Zulümden sakının!

Abone Ol

Bizim dinimiz, adâletli olmayı emreder. Zerre kadar zulmü

ise reddeder ve bunu yasaklar. Zulmetmeyi bırakın, zulmedenlere ednâ bir

meyli , yani zerre miktar meyli bile şiddetle meneder. Bakınız Rabbimiz (c.c.)

Hûd Sûresinin 113. Âyet-i kerimesinde meâlen ne buyuruyor: Zulmedenlere

meyletmeyin: sonra size ateş dokunur (Cehennemde yanarsınız) Sizin Allah tan

başka dostlarınız yoktur. Sonra (O ndan da) yardım göremezsiniz. İşte bundan

dolayıdır ki hakiki Mü min zulmetmez ve zâlimi sevmez. Hakikî Mü min mazlumun

dostudur. Merhum Mehmed Âkif in şu mısraları bu gerçeği dile getirir:

Zulmü alkışlayamam, zâlimi asla övemem; / Gelenin keyfi

için geçmişe kalkıp sövemem. / Biri ecdâdıma saldırdı mı, hattâ boğarım.

/-Boğamazsın ki! Hiç olmazsa yanımdan kovarım

Üç buçuk soysuzun ardında zağarlık [av köpekliği]

yapamam, / Hele hak namına haksızlığa ölsem tapamam. / Doğduğumdan beridir

âşıkım istiklâle; / Bana hiç tasmalık etmiş değil altın lâle.

Yumuşak başlı isem, kim dedi uysal koyunum / Kesilir

belki; fakat çekmeye gelmez boynum. / Kanayan bir yara gördüm mü yanar tâ

ciğerim. / Onu dindirmek için kamçı yerim, çifte yerim,

Adam aldırmada geç git, diyemem, aldırırım: / Çiğnerim,

çiğnenirim, hakkı tutar kaldırırım. / Zâlimin hasmıyım; amma severim mazlumu /

İrticâın şu sizin lehçede mânâsı bu mu

Elinde idare etme yetkisi olan ve insanların hukukuna

taalluk eden icraatlarda bulunan bütün idarecilerin ve o idarecilerin emri

altında çalışanların zulümden şiddetle sakınması lâzım. Zira mazlumun ahı arşı

deler. Bu yazıyı yazmaya, şâhit olduğum bir hâdiseden dolayı karar verdim.

Dilerseniz en baştan anlatayım: Bir ahbâbım var. İstanbul a gelmiş, çalışmış,

didinmiş, bir arsa almış, bu arsa üzerine bir katı bodrum olmak üzere üç katlı

ev yapmış. Yaklaşık 25 sene sonra, evinin bulunduğu yeri yöneten belediye

yetkilileri; Buradan yol geçecek evini yıkacağız! demişler. Bizim ahbabım

yüreğine ateş düşmüş. Yıllardır etle tırnak gibi oldukları ve hâtıralarla dolu

evden ayrılmanın acısı yüreğine düşmüş. Sonradan bu darbeyi mecburen

kabullenmiş. Ancak haklı olarak, evinin değerinin âdilane ve hakkaniyet

ölçüleri içerisinde kendisine ödenmesini istiyor. (İstanbul Büyükşehir

Belediyesi ve bazı belediyeler, istimlak ettikleri yerlerde böyle yaptı.)

Belediyeden çağırmışlar. O sırada İstanbul da idim. Bana rica etti, Birlikte

gidelim, ben meramımı anlatamayabilirim. Dedi. Peki. Madem öyle doğrudan

başkana gidelim dedim. Başkana gittik, tatile çıkmış. Başkan yardımcısına

gittik. Beyefendi birisiydi. Bizi dinledi. Arsanın yerini öğrendi, kayıtlara

baktı. Siz müsterih olun, siz istemedikten sonra kimse yıkamaz! dedi. Dönüp

geldik. Başka bir zaman yine belediyeden çağırmışlar, yine birlikte gittik. Bu

defa o işe bakan müdürün yanına gittik. Bize mevzuattan bahsetti. Bu bina 25

yıllık. Değeri şu kadar! dedi. Karşımıza gülünç bir rakam çıkardı. O bina

şimdi ilçenin en kıymetli yerinde. Arsa bedeli ile o ilçede dört daire satın

alınabilir. Ancak Müdür Bey bizim ahbaba şöyle dedi: Gidip emlakçıya sorun.

Ancak oradan yol geçeceğini belirtin. Değerini ona göre söylesin. Kendisine;

Beyefendi öyle olur mu Yola gidecek arsanın değeri mi olur Yolu siz

geçiriyorsunuz. Arsanın gerçek değeri neyse onu göz önünde bulundurmak lazım.

Beyefendi şöyle dedi: Mevzuat bizden yana. Biz istediğimizi yaparız!

Kendisine şöyle dedim: Yaparsınız, ama o zaman da zulmetmiş olursunuz. Sizin

Esat tan ne farkınız kalır. Geçenlerde, aynı belediyeden ilgililer yine

dostumuzu çağırmışlar. İstimlak bedeli olarak gerçek değerinin dörtte birini

teklif etmişler. Kabul etmeyince, bu defa, Onu da vermiyoruz. Binanızı

yıkacağız! demişler. Evet, yıkabilirler, ama o vakit zulmetmiş olurlar ve o

bina ile birlikte kendi saltanatları, belki de bağlı oldukları partinin

saltanatı yıkılır. Bizden söylemesi.