Sizin de dikkatinizi çekti mi, insanlar bir tuhaflaştı. Dıştan bakışta insan. İki eli, iki ayağı, iki gözü var. Siması insan siması. Ancak konuşması, davranışları, tepkileri bir tuhaf. Bazıları o hale gelmiş ki içleri dışlarına çevrilse, kurt, ayı, yılan, domuz şeklinde görülecekler…
Adam (sözün gelişi adam dedik) kediyi, köpeği tekmeliyor, denize atıyor, ya da işkenceyle öldürüyor. Eşeği sopayla bayıltıncaya kadar dövüyor. Hanımını sokak ortasında dövüyor. Öğrenci öğretmenini dövüyor, hasta yakını doktoru dövüyor… Bunlar bir yana, bir de cinayetler, tecavüzler, gasplar, hırsızlıklar ve daha neler, neler var.
Adam, (yine sözün gelişi) pikniğe gidiyor, çöplerini alıp çöp konteynırına atacağına oturduğu alanı çöplüğe çevirip gidiyor, araba ile giderken çöpleri, pet şişeyi pencereden yola atıyor. Pet şişe olsa iyi, cam şişeyi atanlar var. Arkadan gelen arabanın tekeri parçalanacakmış, adamın umurunda mı? Bir de trafik magandaları var. Sokak aralarında, caddelerde son sürat gidiyor, yayaların hakkını gözetmiyor, trafikte diğer sürücülerin hayatını hiçe sayıyor. Tırlar birbirini solluyor. Bir de bu sollayanları sollayanlar var. Böylece üç şerit kapanıyor. En sol şeritten gelen arabaları tehlikeye atıyor. Bu menfi örnekleri alabildiğine çoğaltabiliriz.
Adam sözde Müslüman. Ancak gırtlağına kadar bid’alara bulaşmış. Müslüman, Allah’a ve Allah’ın Resulüne teslim olmuş demek. Kur’an-ı Kerim’deki bütün esasları ve Allah’ın Resulünün (S.A.V.) bildirdiklerini kabul eden, o hükümlere taraftar olan ve o İlâhî hükümlerin hâkim olmasını isteyen demek. Gel görelim ki Müslümanların bir kısmı manen hastalanmış, Allah’ın hükümlerini zımnen, fiilen veya alenen kabul etmiyor. Bu adama nasihat da kâr etmiyor. Bırakın İmam-ı Azamı, Resul-ü Ekrem (S.A.V.) de gelse, kabul etmeyecek. Kendince “büyük” bellediklerinin sözlerini ve davranışlarını esas alacak.
Bütün bunlar insanın aklına zombi filmlerini getiriyor. İnsanlar sanki zombi olmuş. Geçenlerde bir tanıdığı ziyarete gitmiştim. Açık olan televizyonda oynayan filme “kulak ve göz misafiri” olduk. “Frekans” isimli yabancı film şöyle başlıyordu. Adamın biri seyahate çıkıyor. Ailesiyle konuşurken telefonu çekmiyor, ankesörlü telefonla konuşuyor. O arada etrafında çok garip hâdiseler olmaya başlıyor, cep telefonuyla konuşanlar birden zombi oluyor, birbirini boğazlamaya başlıyor. Filmin kahramanı kendisi gibi birkaç kişiyle el ele vererek hayatta kalmaya çalışıyor. Sonradan öğreniyorlar ki bu durum bütün ülkeye yayılmış vaziyette. Bir grup insan bu şekilde korkunç bir projeyi uygulamış. Baz istasyonlarının kontrolünü ele geçirmişler. Gönderdikleri frekanslarla cep telefonuyla konuşanların beynini kontrol altına alıyor ve onları zombiye dönüştürüyorlar. Filmin gerisini seyretmedim.
Yazımın burasında muhterem okuyucularımdan, 2 Temmuz 2018 tarihli “Son Normal İnsan Nesli” başlıklı yazımı hatırlamalarını istirham ediyorum. O yazımda da belirttiğim gibi, Davos toplantılarının duayenlerinden Cüneyt Zapsu’nun 2018 Davos toplantısında işte o “Frekans” filminin hayata geçirilmesinden bahsettiğini nakletmiştim.
Bu korkunç tablo nasıl değişir? Okumakla… İnsan ilk nazil olan ayetin “İkrâ” oluşunun hikmetini şimdi daha iyi anlıyor. “Min şerril vesvasil hannâs”ın hikmetini de anlamaktayız. Frekanslarla, sihir gibi tesir eden konuşmalarla, görüntülerle, 25. kare ile beyinler kontrol ediliyor. Bu söylediğim, film değil, kesin bilgi… Etrafınıza şöyle bir bakın. İnsanlar âdeta zombiye dönüşmüş vaziyette. Toplu taşıma vasıtalarında herkesin elinde cep telefonu, lokantada, hatta misafirlikte… Hatta ve hatta camide. Gözümle gördüm, adam, hutbe okunurken, gelen maillerine bakıyor, onları cevaplıyor. Geçen Cuma bundan da dehşetlisine rastladım. İç ezan okunurken yanımda oturan delikanlı cep telefonunu çıkardı ve araba oyunu oynamaya başladı. Hani hutbe okunurken sus demek bile yasak ya, ne yapacağımı bilemedim. Yapma desem, ya genç alınır da bir daha cumaya gelmezse vebal altında kalır mıyım, diye düşündüm, sesimi çıkarmadım.