Zilkade Ayı - 3

Abone Ol

Âyet-i kerimede ALLAH Teâlâ, Mü’minlerin hac ibadetiyle ilgili mekânlara, fiil¬lere ve nişanelere karşı say¬gılı olmalarını, haram aylarda savaşmaktan, Beytullah’a gönderilen kurbanlıklara veya bu kurbanlıkların sahiplerine zarar vermekten, saygısızlık göstermekten sa¬kınmalarını emretmekte; hac ya da umre niyetiyle Beytullah’a gelmek, aynı za¬manda ticaret yapıp ALLAH Teâlâ’nın lütfundan bir şeyler elde etmek ve rızâsını kazanmak isteyenlerin ibadetlerini huzur ve emniyet içerisinde yerine getirmelerine engel olunmamasını istemektedir.

“ALLAH Teâlâ, Kâbe’yi, o saygıya lâyık evi, haram ayı, hac kurbanını ve kurbanın boynuna asılan gerdanlıkları maddi ve manevi yönlerden insanların belini doğrultmaya sebep kıldı. Bu da ALLAH Teâlâ’nın, göklerde ve yerde ne varsa hepsini bildiğini ve ALLAH Teâlâ’nın her şeyi bilici olduğunu sizin de anlayıp bilmeniz içindir.”1  Âyet-i kerimesinde de hürmete lâyık bir mâbed olan Kabe ile birlikte haram ayın da insanların iyiliğine vesile kılındığı belirtilmiştir.

Zilkade, Zilhicce, Muharrem ve Receb aylarından oluşan ve “el-Eşhurul-hurum” yani haram aylar diye anılan bu aylarla ilgili hükümler, hac ibadetiyle birlikte Hz. İbrahim (A.S.) zamanında konmuş, insanların bu yani Zilkade, Zilhicce ve Muharrem aylarında sağlanan güven ortamı içinde hac ibadetini ve yedinci ay olan Receb ayında muhtemelen umre ziyaretini rahatça yapmışlar, Mekke ve çevresinde oturanlar da bu vesileyle geçimlerini sağlamışlar, fakat zamanla bu hükümler temel amacından uzaklaşmıştır.

Hz. İbrahim (A.S.) ve Hz. İsmail (A.S.)ın şeriatındakine uygun olarak Cahiliye döne¬mi Arapları da yılın dört ayını kutsal sayarlar, bu inanışa saygının bir işareti ola¬rak savaştan ve her türlü saldırıdan kaçınırlardı. Çünkü müşrik de olsalar, inanç ve yaşantılarında “Hak Din”den kalıntılar vardı. Haram aylara hürmet, Kâbe’yi tavaf etmek ve hac yapmak gibi. Tabii bütün bunlar da tahrif edilerek, aslından uzaklaştırarak yapılıyordu. Aslında bütün batıl dinler, hep “Hak Din”den uzaklaşma neticesinde oluşmuşlardır. Hiçbir batıl din, birileri tarafından kurulmamıştır. Bu bakımdan dinimizi, olduğu gibi dosdoğru öğrenmek ve yaşamak mecburiyetindeyiz.

Bununla birlikte bazı kabileler bu aylar arasında fark gözetmiyordu. Aynı şekilde, belirli kabile¬ler arasında yaşayan Hristiyanlar da haram ayların saygınlığını kabul etmiyorlar¬dı. Bu anlayışı benimseyenlerin haram aylarla ilgili bir taahhütleri olmadığından, diğer kabileler onlara karşı dikkatli davranmak zorundaydı. Her türlü çatışmanın haram sayıldığı bu aylarda meydana gelen savaşlara, dinî yasaklar çiğnendiği için “ficâr savaşları” denmiştir.

Cahiliye dönemi Araplarının bir kısmı geçimlerini soygunculuk, çapulculuk, yağma ve talan ile sağladığı gibi, aralarında kan davaları ve iç savaşlar da eksik olmuyordu. Bu nedenle haram ayların kurallarına uymakta zorlanıyorlardı. Zira on bir, on iki ve birinci aylar olan Zilkade, Zilhicce, Muharrem peş peşe geldiğinden üç ay süresince bu aylarla ilgili yasaklara uymak oldukça güç geliyordu. Ayrıca, kamerî takvimde aylar güneş takvimine göre bir önceki yıldakinden on bir gün önce geldiği için, Zilhiccenin belirli günlerinde yapılan hac merasiminin değişik mevsimlere rastlaması çıkarlarına uygun düşmüyor; haccı havanın mutedil ve ticarî ortamın müsait olduğu gün veya aylarda yapmak istiyorlardı. Bunu sağlaya¬bilmek için de her altı ayda bir hafta olmak üzere iki yılda bir ay kazanmaya o yılı on üç aya çıkarıyorlar, haram aylardan üçünün peş peşe gelmesini önlemek amacıyla da söz konusu dört haftayı ikinci yılın sonuna ekleyip o yılı on üç ay olarak kabul ediyorlardı. Böylece Muharrem ayı Safer ayının yerine kaydırılmış, dolayısıyla bütün aylar bulunmaları gereken yerden bir ay geriye atılarak haram ayların yerleri değiştirilmiş oluyordu. Bazen de savaş günlerinde meselâ Receb ayı girerse onu helâl sayıp haramlığı Şaban ayına, savaş Muharrem ayına denk gelirse haramlığı Safer ayına tehir ediyorlar, böylece o yıl Muharrem ve Receb yerine Şa¬ban ve Safer ayları haram aylardan sayılmış ve haram ayların sıralaması değişmiş oluyordu. Bu uygulamaya, erteleme anlamına gelmek üzere nesi’ deniyordu. Cenâb-ı Hak, Kur’an-ı Kerim’de:

 “Haram ayları ertelemek, sadece kâfirlikte ileri gitmektir. Çünkü onunla, kâfir olanlar saptırılır. ALLAH Teâlâ’nın haram kıldığının sayısını bozmak ve O’nun haram kıldığını helal kılmak için haram ayını bir yıl helal sayarlar, bir yıl da haram sayarlar. Böylece onların kötü işleri kendilerine güzel gösterilmiştir. ALLAH kâfirler topluluğunu hidayete erdirmez.”2  buyurarak, onların bu nesi’ tatbikatlarını “küfürde artış” olarak değerlendirmiştir.

1- Mâide sûresi:97

2- Tevbe Sûresi: 37