çeliğe karşı sergilediği eşsiz bir direniş destanı yazıldı. Bugün, cepheye "Ya şehit ol, ya gazi" duasıyla uğurlanan kınalı kuzuların, toprağın bağrına kefensiz girdiği o mukaddes diyarda yürekler yine aynı coşku ve hüzünle çarpıyor. Ümmetin namusunu çiğnetmeyen ecdadın mirası, tam 111 yıl sonra bile kalplerde ilk günkü diriliğini koruyor.

İman Dolu Göğüslerin Çelikle İmtihanı
Yapılan çeşitli organizasyonlarda düşman donanmasının Boğaz'a dayandığı o karanlık günlerde, milletin en büyük silahının sarsılmaz imanı olduğu bir kez daha vurgulandı. Metrekareye altı bin merminin düştüğü kanlı sırtlarda, Mehmetçiğin dudaklarından dökülen kelime-i şehadetlerin, devasa top seslerini bastırdığı kaydedildi. Yurdun dört bir yanından; Halep'ten, Üsküp'ten, Kudüs'ten, Diyarbakır'dan gelerek omuz omuza şehadete yürüyen kahramanların, ümmet bilincinin en somut abidesini kanlarıyla inşa ettiği ifade edildi.
Sadece geçmişi yad etmekle kalınmadığı, aynı zamanda geleceğe dair derin bir şuur tazelemesi yapıldığı dikkat çekildi. Emperyalist güçlerin bugün farklı oyunlarla sahneye çıktığı dünyamızda, genç nesillerin ecdadının hangi bedelleri ödeyerek bu vatanı muhafaza ettiğini asla unutmaması gerektiğinin altı çizildi.

Günümüzde İstiklal Savaşı Veren Müslüman Kardeşlerimize Selam Olsun
18 Mart 1915... Tarihin akışını değiştiren, imanın çeliği paramparça ettiği o destansı günün üzerinden tam 111 yıl geçti. Bugün şehitliklerde gözyaşları sel olup akarken, yürekler sadece Gelibolu'nun serin sularında yatan kınalı kuzular için değil, aynı emperyalist kuşatmanın kan gölüne çevirdiği Gazze ve ateş çemberine aldığı İran için de yanıyor. Cepheye kefensiz giden ecdadın torunları, Küresel Siyonizm'in ve Amerikan emperyalizminin İslam coğrafyasındaki kanlı ayak izlerine bakarak o tarifsiz acıyı hücrelerine kadar hissediyor.





