Zurnanın zırt dediği yer!

Abone Ol

Seçimden birinci parti çıkan AKP, “seçim” endeksli de olsa koalisyona hazırlanıyor ya, hani!

Geçmişinde, kültüründe “koalisyon” kavramına yabancı olan AKP’yi bu anlamda zor günler bekliyor.

***

2 tane örnek vermek istiyorum;

Yıl; 1993…

DYP-SHP koalisyonu…

Son seçimde yeniden parlamentoya girmeyi başaran Fikri Sağlar Kültür Bakanı.

Fikri Sağlar, Bakanlık’ta coşkun şiirleri ile tanınan Yavuz Bülent Bakiler’e kafayı taktı, Doğu’ya sürecek.

Kararnameyi yazıp Başbakanlık’a gönderiyor. Beklemeye başlıyor.

Ancak aradan haftalar aylar geçmesine karşın kararnameden bir türlü ses gelmiyor.

Bu arada Fikri Sağlar ile Başbakan Süleyman Demirel de “kararnameler Cumhurbaşkanı Turgut Özal tarafından imzalanmıyor” diye birlikte kulis yapıyorlar!

Hatta bu yüzden “by-pass” diye nitelenen Cumhurbaşkanı’nı atlama yasaları hazırlıkları bile yapılıyor.

O arada, birileri, “Senin kararnameler Cumhurbaşkanı’nda değil, Başbakan Demirel’de bekliyor” diye Fikri Sağlar’ın kulağına kar suyu kaçırıyor.

Gerçekten de Fikri Sağlar araştırıp bakıyor ki iddia doğru.

Gerçek sonunda ortaya çıkıyor; Demirel, Bakan Sağlar’ın Yavuz Bülent Bakiler’i sürgününü tasvip etmediği için kararnameyi sümen altı ettiğini, kendisinin tuttuğunu, Bakiler’in iyi bir şair olduğunu, insanların belirli bir suçu olmadan sürgün gibi tayin edilmesinin doğru olmadığını açıklayıveriyor.

Fikri Sağlar buz gibi oluyor.

***

Başka bir örnek… Yine aynı yıllar… Başbakan Süleyman Demirel, Şırnak Valisi Mustafa Malay’ı, ilinin meseleleri ile ilgili bilgi vermek üzere Bakanlar Kurulu’na çağırıyor.

Malay konuşmaya başlıyor… Bölgeye bayındırlık alanında tahsis edilen kadrolara adam alınırken partizanlık yapıldığını, işin içine para girdiğini, yeterli soruşturma yapılmadığını, PKK’lıların bile işe yerleştirildiğini ifade edince kıyamet kopuyor.

O esnada Bayındırlık Bakanı Onur Kumbaracıbaşı bağırmaya başlıyor: “Bu ne terbiyesizlik! Burada bir bakanı nasıl suçlarsın! Sen nasıl valisin ”

Başbakan Süleyman Demirel dâhil herkes şaşkın vaziyette. Bakan Kumbaracıbaşı salonu terk ediyor. Arkasından Vali Malay “tarafsızlığıma gölge düşürüldü” diyerek görevinden istifa ediyor.

Koalisyonun küçük ortağı SHP’li bakanlar, Kumbaracıbaşı’nı desteklemek üzere odasına gidiyorlar. Koalisyon ortakları arasında buz gibi hava esiyor. Vali istifa ediyor ama istifası İçişleri Bakanı tarafından kabul edilmiyor.

***

Şimdi…

Diyelim ki AKP, CHP ya da MHP ile koalisyon hükümeti kurdu.

CHP’li ya da MHP’li Bakan bir üst düzey bürokratı görevden almak istediğinde önce Başbakan engeline takılacak. Şayet Başbakanlık engelini aştığı takdirde bu kez de Cumhurbaşkanlığına takılacak. Zira her iki isim de zaten o görevden alınması düşünülen bürokratları atayan isimler.

Haliyle, AKP ile koalisyon ortağı parti arasında hemen her gün ipler gerilecek.

İşte “zurnanın zırt dediği yer” dediğim tam da burası…

BENİ İLGİLENDİRMEZ AMA YİNE DE SORAYIM!

Mübarek Ramazan geldi ya!

Kerameti kendinden menkul bazı isimler, İslam hakkında, Müslümanlarla ilgili, Ramazan ve oruç konusunda atıp tutmaya başladı.

Bu yazıları ve yazarları görünce nedense hep o sahne gelir gözlerimin önüne.

Neydi o sahne

Yer; şimdilerde kendisinden haber alınamayan Ali Kırca’nın Siyaset Meydanı programı...

Tartışmacılar arasında daha sonra AKP milletvekili ve Bakan olan Prof. Mehmet Aydın ve gazeteci-yazar Erbil Tuşalp de var.

