Zorunlu eğitim kaldırılmalıdır!

Abone Ol

Tarih: 24 Aralık 1995

Milletvekili genel seçimlerinde Refah Partisi %21,4 oyla birinci parti olmuştu. Merkez sağda ANAP %19,6, DYP %19,2 oy almış, MHP baraj altında kalırken CHP ise %10,7 ile barajı kıl payı aşmıştı.

24 Aralık 1995 milletvekili genel seçimlerinde %21,4 oy alarak birinci parti olan Refah Partisi’ne karşı oluşturulan blokla RP’nin başkanlığındaki koalisyon engellendi ve Refah Partisi’nin iktidarını engellemek için DYP ve ANAP zoraki bir araya gelerek ANAYOL hükümetini kurdu. Hükümet, 12 Mart 1996 tarihinde güvenoyu aldı. ANAYOL hükümeti, 27 Mayıs 1996 tarihinde Refah Partisi’nin gensoru önergesiyle yıkıldı.

7 Haziran 1996 tarihinde Cumhurbaşkanı Süleyman Demirel tarafından hükümeti kurma görevi tekrar Refah Partisi Genel Başkanı Necmettin Erbakan’a verildi ve RP-DYP koalisyonu gündeme geldi. 27 Haziran 1996 tarihinde RP-DYP’nin koalisyon hükümeti için mutabakata varıldı. 28 Haziran 1996’da REFAHYOL hükümeti kuruldu.

Başbakan Prof. Dr. Necmettin Erbakan, ezilen kesimlere, emeklilere, işçi, memur, emniyet ve askeri personele yüksek oranda zamlar yaparak toplumun farklı kesimlerine olumlu mesajlar vermişti. Aslında Erbakan, icraatlarıyla “bizim tek hedefimiz ezilen kesimin haklarını teslim etmek, köle düzeni yerine adil ve paylaşımcı bir sistem kurmak” demek istemiş, her kesimin yarasına merhem olmuş, çabasının sonuçları ortaya çıkmaya başlamıştı. O günlerde gazeteci Doğan Heper, “Erbakan’ın serinkanlı taktiği en belirgin meyvelerini ekonomide verdi. Bugünlerde pek çok kişi Hoca’ya paralel ekonominin olumlu sinyaller verdiğini açık seçik ilan ediyor” (Milliyet, 18 Mayıs 1997) demekteydi ancak askerlerin, siyasilerin ve iş dünyasının Refah Partisi’ne karşı olumsuz tavrı devam etti ve 28 Şubat 1997 postmodern askeri darbesi gerçekleşti.

REFAHYOL hükümetinin Başbakanı Prof. Dr. Necmettin Erbakan, postmodern darbeye direndi, istifa etmedi, çalışmalarına devam etti. Erbakan Hoca, 18 Haziran 1997’de hükümet protokolü gereği başbakanlığı hükümet ortağı Tansu Çiller’e devretmek için istifa etti ancak Cumhurbaşkanı Süleyman Demirel, hükümet kurma görevini koalisyon ortağı DYP lideri Çiller’e değil, ANAP lideri Mesut Yılmaz’a verdi. 30 Haziran 1997’de Mesut Yılmaz, DSP lideri Bülent Ecevit ve Demokratik Türkiye Partisi lideri Hüsamettin Cindoruk’la birlikte ANASOL-D hükümetini kurdu. Böylece 28 Şubat postmodern darbesinin etkileri her alanda devam etti.

Tarih: 17 Ağustos 1997

Mesut Yılmaz’ın başbakan olduğu ANASOL-D hükümeti tarafından TBMM’ye getirilen ve 5+3 formülüyle eğitimin kesintisiz olarak 8 yıla çıkartılmasını içeren tasarı yasalaştı.

Başta Millî Görüş Hareketi olmak üzere mütedeyyin kesim, imam hatip liselerinin önünü kestiği ve hafızlığa darbe vurduğu gerekçesiyle 8 yıllık kesintisiz eğitim kanununa karşı çıktı. Başbakan Mesut Yılmaz ise, “Siyasi hayatıma da mal olsa bu kanunu çıkartacağım” dedi ve çıkmasına ön ayak olduğu kanun, Yılmaz’ın siyasi hayatına mal oldu.

Tarih: 11 Mart 2012

Recep Tayyip Erdoğan’ın başbakan olduğu Adalet ve Kalkınma Partisi hükümeti tarafından TBMM’ye getirilen ve zorunlu eğitimin 12 yıla çıkartılmasını içeren tasarı yasalaştı. Zorunlu eğitim 12 yıl olmuş, (4+4+4) formülü bulunmuştu.

Zorunlu eğitimin 12 yıla çıkartılması hengâmında, 8 yıllık kesintisiz eğitimde olduğu gibi dini eğitimin sekteye uğrayacağı endişesi, işin erbabı tarafından gündeme getirildi. Bu endişeler, ilkokul-ortaokul ve lise geçişlerinde ara vererek dini eğitimi alma imkânının var olduğu gerekçesiyle yatıştırıldı.

