Zulüm Ebedî Olmaz; Diren ve Çözüm Bul!

Abone Ol

1897’de Basel’de toplanan Siyonist Kongre’den sonra insanlığın huzur ve barışını tehdit eden sinsi bir plân işlemeye başladı. Bu plânı dikkate almadan Filistin, Irak, Arakan, Bangladeş, Suriye, Mısır, Doğu Türkistan, Libya gibi İslâm coğrafyasında yaşanan çatışma, saldırı ve katliamları anlayabilmek mümkün değildir. Anlık değerlendirmeler yerine fotoğrafın tamamını görüp olayı dünü ve bugünüyle birlikte ele almak daha isabetli olur.

İslâm coğrafyasının ortası sayılan Filistin bölgesine İsrail’in yerleştirilmesi İngiltere, ABD, Fransa, İtalya gibi Batılı ülkeler eliyle oldu. Bu amaçla BM’den karar çıkarmaya giriştiler. 1947’de bu karar çıktı. İsrail, 1948’de devletini ilân edince, beşli çete durumundaki ABD, SSCB, İngiltere, Fransa ve Çin, daimî üyesi olarak bulundukları BM’de İsrail’i “devlet” olarak tanıdılar. Ne yazık ki, Türkiye de İsrail’i ilk tanıyan ülkeler arasında yer aldı.

Filistin Bölgesi’nde yüz yıllarca huzur ve barış hüküm sürmüştü. Fesat yuvası İsrail’in bölgeye yerleşmesi orayı acı, kan ve gözyaşıyla anılır duruma getirdi. 7 Temmuz’dan bu yana Gazze’de yaşanan katliam ve soykırım, 66 yıllık kan ve gözyaşının bir devamıdır.

ABD, daha çok sömürmek ve Irak’a saldırısını meşrulaştırmak için İkiz Kuleleri vurdu. Daha sonra bildiğiniz süreç başladı. İsrail de, 12 Haziran’da kaçırılan 3 Yahudi genci bahane ederek Batı Şeria ve Gazze’ye saldırdı. Operasyonlara girişti. Filistinlilerin evlerinde aramalar yaptı. Yüzlercesini tutukladı. Hamas’a gözdağı verdi ve hepinizin takip ettiği olaylar yaşandı.

Bu 3 genç 30 Haziran’da ölü bulundu. Uzmanlara göre bu işi MOSSAD tezgâhlamıştı.

Kısaca, Siyonizm çevresini genişletmek, her alanda önündeki engelleri aşmak için dünyaya meydan okurcasına her yolu meşru görüyordu.

Zulüm Vicdanları Kanattı

Sınır tanımayan zulüm ve katliamlar her vicdan sahibinin tepki ve nefretini kazandı. Sivil, kadın, çocuk ayrımı yapmadan; okul, cami, sağlık merkezi demeden yapılan saldırılar bu olayın düpedüz bir soykırım olduğunu ortaya koydu. Hele bayram günlerinde katlettikleri çocuklar için, sevinç naraları eşliğinde tempo tutarak Tel Aviv’de gösteri yapmaları, bunu yapanların insan bile olamayacakları kanaatini uyandırdı.

Türkiye ve dünyanın pek çok yerinde katliam ve soykırım protesto edildi. İsrail’e lanet yağdı. Olay vicdan sahibi İsrail vatandaşlarını bile rahatsız etti.

“General’in Oğlu” eseriyle tanınmış İsrailli Yazar Miko Peled şu tepkiyi koydu: “İsrail ırkçı ve sömürgeci bir devlettir. Uzun süredir Filistin halkına etnik temizlik ve soykırım yapmaktadır. ABD, İsrail’in zulümlerinin doğrudan suç ortağıdır. İngiltere,Almanya da öyle.”

İngiltere’nin Dışişleri Bakan Yardımcısı Barones Warsi, Hükümeti’nin yanlış Gazze politikası sebebiyle istifa etmiş; Liberal Parti ise İngiltere’nin İsrail’e silah satışını derhal durdurmasını istemişti.

ABD’li sanatçılar İsrail soykırımını bir manifesto şeklinde protesto etmişler, fakat Hollywood’ın baskısına maruz kalmışlardı.

İtalya’da Faslı İmam Raoud Abdelbar hutbede İsrail zulmünü protesto ettiği için İçişleri Bakanlığı tarafından sınır dışı edildi.

Rusya Başbakan Yardımcısı Gennodi Onişenko, İsrail terörüne destek veren Coca Cola, Pepsi gibi ürünlere boykot etme çağrısı yaptı.

Bizdeki Ekonomi Bakanı’nın “Sakın, İsrail mallarını boykot etmeyin” demesi Müslüman halkımızı hüzne boğmuştur.

Zalim Zayıf Ve Korkaktır

Şurası çok iyi bilinmelidir ki, zalimler zayıf, alçak ve korkaktırlar. Onlar mazlum ve mağdurların sessizliğinden güç alıyorlar. Gazze’yi hava ve denizden bombalayan terörist çete, kara harekâtına başlayınca zayiat vermeye başladı. Bu da yüz yüze savaşta İsrail’in ne kadar âciz olduğunu ortaya koymaktadır. Kayıplar karşısında hemen ateşkese sarılmasının sebebi budur. Fakat, ilân ettiği ateşkese ilk uymayan da kendisi olmuştur.

İsrail’in önde gelen gazetelerinden Haaretz, İsrail’in savaşı kaybettiğini itiraf etti: “İsrail ordusu Hamas’ı yenemedi. Bir goril kadar büyük ve hantal olan İsrail’in güçlü ve büyük olmaya değil, akıllı olmaya ihtiyacı var.”

Süreç devam ederken Hükümet durmadan ABD, BM, NATO’yu göreve çağırdı. Ne beyhude bir çağrı! Bu kuruluşların nerede durdukları belli değil mi Onların Müslümanları korumak gibi bir dertleri yok. Kendi menfaatlerini gözetirler. Rabbimiz uyarır: “Ey iman edenler! Yahûdi ve Hıristiyanları dost edinmeyin. Onlar birbirinin tarafını tutarlar.” (Mâide, 51)

Hükümet, “Filistin’in tapusu bizde” demeyi biliyor ama, tapulu malına sahip çıkmak için bir adım atmıyor. İçe karşı, İsrail’e meydan okuma naraları atmanın; dışa karşı, İsrail’in elini güçlendirecek icraatlar yapmanın diplomasi olmadığını ne zaman öğrenecekler dersiniz

Hiçbir şey bilmiyorsanız bari Saadet Partisi’nin tekliflerini dikkate alın. Genel Başkan Mustafa Kamalak, “Biz sizden lâf değil, icraat bekliyoruz” diyerek çözüm yolunu gösteriyor:

- İsrail ile diplomatik ve ticarî ilişkileri kesin.

- Filistin’de “Gazze Barış Gücü” oluşturun.

- THY’nin İsrail’e uçuşlarını durdurun.

- İsrail vahşetini her plâtformda anlatın.

- İslâm ülkeleri ve İsrail zulmüne karşı çıkan diğer ülkelerle de iş birliği yapın.

Türkiye, büyük devlet olma misyonunu hissettirmelidir. Bakın Erbakan Hoca ne diyordu: “Ne olursa olsun, gelecekten ümit kesilmeyecektir. İnancınıza sarılın! Zulüm ebedî olmaz. İyilikler mutlaka galip gelecektir.”