Tuşalp, İslam’a ilişkin sallayıp, atıp tutarken Tuşalp’in hemen önünde oturan Mehmet Aydın yazara döndü ve şu soruyu sordu:

-Bu kadar atıp tuttuğunuz İslam’ın şartları nedir, sayar mısınız

Tuşalp kızardı, bozardı, bocaladı, sustu ve pıstı...

Bence Erbil Tuşalp orada bitti…

O güne kadar farklı TV programlarına katılan ve “müthiş” görüşlerini kamuoyuna serdeden Erbil bey, bu anekdottan sonra adeta buharlaştı, kayıplara karıştı.

***

Ertuğrul Özkök, Muğla’nın Akkaya ilçesini anlatırken, yazısını, “Beldenin iki rahmetli sakini, İlhan Selçuk ve Melih Cevdet Anday’ı andım ve onlar için Fatiha okudum...” cümlesiyle bitirdi.

Beni ilgilendirmiyor, herkesin dini bilgisi kendisine ama yine de merakımdan sormak istiyorum; Ertuğrul Özkök gerçekten Fatiha’yı okuyabiliyor mu

 

BAŞBAĞLAR…

Dün Başbağlar katliamının 22. yıldönümü idi…

5 Temmuz 1993 tarihinde, Erzincan’ın Kemaliye ilçesine bağlı Başbağlar köyünde 33 masum insan katledildi. Köy baştan sona yakıldı.

***

Başbağlar Köyü Derneği Başkanı, Mehmet Ali Dikkaya, Başbağlar katliamının 22. yıldönümünde Milli Gazete’den Halil Kişeçok’a son derece çarpıcı bir röportaj verdi. Şöyle diyor, Dikkaya;

“Maalesef bu katliamın halen failleri bulunamadı ve adalet tecelli ettirilemedi. Umudumuzu yavaş yavaş yitiriyoruz. Bir devlet düşünün ve bir felaket düşünün, üzerinden geçen koskoca 22 yılın ardından olay hakkında hiçbir gelişme görülememiş.

Böyle bir şey akıl işi değil ya da bu işin içinde farklı bir oyun var. Her halde olan yine gariban ve mazlum vatandaşlara oluyor. Ve ateş düştüğü yeri yakıyor. Var olan delillerin üzerine gidilemedi. Yeterince hassasiyet gösterilemedi. Yakalanan sanıkların verdiği isimlerin hiçbiri üzerinde bile durulamadı.

Katliam sorumlusu olarak şuan hiçbir sanık bulunmuş değildir. İçeri alınan kişilerin olayla yakından ve uzaktan alakası yoktur. Örgüt mensubu kişiler içeri alındı ve kamuoyuna sanki bu olayın failleri tutuklandı diye gösterildi. Bu tamamen asılsız ve yalandır. Başbağlar katliamı hakkında şuana kadar bir kişi bile tutuklanmadı. Dr. Boran ve başka kod isimli birçok kişi tutuklandı fakat hiçbir zaman olayın üzerine giderilmedi. Uydurma isimler ve olaylar hakkında tutuklanan kişiler tamamen sahtedir.”

***

Daha ne desin!

Bir devlet düşünün ki, darbe yapacaklar diye aralarında eski Genelkurmay Başkanı dahil yüzlerce insanı önce tutukladı, sonrasında “kumpas var!” diyerek tahliye etti. Ama Başbağlar Katliamı karşısında aynı devlet son derece duyarsız. Tıpkı Muhsin Yazıcıoğlu suikastında olduğu gibi…

* Sahi, Başbağlar katliamıyla alakalı Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan, neden bir iki kelam etmiyor

* Sahi, Başbağlar katliamıyla alakalı Başbakan Ahmet Davutoğlu, neden gerekli duyarlılığı göstermiyor

* Sahi, Başbağlar katliamıyla alakalı, üstelik kendi de o toprakların insanı olan, an itibariyle Cumhurbaşkanlığı Başdanışmanlığı görevini deruhte eden eski Bakan Binali Yıldırım, niçin beklenen hassasiyeti göstermiyor

NOT: Bugün, 6 Temmuz 2015 Pazartesi. 1) Emekliler yılda 15–20 TL zamla, hâlâ sürünmeye devam ediyor. 2) An itibariyle asgari ücretli “nasıl geçineceğim ” diye feryat ediyor. 3) Bu parlamento ve mevcut AKP iktidarı, 2011’den bu yana verdiği yeni ve sivil anayasa sözünü yerine getiremedi. 4) 28 Şubat darbesi döneminde kapatılan, yoksul-zeki Anadolu çocuklarının barındığı Başbakanlığa bağlı Vakıf Öğrenci Yurtları hâlen kilitli. Otur, sıfır!