Devletin asli görevlerinden birisi yurt savunması ise diğerlerinin başında da eğitim ve sağlık hizmetlerinin herkese eşit bir şekilde verilmesi gelir. Ne var ki, ülkemizde özellikle eğitim ve sağlık alanında yurdun her köşesine bu hizmetlerin eşit bir şekilde verilememiştir. Hatta, zaman zaman bazı yerlere eğitim ve sağlık hizmeti hiç götürülememiştir. Çeşitli sebeplerle özellikle doktorları yurdun belli yerlerine göndermek mümkün olmamış, gönderilenler de ilk fırsatta gittikleri yerden kaçmışlardır. Bunun için zorunlu hizmet yasaları çıkartılmış, bu sayede sağlık elemanlarının eksikliği özellikle doğu ve güneydoğu illerinde kapatılmaya çalışılmıştır.
Bazen de zorunlu hizmetten vazgeçilerek ihtiyaç gönüllülerle karşılanmaya çalışıldı. Ne var ki, herşeyin para olarak algılandığı bir dünyada idealizmin kökü kazındığı için gönüllü olarak belli bölgelere eleman göndermek mümkün olmuyor ve devlet belli hizmetlerin verilmesinde çaresiz kalıyor. Bunun niçin böyle olduğu üzerinde ise ciddi olarak durulduğunu söylemek mümkün değil.
Gönül pınarlarının kurutulduğunu, bu pınarların yeniden canlandırılması gerektiğini hatırlattığınızda da ciddi bir karşılık bulunamıyor. Ahireti unutan ve unutturulan insanın gönül pınarının gürül gürül akmasını bekleyenler yanıldıklarını bir türlü anlamak istemiyorlar. Tabi ki tüm gönüllerin pınarı kurumuştur demek yanlış olur. Ama çeşitli sebeplerle kurumamış gönüllerden de gürül gürül sular akmıyor. Akanların çoğu da gittikleri yerde mesleklerini hakkıyla yerine getirememek sebebiyle rahatsızlık duyuyorlar.
"Parayı veren düdüğü çalar" mantığının hiç girmemesi gereken eğitim ve sağlık alanı günümüzde maalesef bu yaklaşımın en geçerli olduğu iki alan haline getirilmiş durumda.
Hemen belirteyim ki, tabii ki eğitim ve sağlık elemanlarının belli bölgelere gitmiyor oluşunu sadece gönül pınarlarının kurumuş olması ile izah etmek haksızlık da olabilir. Bunun çeşitli sebepleri daha var. Söz gelimi uzman doktorların tayin edildikleri hastanelerde gerekli tıbbi cihazların bulunmayışı bu sebeplerin başında geliyor. Söz gelimi İstanbul da bazı devlet hastanelerinde anjiyo cihazının bulunmadığını, bunun için uzman doktorların hastalarını belli bir noktadan sonra bir başka hastaneye havale ettiklerini düşününce Hakkari gibi pek çok ilimizin durumunu tahmın etmek zor olmasa gerek. Bunun için belli noktalarda içinde her türlü cihaza sahip hastaneler oluşuturulması bu arada uzak noktalardan hastaların hastaneye taşınmasında helikopter gibi, kar motosikleti gibi araçların devreye sokulması gerekiyor. Bunlar yapılamadığı takdirde zorunlu hizmet yoluyla da gönüllülük esasına göre de pekçok yerde yeterli sağlık elemanı bulundurmak mümkün olamayacaktır.
Bir hastane ya da sağlık ocağına sadece doktor tayin etmek yeterli değildir. Bunun yanında yardımcı sağlık personeli ve idari elemanlara ihtiyaç vardır. Bir beldede sağlık ocağı açmışsınız, doktorda tayin etmişsiniz ama en basit tahlili bile yapacak imkan yoksa orada doktor bulundurmanın yeteri kadar yararı olmaz. Olmuyor da.
Özellikle uzman doktorların tayin edileceği hastanelerde alt yapının mutlaka oluşturulması şarttır. Hatta sosyal tesislerin de unutulmaması gerekiyor. Bu oluşturulmadan uzman doktorun tayini hem israf hem de uzman doktora haksızlıktır.
Kısacası, devletin her ferde sağlık hizmeti verme görevini unutmadan ve sağlık elemanlarına da haksızlık etmeden meseleye bir an evvel çözüm bulunmalıdır. Bu çözüm ise iklim ve tabiat şartlarına göre hastayı sağlık merkezlerine en kısa zamanda ulaştırmanın sağlanmasıdır. Yoksa bu konuyu ile şimdiye kadar olduğu gibi bundan sonra da uzun yıllar tartışır dururuz.