Geçenlerde Yemen’de bir babanın, nişanlısıyla telefonda görüşen 15 yaşındaki kızını yaktığını belirten bir haber vardı. Bu haberin, elbette ki İslam’a karşı önyargılı ve düşmanca yaklaşanları memnun eden bir yönü bulunuyor. Ancak bunun ötesinde, meseleyi aklıselim ele alınca, İslam aleminin genel bir sorununa kadar gidiyor ipin ucu. O sorun, ilahi bir mesajın ürünü olan “inancın” gelenek, görenek, örf-adet düzeyine indirgenmesi ve yerel soslarla bezeli bir kurallar manzumesine dönüştürülmesidir.
Anadolu’da bile birçok örf-adet kökenli alışkanlık, maalesef inancın birer unsuru olarak algılanır haldedir. İnancın, bilgiyle ve bilimle desteklenmesi emredilmişken, bizler onu kendi cehaletimizin sosuna buladık ve yüzyıllardan beri de debelenip duruyoruz netice olarak.
İslam’ın ilk emrinin “oku” olmasından “ilim Çin’de de olsa alınız” hadis-i şerifine ve daha pek çok örneğe kadar özellikle bu “bilgilenme” ve “cehalete karşı olma” hususunun altı çizilmişken, inatla bu yolda gitmeyişimizin sebebi olarak yüzyıllardır geriye gidiyoruz, sömürülüyoruz, ölüp duruyoruz. 12.-13. yüzyılda, Avrupa’nın kepazelik içerisinde olduğu bir dönemde tam anlamıyla bir Rönesans’ı yaşayan, matematikte, astronomide, fizikte, kimyada vs. birçok bilimsel bilginin öncülü olan İslam alimleriyle sadece övünmeyi biliyoruz ama “doğru bildiğimiz yanlıştan” da vazgeçmiyor, bilgiye sahip olmaya çalışmıyoruz.
“Doğru bildiğimiz yanlışlara”, yani içinde bulunduğumuz kesif cehalete kaynak olarak inancı göstermemiz ise resmen facia. İnancı gereği olduğunu söyleyip de saçma sapan işlere girişen insanlar da, içinde bulunduğumuz cehaletin bir ürünü. Bir de inancımızdan uzaklaşmanın tabii.
İnanç uğruna kızını yakan adamlardan kurtulup, inancı uğruna bilimsel bir bilgi geliştiren adamlara dönüşememenin neticesinin ezilmeye ve sömürülmeye devam olduğunu unutmamak gerek. Zihniyet değişimi derken, oturup ciddi olarak düşünmek gerekiyor.
***
“Ben yaptım oldu tavrı ne kadar yanlışsa, ben istemiyorum, olmayacak tavrı da o kadar yanlıştır, o kadar faşizandır”. Başbakan bu sözleri çok güzel söylemiş ama daha birkaç ay önce kendisinin sergilediği “Ben yaptım oldu” tavrını unutmuş gibi konuşmuş. Konunun muhatabı İstanbul Büyükşehir Belediyesi’ni bile adeta “taca çıkarırcasına” Taksim’e AVM yapılacağını söylerken ki tavrının, tam da tarif ettiği “ben yaptım oldu” tavrı olduğunu unutmuş gibi görünüyor. İlginç gerçekten de. Bir de açılışını yaptığı bir AVM’nin, ki 50 metre yakınında başka bir tanesi varmış, İngilizce olan ismini beğenmemesi gibi bir ironik durum var. Keşke isim cisimle uğraşmak yerine, biraz da “her yere AVM” yapılması “sorununa” karşı bir hoşnutsuzluk gösterebilse.
***
CHP’li Adnan Keskin, Meclise başörtülü girme meselesiyle ilgili olarak, “Eğer bu kişisel bir özgürlük içinse yarın şortla, iç donla gelene de müsaade mi edeceğiz ” demiş. Bu kafa yapısıyla, toplumun sahip olduğu dinamikleri ve gerçekleri es geçen bir zihin yapısı, çok malzeme olduğu halde adamakıllı bir muhalefet bile yapamıyor. En başta kendi seçmenlerinin bu türden beyanatlara ve düşüncelere karşı çıkması gerekirken, muhtemelen kendi iç dinamikleri gereği hala “irtica” vs gibi şeylerle uğraşma yoluna gidiyorlar. Anamuhalefet partisi artık şunu anlamalı: Bu toplumun sahip olduğu ve önem verdiği değerleri es geçerek, kendi kurguladıkları bir tehdit algısını merkeze koyarak bir arpa boyu yol almaları, klasikleşmiş tabirle “CHP zihniyeti” nitelemesinden kurtulabilmeleri mümkün olmayacak. Öte yandan ise, böyle devam etmeleriyle iktidar partisini, üstü kapalı olsa da, siyaseten desteklemeye devam edecekler.