Zorunlu eğitimin menfi tesirleri

Abone Ol

Zorunlu eğitim dayatmadır ve 28 Şubat sürecinde bilinçli olarak kotarılmıştır. Malumunuz 17 Ağustos 1997 tarihinde Mesut Yılmaz’ın başbakan olduğu ANASOL-D hükümeti tarafından TBMM’ye getirilen ve eğitimin kesintisiz olarak 8 yıla çıkartılmasını içeren yasa tasarısıyla özellikle imam hatiplerin önünü kestiği ve hafızlığa darbe vurduğu gerekçesiyle İslâmî camia toptan karşı çıkmıştı. Karşı çıkanların en önünde hiç şüphesiz Millî Görüş Hareketi’ydi. Yasaya önayak olan dönemin başbakanı Mesut Yılmaz, “Siyasi hayatıma da mâl olsa bu kanunu çıkartacağım” demişti. Gerçekten de Yılmaz’ın siyasi hayatına mâl olmuştu.

Aradan yıllar geçti... 11 Mart 2012 tarihinde Adalet ve Kalkınma Partisi hükümeti tarafından TBMM’ye getirilen ve zorunlu eğitimin 12 yıla çıkartılmasını içeren tasarı yasalaştı. Zorunlu eğitimin 12 yıla çıkartılması hengâmında, 8 yıllık kesintisiz eğitimde olduğu gibi dini eğitimin sekteye uğrayacağı endişesi, işin erbabı tarafından gündeme getirildi. Bu endişeler, ilkokul-ortaokul ve lise geçişlerinde ara vererek dini eğitimi alma imkânın var olduğu gerekçesiyle yatıştırıldı.

Yani, Mesut Yılmaz hükümeti tarafından ortaya konulan kesintisiz 8 yıllık eğitim, kesintili olmak kaydıyla 12 yıla çıkartıldı. İlkokuldan sonra çocuğunu hafız yapmak isteyen veliler, imam hatip bünyesinde hafızlık yapabilmekteydi. Lise döneminde ise açık öğretim lisesi veya açık öğretim imam hatip lisesi marifetiyle hafızlık ve klasik usulde dini eğitim alabilmekteydi. Ancak kız çocuklarını ilkokuldan sonra okula göndermek istemeyen veliler için sorun aynen devam etmekteydi.

Millî Eğitim Bakanlığı’nın, 8 Eylül 2023 tarihinde “Ortaöğretim Kurumları Yönetmeliği”nde değişiklik yapmasından sonra 4+4 yani ilkokul ve ortaokulu bitiren öğrencilerin hem açık lise veya açık imam hatip okuyup hem de dini eğitimlerini ikmal etmesini zorlaştırdı. Yönetmeliğe göre “millî sporcular, kaynaştırma öğrencileri, koruma kanunu kapsamındaki öğrenciler, şehit ve gazi çocukları, bakanlıkça mazereti uygun görülenler ile yönetmeliğin ilgili hükümlerine göre örgün ortaöğretim kurumlarında okuma hakkını kaybeden öğrenciler” gibi istisnalar dışında “Açık Öğretim Lisesi” ve “Açık Öğretim İmam Hatip Lisesi”ne nakil ve geçişler yasaklandı.

“Açık Öğretim Lisesi” veya “Açık Öğretim İmam Hatip Lisesi”nde okumayı zorlaştırarak gençleri örgün eğitime mahkûm etmek, dini eğitime büyük zarar verecek, işin ehli âlimlerden medrese usulüyle ders almayı ve Kur’an-ı Kerim’i hıfzetmeyi imkânsız hale getirecektir.

Türkiye’de bazı cemaatler, bir taraftan klasik usulde gençleri yetiştirirken, diğer yandan onların imam hatip lisesini dışarıdan bitirerek Diyanet İşleri Başkanlığında imam-hatip olarak görev almasına, ilahiyat fakültesini bitirerek dini hizmetleri ifa etmesine hizmet veriyordu.

Müslüman kimliği taşıyan kişilerden bir kısmı, çocuğunun örgün eğitimde yeterli donanıma sahip olamadığını düşünmekte, klasik usulde dini ilimleri tahsil etmesini arzu etmektedir. Böyle bir istek de en doğal hakkıdır. Yeni yönetmeliğin yürürlüğe girmesinden önce klasik usulde dini eğitim ile “Açık Öğretim İmam Hatip Lisesi” eğitimi birlikte yürütülmekteydi.

Yeni yönetmelik, çocuğunun iki yönlü yetişmesini isteyen velileri hayli üzmüştür. Yönetmelik tam bir hayal kırıklığıdır. Üstelik hayal kırıklığına uğrayan kişilerin ve mensubu oldukları cemaatlerin, hükümeti desteklediği gerçeği göz önüne alındığında sadece eğitim boyutuyla değil siyaseten de stratejik bir hata olduğu görülecektir.

Buraya kadar bahsettiğimiz aksaklıklar, meselenin dini boyutuydu. Bir de zorunlu eğitimin 12 yıla çıkartılmasıyla “ara eleman ihtiyacına” darbe vurulduğunu görmek gerekir. Zorunlu eğitimin 12 yıl olması ve liseyi dışarıdan bitirme imkânının yönetmelikle (bazı istisnalar hariç) ortadan kaldırılması, gençlerin meslek edinmesini ve üretime güç katmasını sekteye uğratacaktır. Gençlerin zorunlu örgün eğitime mecbur edilmesi “ara eleman” ihtiyacının yabancılar vasıtasıyla çözümüne ve meslek gruplarının yabancıların eline geçmesine neden olacaktır.

Gençleri 12 yıl zorunlu eğitimle, ülkenin her yerinde açılan ve istihdama katkı sağlamayan bölümleri okuyarak üniversitelerde vaktini harcatıp; sanayide, tarımda, hayvancılıkta yabancı gençleri istihdam ettikten sonra, lise ve üniversite bitiren ancak meslek edinmeye zaman bulamayan gençlerimize dönerek “Gençlerimiz iş beğenmiyor” derseniz, bu millete en büyük kötülüğü yaparsınız.

12 yıl zorunlu eğitim uygulamasının terk edilmesi, meseleye bütüncül bakılması, gençlerin enerjisini sınıflara sıkıştırmak yerine, üretime, istihdama katkı sağlayacak ve meslek edindirecek alanlara yönelmesine katkı sağlanması gerekir.

Yasaklarla ve zorlamayla eğitim olmaz. “Bir ülkede herkesi örgün eğitime mecbur etmek, herkesi okutmaya çalışmak, o ülkeye yapılacak en büyük kötülüktür”.