Genel olarak Ortadoğu ülkelerine bakıldığında,
çatışmalar, darbeler, mevzi ya da bölgesel savaşlar ve sınırlı bir şekilde
halkın kısmi katılımıyla ortaya çıkan kargaşalıklar dini görünümlü gözükseler
de, mantık ve sağduyu temelinde bunun gerçeklikle örtüştüğü pek anlamlı
durmamaktadır. Dini söylemler, kendi bağlamlarından adeta soyutlanmış gözüktüğü
için, sahih bir kaynağa ulaşmanın önünde ciddi bir engel oluşturmaktadır.
İkinci olarak toplumsal gerçekliği geri plana itme yanında, onu bütünüyle yok
sayıcı bir algının doğumuna yol açmaktadır.
Toplumsal gerçeklik, insan ve toplumun hali hazırdaki
varlığını göz önüne alarak sorunların açık ve doğru tespitinde belirleyici olma
niteliğiyle kavrama düzeyine çıkamamaktadır. Toplumsal gerçekliğin tespiti için
mutlaka irdelenmesi gereken değişkenler sanki sorunlar ile hiç ilgili
değilmişçesine, bırakınız ele almayı, varlığıyla birlikte hiç yok hükmünde farz
edilmektedir. Sözgelimi, özellikle petrol ve enerji kaynaklarına sahip olan
ülkelerin üretim, tüketim, gelir dağılımı gibi iktisadi faaliyetleri mükemmel
bir sisteme kavuşturulmuş gibi hiç üzerinde durulmayan bir değişken olarak
kabul edilmektedir. Oysa bu alanda, mesela gelir dağılımı bakımından uygulanan
sistemin yol açtığı adaletsizlikler, iktisadi kavram ve yöntemlerin
tartışılmasına imkan vermediği için, toplumsal gerçeklik olarak kendi
bağlamında tezahür edememektedir. Kılık değiştirmiş bir tarzda ya dini söylem
ya da ona dayalı olarak bir iktidar değişkeni niteliğinde ortaya çıkmaktadır.
Özünde iktidar , o da bütünüyle ve kaba bir güç şeklinde belirdiği için,
bizzat atıfta bulunduğu dini ilkeleri araçsallaştırmakta ya da siyaseti iktidar
ve kuvvet unsurlarına indirgemektedir. Onun için iktidar salt kaba güç olarak
kullanılan bir araca dönüşmektedir, daha doğrusu bu boyutta kendini
göstermektedir.
Tabii olarak, iktidar olgusunu kavrayışı temellendiren
bilgi, esasında bir bilgi sorununa varıp dayandığı için toplumsal gerçekliği
kavrayış sorununu da beraberinde getirmektedir. Dinin her türden iktidara dayanak
yapılarak, ona özgü duyarlığı salt iktidara bağladığı şeklinde bir istidlalin
tecvizi mümkün müdür Ayrıca belli bir dönemin şartları muvacehesinde oluşmuş
iktidar kavrayışını ve bilgi kaynağını hiç değişmemiş olarak kabul etmek,
bugünkü toplumsal gerçeklikle ne ölçüde bağdaştırılabilir
Özetle, Ortadoğu ülkelerinde, dün var olan sorunların
bugünde artan şiddette ve vahşette sürüp gitmesini, sadece dini anlayış
temelinde kavramaya çalışmak ve çözümü için toplumsal uzlaşma (yani icma-i
ümmet) unsurunun tam gerçekleşmesine bakmaksızın, uluorta ileri sürülmüş
kanaatlere bağlamak, zaten bir sorundur. Yapılanlar bu minval üzere sürüp
gitmektedir.
Kuşkusuz dinin kavranılmasında kavramlar, yöntemler ve
bilgiler bakımından birtakım muğlaklıklar, belki belli ölçüde sapmalar, en
önemlisi de geçmişte yeterli iken bugün yetersizliğe düşmüş düşünce ve bilgiler
söz konusu olabilir. Çünkü her dönemin oluşturduğu belli bir zihni donanım ve
birikim, sonraki dönemler için yeterli olmayabilir. Gerçekten, belli bir dönemin
şart, unsur ve imkanlarının iktisattan kültüre, yaşama tarzından sanat ve
edebiyata varıncaya kadar kuşatıcı bir kavrayış, anlayış ve dünyaya bakış
şeklinde somutlaşan zihniyeti, mutlak, kesin ve asla değişmez bir mahiyet
olarak öngörmek, farkında olunmadan dinin bu nitelikteki mahiyet ve ilkelerinin
yerine ikame edilme gibi sekter bir sonuca yol açabilir. Dolayısıyla dini
biçimde görülen bir kavram, konu, sorun vb. aslında öyle olmadığını tespit ve
tefrik etmek de zorlaşabilir. Doğrusu Ortadoğu ülkelerinin bıkkınlık verici
şekilde aynı sorunlarla cebelleşip gitmesi, bir zihniyet yanılgısından
kaynaklanıyor gibidir. Utanç vericiliği bundan dolayıdır diyesim geliyor.