İslam medeniyetinin canlı olarak yaşandığı dönemlerde bu
coğrafyaya huzur ve sükun hâkimdi. Batı Medeniyetinin öne geçmesi ve dünya
hâkimiyetini ele geçirmesiyle, huzur, yerini kaosa bıraktı.
1648 yılında Batılı devletlerin bir araya gelerek
oluşturdukları Westfalya düzeni dünyadaki hammadde kaynaklarını ele geçirmeyi
hedeflemiş ve sömürge dönemini başlatmıştı. Kurdukları yeni düzenle ülkeleri
istila etmişler, yerli halkın sahip olduğu yeraltı ve yerüstü kaynaklarını ele
geçirmişlerdi. O kaynakların sahibi olan masum insanları da esir alıp köle
olarak Avrupa şehirlerinde satışa çıkarmışlardı. Oluşan bu kaotik ortam sadece
Müslüman coğrafyasıyla sınırlı kalmadı. Kısa zamanda dünyanın birçok yerini
etkisi altına aldı. Geçmişte dünyanın önemli merkezlerinde yaşanan Moğol
istilacılarına rahmet okuturcasına taş üzerinde taş, omuz üzerinde baş
bırakmıyor, girdikleri her yeri cehenneme çeviriyorlardı. Batıda, yani kendi
merkezlerinde de durum farklı olmadı. Aşırı rekabet ve hırs neticesinde
silahları birbirlerine doğrulttular. Birinci ve ikinci dünya savaşları
Batılıların kendi aralarındaki rekabetten ve tek başına hâkim olma arzularından
kaynaklanmıştı. Her iki savaşın bilançosu ortada; çıkan savaşlarda 70 milyon
insan hayatını kaybetti.
Savaş sonrası Batılıların inşa ettikleri iki bloklu dünya
sistemi de önceki gibi hırs ve rekabete dayanıyordu. Dünya iki kutba bölündü.
ABD ve SSCB nin başını çektiği askeri,
ekonomik ve siyasi olarak ikiye bölünmüş bir dünya... Önce zihinsel bölünme
yaşanıyor arkasından fiziki bölünme geliyor. Sonrasında savaşlar, işgaller, boş
yere akan kan ve gözyaşı... SSCB nin dağılması ve Doğu blokunun çökmesinin
ardından iki kutuplu sistem tasfiye edildi. Bu defa ABD liderliğinde Batılı
istilacılar İslam coğrafyasında yeni işgallere başladılar. İşgal ettikleri
ülkelerin sahip olduğu zenginlikleri yağmalayıp kendi ülkelerine taşıdılar.
demokrasi , insan hakları , hukukun üstünlüğü özgürlükler gibi evrensel
palavralarla işgale, masum insanları öldürmeye ve talana devam ediyorlar. Değişen
bir şey yok. Değişen tek şey kurulan sistemlerin adi. Yaklaşık 350 yıl önce
krallar adına zulüm yapılıyordu, şimdilerde ise demokrasi adına hukukun
üstünlüğü adına zulüm yapılıyor. Bu uğurda ülkeler işgal ediliyor, milletlerin
zenginlikleri talan ediliyor, masum insanlar öldürülüyor.
Merhum Akif yüz yıl önce ne kadar güzel söylemiş.
Batı nın, Batılının, Batı medeniyetinin iç yüzünü İstiklal Marşı nda çok güçlü
bir şekilde ifade etmiş. Evet, onlar tek dişi kalmış canavarlardır. Dün de öyle
idi bugün de öyle.
Geçmişte 1000 yıl dünya hakimiyetini ellerinde tutan
Müslümanlar her dönemde barışın, huzurun ve saadetin teminatı oldular. Asr-ı
Saadetle başlayıp Osmanlı nın tarih sahnesinden çekilmesine kadar süren
devirlerde Endülüs ün yıkılması, Moğol İstilası ve Haçlı Seferleri dışında
önemli ölçüde dünyaya hâkim olan İslam medeniyeti sayesinde dünya milletleri
insan olmanın onurunu doya doya yaşadılar.
Karanlık geceler gibi birbirini takip eden ve çok uzun
süren zulüm dönemlerinin ardından inşallah İslam medeniyetinin ışıkları gene
dünyamızı aydınlatmaya devam edecektir. Buna hepimizin hazır olması gerekir. Bu
hazırlık miskin miskin oturarak yapılmaz. Bu hazırlık zalimlerle kol kola
girerek de yapılmaz. Bu hazırlık küresel sisteme eklemlenerek değil, bu zulüm
sistemini elinde bulunduran, arka planda yöneten ve sömüren gizli ve açıkça
insanlığa kasteden şebekelere başkaldırarak yapılır.
Eskiler ne kadar da güzel söylemişler zulm ile abâd
olunmaz diye. Zulüm ile abâd olunmaz elbette; olsa olsa berbad olunur.