Zulüm son bulmadıkça IŞİDler bitmez

Abone Ol

Toplumları bir arada tutan devletler ve fertler bazında farklılıklara tahammüldür. Her ne kadar bazıları farklılıklara saygı duyulmasını istiyorlarsa da sanıyorum toplumları birleştiren husus saygıdan çok tahammüldür. Yani, farklılıklara tahammül içselleştirilemediği sürece birlik beraberlik adına atılan tüm nutuklar ve söylenenler havada kalmaya mahkumdur. Farklılıktan kastımın fikir ve inanç bakımından tüm farklılıklar olduğunu belirtmek isterim. Çünkü fikri farklılıklar kadar belki ondan da çok daha önemli olan inanç farklılıklarıdır. Farklı inançlara tahammülü toplumda uygulamalarla yerleştirememişseniz o toplum her an patlamaya hazır bombaya dönüşür. Bu bombayı da ülkemiz üzerinde hesapları olan bir takım güçler her an patlatabilirler. Özellikle İslam dünyasında birbiri ardına ortaya çıkan terör örgütlerini değerlendirirken gerek dünya çapında gerek ülkelerde gruplar arasındaki tahammülsüzlüğün bir takım insanları terör dışında hakkını koruyamayacağı düşüncesine itmektedir. Bu anlayıştaki kişiler bir araya gelince bir taktım örgütler ortaya çıkmaktadır. Aslında ilk oluşum aşamasında genellikle yerli bir tepki ile ortaya çıkan bu tür örgütler zaman içinde yabancı istihbarat örgütlerinin aleti olabilmektedirler. Bir takım ihtiyaçları karşılayabilmek için, bir diğer ifade ile varlıklarını koruyabilmek gerekçesiyle bu dış desteklere muhtaç duyabiliyorlar.

Esas itibariyle terör örgütlerinin ortaya çıkışının ana sebebi sömürgeci güçlerin ve Dünya Siyonizminin doymak bilmeyen sömürü isteklerini gerçekleştirmek için sahip oldukları silah gücüne dayanarak İslam dünyasını kendi isteklerine uygun olarak dizayn etmek adına sergiledikleri işkence ve katliamlardır. Kısacası zulüm, mazlumları karşı tedbirler almaya itmekte, imkanları da zalimlere göre sınırlı olduğu için işlerini terör yoluyla halletmeye yönelmektedirler. Bugün herkesin dilindeki IŞİD’in ortaya çıkışını değerlendirirken, ABD ve yandaşlarının asılsız gerekçelerle Irak’ı işgali ve arkasından yaşanan cinayet ve işkenceleri unutmamak gerekiyor. Çünkü bugün bir anda ortaya çıktığı sanılan IŞİD’i, ağırlıklı olarak Saddam ordusunun askerleri oluşturuyor. Haçlıların İslam aleyhtarlığını yaygınlaştırmaları da karşı tepkilere zemin hazırlıyor. Elbette her tepki duyan Müslüman bir örgütte yer almıyor ama yarın ne olacağını kestirmek mümkün olmaz.

İslam dünyası önce kendi arasında farklılıklara tahammülü içselleştirmek durumdadır ki, Haçlı zihniyetine karşı birlik oluşturabilsin. Ne var ki, İslam dünyasında aynı dine mensup olduklarını söyleyenler arasındaki dışlayıcı ve ötekileştirici tutum zulüm noktasına varmış durumda. Böylece iç çekişmeler ve sürtüşmeler İslam dünyasında emperyalist emellere uygun zemin hazırlıyor.

Bu ülkede bir takım insanlar ezanı gürültü kirliliği olarak nitelendirerek ezanların susmasını bir hak olarak isteyebiliyorsa bu ülkede huzuru sağlamak mümkün olabilir mi Daha önce de bu konuya temas etmiştim. Birkaç yıl önce durduk yerde bir esnaf, “Kadir Bey… Herkesin evinde telefon varken sabah ezanlarının tüm mahalleyi uyandıracak şekilde okunmasına gerek var mı Herkes telefonu ezan vaktine ayarlasın çalınca kalksın. Beni rahatsız etmeye hakları var mı ” demiş bende kendisine “Senin rahatsızlığın ezanın sesinden değil. Çünkü, namazda gözü olmayanın ezanda da kulağı olmaz, okunan ezan da rahatsız etmez” demiştim. O günden sonra bir daha o insanın dükkânına uğramamıştım. Benzer yaklaşımlar hâlâ sürmekte, hatta ezanın susturulması için kampanyalar düzenlenmektedir. Bunu tekrar aktarırken, kendi inançlarına tahammül edilmesini isteyenler farklı inançlara da tahammül etmeyi öğrenemedikleri sürece ortaya daha çok IŞİD benzeri örgütler çıkar ve bundan herkes zarar görür.