Yaklaşık 2 ay gibi uzun bir süre yazılarımıza ara verdik. Çünkü memleketimiz olan Erzurum’a sıla-i rahim yapmak için gitmiştik. Tam da felaketlerin yaşandığı bir zaman dilimi idi. Gerek yakınlarımızın gerek de hemşerilerimizin yaşanan bu felaketler karşısındaki tutumları ve söylemlerine yakinen kulak misafiri olduk. Dedikleri özellikle şu: “Böylesi felaketler şimdiye kadar yaşanmamıştı, duymadık.” Bu felaketler ki; güneyde yangın felaketi, kuzeyde sel, batıda deprem, doğuda terör... Ülkemizde ve dünyada pandemi yani hastalık illeti ve daha nice felaketler... Bütün bunlar yaşanırken insanlar bir yandan dua ediyor, diğer bir yandan da, “Bunun müsebbibi nedir, neden bu felaketler başımıza geliyor?” diye düşünüyor ve düşündüklerini konuşuyorlardı.
“Geçmişte büyüklerimiz anlatırdı ...” diye söze başlıyorlar ve devam ediyorlar: “Bir yerde zulüm arşa dayanırsa, oraya Allah’ın gazabı yetişir. İşte zulüm arşa dayanmış ki, bu felaketler başımıza geliyor.” Demek ki, zalimler mazlumlara zulmediyor. Aslında bu zulüm her dönem, her zaman vardı da şimdi de çok artmış olacak ki arşa dayanıyor ve Allah’ın gazabı geliyor. Peki, bunun karşısında ne yapılması gerekiyor? İnsanların tevbe istiğfar etmesi, dua etmesi, zalimlerin zulmünden vazgeçmesi, mazlumun ahının alınmaması ve de adaletin hâkim kılınması elzemdir, şarttır. Peki, o zaman bugünkü ortam, durum ve siyasilerin söylemleri buna zemin oluşturur mu? Heyhat, maalesef ki siyasetçiler hâlâ nefret dilini terk etmedi. Hatta dozunu artırarak devam etmekteler. En ufak bir meseleyi yüksek perdeden tartışarak, kaos ortamının oluşmasına sebep olmaktadırlar. Bu da vatandaşa yansımakta; birlik, beraberlik, bütünlük ruhuna zarar vermektedir.
Ekonominin kötü gidişatı, Temmuz ve Ağustos’taki verilen vaatler ve umutların tersi olunca iktidar kanadının hırçınlaşmasını sürdürdükleri politikanın gereği olarak görmek mümkündür. Yaptıkları binalarla, yollarla övünmesi ve bunu abartarak da takdim etmesi tabiidir, bunlar olabilir. Ama bütün bunlar enflasyonu, işsizliği azaltmadığı gibi, fakirin ve dar gelirlinin de karnını doyurmadığını hatırlatmamız gerekiyor. Ekonominin büyüdüğü söyleniyor ama vatandaşa asla yansımıyor. Memura, işçiye, emekliye verilen zam iki ayda yok oldu.
Mesela; borcunu ödeyemeyen kişi sayısı 3,5 milyon, icradaki dosya sayısı 22,7 milyon, faturalarını ödeyemeyen kişi sayısı 900 binden fazla. Hangi birini sayalım. Vatandaşın yaşadığı ile iktidarın çizdiği tablo birbiri ile örtüşmediği gibi tam zıt bir tablo ortaya çıkıyor.
Bu arada iktidarın yapmış olduğu güzel bir şey var. Niyeti siyasi rant olsa da olimpiyatlarda ve paralimpik ve uluslararası şampiyonalarda altın madalya alanları tebrik etmesi ve ödüllendirmesi müspet gördüğümüz husustur. En son da bizim de kaderdaşımız olan engellilerin 2020 Tokyo Olimpiyatları’nda (paralimpik) başta görme engelli spor branşı olan Goalball Kadın Milli Takımı’mızın şampiyonluğunu ve diğer branşlarda madalya alan tüm kardeşlerimizi can-ı gönülden tebrik ediyor ve kutluyoruz. Başarılarının devamını diliyoruz. Selam ve dua ile…