Zümra sekiz yaşında bir kız çocuğu Bu yıl ikinci sınıfa
devam edecek. Memur bir ailenin iki çocuğundan biri. Zümra nın yaşadığı evde,
iki ay öncesine kadar her şey yolunda görünüyordu. Anne Zümra dan önce gelir ve
servisin gelmesini beklerdi. Zümra heyecanla eve çıkar ve Kapıdan girer girmez
başlardı anlatmaya. Okulda neler yaptığını, arkadaşları ile neler yaşadığını,
öğretmenin sınıfta kendisine nasıl davrandığını anlatır annenin onay vermesini
beklerdi. Anne mutfakta akşam yemeğini hazırlarken kızının sorduğu soruları hiç
atlamadan titizlikle cevap verirdi.
Akşam ezanı okunmadan abi ve baba da gelir ve aile
fertleri sofraya geçerlerdi. Ailenin sofra sohbetleri çok meşhurdu. Baba hemen
her sofrada yoksulluk içinde geçen çocukluk yıllarını, okul başarısını,
çocukların bebeklik dönemindeki hallerini anlatır ve aileyi sohbetin içine
çekmeye çalışırdı. Lise birinci sınıfta okuyan abi, baba her seferine aynı
şeyleri anlatıyorsun diye takılır baba ise oğulun başını okşar ve belli bir
yaştan sonra insan böyle oluyor oğlum derdi. Sofrada genellikle baba ile oğul
konuşur Zümra ve annesi eşlik ederlerdi.
Yemekten sonra çaylar içilir sonra çocuklar derslerini
yapmak üzere odalarına giderlerdi. Anne mutfağa geçer, rutin olarak temizliğini
yapar ve çocuklara kurabiye hazırlardı.
Sıradan bir aileydi Zümra nın ailesi. Fakat iki ay önce
hayatları birden değişti. Göğsünde ortaya çıkan bir ağrı nedeniyle hastaneye
giden anne amansız bir hastalığa yakalandığını öğrendi. Bir gün içinde ailenin
yaşam düzeni ve gelecek hayalleri yerle bir oldu. Baba, annenin rahatsızlığını
oğlu ile paylaştı fakat Zümra nın yaşı çok küçüktü o yüzden annenin mikrop
kaptığını bir süre hastaneye gidip geleceğini söyleyebildi. Fakat Zümra bir
şeylerin yolunda gitmediğinin farkındaydı. Babanın gözlerindeki korkuyu
okuyabiliyordu. Artık annenin yanından hiç ayrılmıyor, geceleri anne ile uyumak
istiyordu. Oyunlarında anneyi kaybeden bir kız çocuğunu canlandırıyor ve bu
kızı teselli etmeye çalışıyordu. Anneye en fazla ihtiyaç duyabileceği bir
dönemdeydi Zümra. Fakat hayatın diğer yüzü acılarla doluydu. Zümra şimdilik
bundan payına ne kadar düşeceğini kestiremiyordu.
Anneyi zor günler bekliyordu küçük kız ise onu
kaybetmekten korkuyor, geceleri kalkıp gizli gizli dua ediyordu. Anne hastaneye
gittiğinde onun gömleğini alıyor ve sarılıyordu. Ailenin büyükleri küçük kızı
teselli etmek için yanından ayrılmasalar da o sadece anneyi düşünüyordu. Anne
onun dünyasında yaşayan bir şefkat yumağıydı. Her çocuk gibi o da bu şefkat
yumağını kaybetmekten korkuyordu. Ama yaşanan sürecin küçük kızı nereye
götüreceğini kimse kestiremiyordu. O yüzden baba fırsat buldukça onunla
konuşuyor ve rahatlamasını sağlıyordu. Fakat bir noktadan sonra çaresiz kalıyor
ve yapabileceği hiçbir şeyin olmadığını fark ediyordu. Baba çaresizliğini
gizlemeye çalışsa da küçük kız onun beden dilinden ne demek istediğini
anlıyordu.