Önceki yazılarla birlikte okunmasını tavsiye ederek kaldığımız yerden devam edelim…
Gerçek ilim Allah’ın ayetlerine uygundur. Allah’ın ayetlerine aykırı bilgileri ilim diye öne sürebilirler. Onlar ilim değildir, onlar hevadır.
Kovid aşılarının insanlara dayatılması kazanç elde ederek ve insanları kronik hasta haline getirerek menfaat elde edecek olan bir topluluğun hevasından başka bir şey değildir. Yerdekilerin çoğunluğu da onların hevasına ve zanna uymuşlardır. Oysa ilmi bir gerçektir ki RNA virüslerine aşı yapılamaz. Çok hızlı mutasyona uğradıkları için sizin aşı ürettiğiniz önceki virüsle aşı piyasaya çıktığındaki virüs birbirinden farklıdır. Bu nedenle aşı korumaz.
Bu gayet açık bir ilmi gerçeklik olduğu halde medyada ünlü ünlü profesörler, bilim kurulu üyeleri, politikacılar, pek çok doktor ‘aşı vurulun’ diye ciddi ciddi yayınlar yaptılar. Şimdi ortaya çıktı yanlışları. Hem aşı korumadı hem de yan etkiler ve pek çok açıklanamayan semptomlar toplulukta yaygın olarak görülmeye başladı.
İlim, ayetlere uygundur. Onlarınki sadece sömürücü sermayenin hevasıydı ve o hevaya uydular. Kamu baskısı ile insanlara aşı dayatıldı. Bundan zarar gören insanlar, kıyamet yevminde bu baskıları yapanlardan hesap soracaklardır.
Ayet açık bir şekilde “şeriata uy” demektedir, hevalara uyma demektedir. Allah’ın ayetleri ne ise ona uyacaksın. Ondan üretilen, işleri kolaylaştırıcı yollara uyacaksın. Hevalara uyma işleri sadece zorlaştırır, şeriata uyma ise işleri kolaylaştırır.
““Ey kitap ehli, dininizde haksızlıkla galeyan etmeyin ve önceden sapmış ve çok kimseyi saptırmış ve yolun ortasından sapmış bir kavmin hevalarına uymayın” de.” (Maide Sûresi 77. ayet)
Bu ayette kitap ehlinin kendi hevalarına değil, başka kavmin hevasına uyması anlatılmaktadır. Kitap ehli, kuralları, yasaları olan topluluktur. Bugün Avrupa Birliği’ne girme çabası, bunun için çıkarılan kanunlar, İstanbul Sözleşmesi ve buna dayanılarak çıkarılan kanunlar kendileri sapmış ve çok kimseyi de saptırmış olan kavmin hevasına uymaktan başka bir şey değildir. Allah’ın ayetlerine dayanmayan her istek hevadır.
Avrupa Birliği’nin hevalarına uyacağız diye Malpraktis (yanlış tedavi) Yasası çıkarırlar. Artık doktorlar hatalı bir uygulama yaptıklarında çok kolay bir şekilde yargılanmaktadır. Bu durum hangi sonucu doğurmuştur? El-cevap: Defansif tıp.
Artık doktorların birinci önceliği hastayı tedavi etmek değil, kendini korumaktır. Elden geldiğinde hastaya müdahale etmez, ameliyat etmez. Kesin bir kanıta dayanmadan asla ve asla tanı koymaz. Karnım ağrıyor diyene mutlaka ultrason çektirir. Basit bir gaz ağrısını bile tedavi etmez. Ultrasonda bir şey çıkmazsa gastroskopi ve kolonoskopi ister. Onlarda da ne çıkarsa ona yönelik bir tedavi verir. Böyle olunca her hastadan bunlar istenmeye başlar. Randevular uzar da uzar. Hasta bir yıl boyunca basit bir karın ağrısı nedeniyle sürünür. Ağrısı belki de geçmiştir ama kanser miyim korkusu onu sardığı için psikolojisi bozulmuş ve bunun sonucu olarak immün sistem baskılanmıştır. Artık gerçekten başka hastalıklara yatkın hale gelmiştir.
Bu arada yapılan tetkiklerde kazara bir şey çıkmışsa iş daha da uzar. Diyelim ki ultrasonda karaciğerde bir kist şüphesi çıktı. Bunu MR takip eder. MR’a aylar sonraya randevu alır. Onun sonucunu bekler. Orada da tesadüfen başka bir organda bir şey çıkmışsa başka bir tetkik daha hastayı beklemektedir.
Defansif tıbba sebep olan bu Avrupa Birliği hevası olan kanun ile hasta-doktor birbirine düşürülmüştür. Artık hasta doktor için tedavi edilecek, şefkat gösterilecek bir insan değil, bir hata yaptığında davalık olacağı birisidir. Doktor da hasta için kendisini annesi, babası, kardeşi, çocuğu gibi görerek tedavi edecek biri değil; hep yanlış işler yaptığından dolayı kendisine güvenmediği ve hata yaptığı anda şikâyetçi, davacı olacak birisidir.
İşte onların hevasına uyduğunuz anda bu sonuçlar ortaya çıkar.
Devasa devasa hastaneler yetmez hale gelir, insanlar da ne sağlıklıdır ne de mutlu.
(Devamı var)