Ortaokul sürecinde, gerek Kur’an kurslarında gerekse imam hatip bünyesinde hafızlık yapılabilmekteydi. Lise döneminde ise çocuğunu hafızlığa ve klasik usulde dini eğitime (medrese vb.) yönlendirmek isteyenler sorununu “Açık Öğretim Lisesi” veya “Açık Öğretim İmam Hatip Lisesi” marifetiyle çözüyordu. Yani çocuğunu hafız yetiştirmek veya dini ilimlerde ihtisas yaptırmak isteyen veliler, açıktan okutma imkânı sayesinde sorunu aşıyordu; ta ki, son yönetmelik değişikliğine kadar.

Tarih: 8 Eylül 2023

Millî Eğitim Bakanlığı, “Ortaöğretim Kurumları Yönetmeliği’nde Değişiklik Yapılmasına Dair Yönetmeliği” Resmî Gazete’de yayımlayarak yürürlüğe koydu (sayı: 32303).

Yönetmelikle “millî sporcular, kaynaştırma öğrencileri, koruma kanunu kapsamındaki öğrenciler, şehit ve gazi çocukları, bakanlıkça mazereti uygun görülenler ile yönetmeliğin ilgili hükümlerine göre örgün ortaöğretim kurumlarında okuma hakkını kaybeden öğrenciler” gibi istisnalar dışında “Açık Öğretim Lisesi” ve “Açık Öğretim İmam Hatip Lisesi”nde okumak engellendi.

Mezkûr yönetmelik, kamuoyunda tartışılmadan, etkilenen taraflarla istişare edilmeden, oldubittiye getirilerek yürürlüğe konuldu. Yönetmelik “dini eğitimin sekteye uğraması ve ara eleman sorununu” ortaya çıkardı.

Dinî eğitim sekteye uğradı

Yönetmelikle, Açık Öğretim Lisesi veya Açık Öğretim İmam Hatip Lisesi’nde okumayı zorlaştırarak gençleri örgün eğitime mahkûm etmek, dini eğitime büyük zarar vermekte, işin ehli âlimlerden medrese usulüyle ders almayı ve Kur’an-ı Kerim’i hıfzetmeyi neredeyse imkânsız hale getirmektedir. Söz konusu kısıtlamadan önce bazı cemaatler, gençleri bir taraftan klasik usulde yetiştirirken, diğer yandan onların imam hatip lisesini dışarıdan bitirmesini sağlayarak Diyanet İşleri Başkanlığı bünyesinde imam-hatip olarak görev almasına, ilahiyat fakültesini bitirerek dini hizmetleri ifa etmesine zemin hazırlıyordu. Yeni yönetmeliğin yürürlüğe girmesinden önce klasik usulde dini eğitim ile “Açık Öğretim İmam Hatip Lisesi” eğitimi birlikte yürütülmekteydi ancak mezkûr yönetmelik buna imkân vermemektedir.

Ara eleman ihtiyacı sorunu ortaya çıktı

Zorunlu örgün eğitimin lise kısmının yönetmelikle 12 yıla çıkartılması yani liseyi dışarıdan bitirme imkânının yönetmelikle zorlaştırılması hatta imkânsız hale getirilmesi, gençlerin meslek edinmesini ve üretime güç katmasını sekteye uğratmaktadır. Gençlerimizin zorunlu örgün eğitime mecbur edilmesi “ara eleman” ihtiyacının yabancılar vasıtasıyla çözümüne ve meslek gruplarının yabancıların (Suriyeli, Afgan vb.) eline geçmesine sebep olmaktadır.

Netice-i kelam:

Geldiğimiz noktada, gerek 12 yıllık zorunlu örgün eğitim, gerekse ülkenin her yerinde açılan üniversitelerin istihdama katkı sağlamayan bölümleriyle gençlerimizin vakti heba edilmekte; sanayide, tarımda, hayvancılıkta ise yabancı uyruklu gençler istihdam edilmektedir. 12 yıl zorunlu örgün eğitim yanlış olduğu gibi bu gençlerin bir kısmını istihdama katkı sağlamayan üniversitelerin ilgili bölümlerine yönlendiren sistem de yanlıştır. Bu sistemin sonucunda zorunlu örgün eğitimi bitiren veya meslek edinmeye ve istihdama katkı sağlamayan ön lisans veya lisans eğitime yönlendirilen gençler işsiz kalmakta, sürecin sonunda ev genci (NEET) sayısı her geçen gün artmaktadır.

Zorunlu örgün eğitim dayatmadır ve 28 Şubat sürecinde bilinçli olarak kotarılmıştır. O günlerde 5+3 şeklinde formüle edilerek eğitimin kesintisiz 8 yıla çıkartılması ne kadar yanlışsa, 4+4+4 şeklinde formüle edilerek eğitimin 12 yıla çıkartılması da yanlıştır.

12 yıl zorunlu örgün eğitim uygulamasının terk edilmesi, meseleye bütüncül bakılması, gençlerin enerjisinin tamamını sınıflara sıkıştırmak yerine, üretime, istihdama katkı sağlayacak ve meslek edindirecek alanlara yöneltmek gerekir. Yasaklarla ve zorlamayla eğitim olmaz. Unutulmamalıdır ki, “bir ülkede herkesi örgün eğitime mecbur etmek, herkesi okutmaya çalışmak, o ülkeye yapılacak en büyük kötülüktür.”