Zihnî Bozulma ve Kırılmalar  

Abone Ol

Yaşananlarla yaşanabilenler arasındaki gelgitte insanlar hakiki olana ermede şu zamanda zorluklar yaşıyorlar. Doğru ve iyinin tersyüz edilebildiği, insanın yanılsatıldığı bir zamandayız. Reklâm ve medya insanı, doğru ve hakiki olandan uzaklaştırıyor. Uzaklaşılıyor her geçen gün. Bu bir hakikat âlemi değildir. Hakikatin ötesinde, uzağında bir boşluk.

Hakikat sırrı nesnel ve acımasızdır. Hiçbir çıkarı gözetmez. Asıl çıkar insanın kendisi. Onun varlığını, ruhunu ve geleceğini koruma düşüncesi. İnsanın insan olabilme ve düşünebilme yetisinin kazandırılması. İrade sahibi ve iradesini kendi kendisinin yönetebileceği bir hayat gerçeği.

Kimi yaşanan gerçeklerin göz göre göre yok sayıldığı, olmadığı, olamayabileceği varsayımı da bir gerçek olarak kabul görüyor. Çünkü reklâm ve tanımın başında olanlar her şeyi görmek istedikleri gibi sunabiliyorlar.

PR diye bir olgu var. Ona uydurulma, ya da olmayan şeyleri öyle imiş gibi sunma. Reklâm denilen şey bir pazarlama aracı. Pazarlanan şeyin niteliğine, hakikiliğine bakmadan o şeyden kazanç elde etmek düşüncesi. Bu, sade mal değil, fikirler, kişiler de bu yolla pazarlanabiliyor. Çok değil şu son yirmi otuz yıla bakıldığında bu, çok açık görülebiliyor.

Bu düzlemde insanların sağlıklı bakabilme yetileri ellerinden alınıyor. Bir güdü duygusu egemen oluyor.

İrade ve düşünebilme, kendi başına karar verebilme özellikleri elinden alınanlar dalgalara kapılırlar. Reklâm ile medya insan hayatına girdiğinden beri, sürekli dalgalanmalar yaşanıyor. Bir mal hakkı olmadığı halde değerli olarak sunulabiliyor, ya da bir kişi hiçbir özelliği olmadan bir toplumun önüne sunulabiliyor. İşte burada insanlık adına büyük sorunlar var.

Nitelikli insan zaman içinde olgunlaşır. Bilgi ve birikim sahibi olur. Birikimi ve deneyimleriyle bir yer edinir. Zekâ ve yetenekleri birleşince zaman içinde belli bir yere gelinir. O zaman toplum da kendisin kabul eder hak ettiği yere konumlandırır.

Pazarlamacıların danışma ve fikir üretme kurulları var. Onların işi insanları yanılsatacakları bir slogan üretmeleridir. Çarpıcı, şaşırtıcı, dikkat çekici olan bir şeyle. Örneğin, bir sözcüğün şekilleri üzerinde oynanarak değişik olarak sunuluyor. O sözcüğe bakanlar burada bir terslik olduğunu anlarlar ama bütün dikkatleri o şeyin üzerinedir. Şekil bozukluğu dikkati, bakanları üretilen nesneye götürür. Böyle bir durumda sıradan biri ya da sıradan bir mal çok değerli olarak sunulabiliyor. Zaman içinde de tüketiciler bu şeye veya kişiye alışıyorlar, kanıksıyor ve benimsiyorlar.

Zamanımızda fikirler çok hızla tükeniyor ve artık değersizleşebiliyor.

Reklâm bir slogandır, bir tek cümleye sıkıştırılan bir slogan. Öz değil, sadece göz boyama, kulağa anlık bir fısıltıdır. Zaman içinde onun bir karşılığı olmaz, gelip geçicidir.

Fikir ve düşüncenin bu kadar soysuzlaştığı bir zaman olmamıştır. Müslümanlar kendi kavramlarını ve değerlerini kişiliksizleştirdiler. Soysuzlaştırdılar. Güven duygusunu yitirdiler. İnsanların güvenebilme fırsatını ellerinden aldılar. Sadece günübirlik ve geçici çıkara dayalı olanı öncelediler. Bu da kısa zamanda bir büyüme gibi görünüyorsa da zamanla birden ve hızlı bir düşüş yaşanıyor. Müslümanlara ait kavramlar başkasının dilinde. Onlar, bu işin hakikiliğinde ya da özün peşinde değildirler. Onlar da diğerleri gibi bunları reklâm amaçlı kullanıyorlar. Hakikat, olduğu gibi hayata geçirilemiyorsa ve o öze uyulamıyorsa söylenenler ve yapılanlar bir sonuç getirmiyor.

Nitelikli ve bir düşünür ya da entelektüel olabilmek için hayatını bilgiye, kitaba, araştırmaya incelemeye adayanlarla hakikate ve öz olana ulaşabilir.

Reklâm, medya PR dalga üretme alanı. Düşünen ve fehmedenlerin alanı değil. Söz orada değer yitiriyor çünkü. Çünkü o sözün veya kişinin, kavramın bir değeri yok. Kof ve boştur. Çünkü o nesne bir süre sonra eskir, kişi de, fikir de eskir. Sonra yeni bir reklam alanı aranır.