Tarihin en aydınlık ve görünür, bilinir zamanında en
karışık ve karmaşık, karanlık dönemini yaşıyoruz. Küresel dünyada her şey
gözler önünde gibi ama hiçbir şey gerçek yüzüyle görünmüyor. Reklâm ve medyanın
yoğunluğu karmaşayı daha da arttırıyor. Kameralar her şeyi gözler önüne seriyor
ama görünenlerin arka planında başka şeyler var. Biz buna yanılsatıcı ve
saptırıcı dönem de diyebiliriz.
Nelerin gerçek veya doğru olduğu ya da olmadığının
belirsizliği egemen. Ortam çok karanlık.
Zalimin ve zulmün tanımı bile doğru dürüst yapılamıyor.
Yapılsa bile gerçekliğini bulmuyor. Coğrafyamızda bulunan firavun krallar
zamanında ölen insan sayısı bilinmiyor. Demokrasi ve hümanizm adına verilen
haçlı savaşlarında ölen insanların sayısı milyonları kat kat aştı ve bu savaşta
öldürülenlerin konumu nedir, öldürenler nasıl tanımlanacak Şu son on yılda
Irak ta iki milyonu aşkın insan öldü. Her gün onlarca insan öldürülmeye devam
ediyor. Aslında cinayet ve insan öldürülmelerin sayısında korkunç bir artış
var Bu çatışma ve savaşlar görünür hâliyle mi kabullenilecek yoksa bunlar
demokrasi ve hümanizm şehidi olarak mı algılanacak Tuhaf bir soru değil mi
Allah yolunda mücadele eden ve ölenler için kullanılan şehitlik kavramı
öylesine çarpıklıklar ile tanımlanıyor ki, hangisi doğru
Müslüman olma bilincinin giderek azaldığı, giderek asıl
ekseninden koptuğu bu zamanda neyi nasıl tanımlayacağız Libya da zalim bir
yönetici vardı: Kaddafi. O, kendi ulusunun insanını bastırırken ülkenin bütün
olanaklarını da halkı için kullanıyordu. Demokrasi ve hümanizm adına verilen
savaştan sonra ülke işgal altında. Halk gene bastırılmış durumda. Batı nın
kuklası yöneticiler iş başında. Fakat ülkenin olanakları yabancıların elinde.
Abede nin, Fransa nın, İtalya nın. Kaddafi zamanında bu kadar insan ölümü
yoktu. Şimdi her gün onlarca insan öldürülüyor. Batılılar haklılıklarını
göstermek adına Kaddafi nin haremine ilişkin sırları yayarak haklılıklarını
kanıtlama düşüncesinde. Öte yandan emperyalizm Libya yı sülük gibi emiyor,
insanlarını demokrasi ve hümanizm adına köleleştirmiş durumda. Ne diyeceğiz bu
duruma. Zalimlerden bir zalim beğenme tercihine zorlanma mı
Benzer gerilimleri aşırılıklarıyla bugün kat kat artmış
durumda. Suriye de süren savaş sonrasındaki vahamet içler acısı. Orada ölenler,
açlıktan sefil olanlar, topraklarını terk edip komşu ülkelere giden yüz
binlerce insanın içler acısı durumu. İstanbul sokaklarında dilenen Suriyeliler,
fuhşa zorlanan genç kız ve kadınlar Suriye ye demokrasi götüreceğiz diye
verilen savaşın açtığı derin yaralar nasıl iyileştirilecek Kim bunun öncüsü
olacak
İsrail in pervasızlığı ve iyice rahatlaması. Arap
ülkelerinin iç çatışmaları daha da yoğunlaştı. Kimse kimsenin ne kardeşi ne de
dostu. Herkes birbirine hasım ve düşman.
Türkiye düzlemindeki gerilimler ve ayrışmalar daha da
derinleşiyor. Siyasal gerilimlerin yanına cemaatler arasındaki gerilim de
tırmanıyor. Bir zamanlar Kürt kavmiyetçiliğini ciddiye almayanlar bugün artık
geri dönülmez bir yerde oldukları gerçeğiyle yüzyüzedirler. Böyle olunca
çözümsüzlük ve çaresizlik bugünün en acı gerçeği.
Bu kadar olumsuzluğa karşın bir umut yok mudur elbette
var. Müslüman olmanın şansı ve gücü olduğu gibi duruyor. Türkiye özelinde hemen
hemen bütün katmanları, grupları bir araya getirebilecek tek gerçek. Hemen
herkesin buluşacağı çok ortak yönleri var. Böyle olmasına karşın en olmayacak
düzlemler insanımızın gerçeğiymiş gibi sunuluyor.
Gerçeklerimizin üzerini reklâm ve medya örtüyor. Ya da
kendi gerçekleri dışında yanılsatıcı olanı gerçek gibi sunuyor. İnsanlar da bu
yanılsatıcı olana kanıyorlar ve kapılıyorlar. Gerilim ve şiddet üzerine kurgulu
olan bu yaşama tarzı sanki insanlığın zorunla gerçeğiymiş gibi tanıtlanıyor.
Böyle olunca insanlık kendi gerçeğinin dışında farklı bir alana kayıyor ne
yazık ki.
Müslüman ız ve bizim büyük bir sevgi ve kardeşlik
olanağımız var. Yeter ki bunu hayata geçirelim. Bu da bize bağlı bir durum.