Zeynep Kamil’in Tac Mahal’inde

Abone Ol

Sıcakların o yakan kavuran sevimsiz aroması, kimsenin ağzında tat tuz bırakmamış.

Gerçi, “Hastane önünde incir ağacı” türküsünden daha umutlu her yan.

Bir doğum hastanesinde, her yanda hamile kadınlar görmek ümit verici.

Çünkü son yıllarda bebekler de doğmamakta.

Fakat hastamı beklerken oturduğum banktaki yeni tanıştığım arkadaşlarımın anlattıkları, bizim gençliğimizden sonraki neslin sıkıntıları ile de tanıştırdı.

Defalarca tüp bebek deneyip de başarısızlıkları; ev satanlar, tarla satanlar fakat yine de ellerinin boş kalması.

Bank arkadaşları değiştikçe sorunlar, sıkıntılar, umutlar da değişmekte.

Bu kez sevinen, 45’inde tutmuş tüp bebeği için 32 dişi ile gülen annelik sevinci ile elleri, ayakları, yüzü şişmesine, onca sağlık sorunlarına aldırmayan kadınlar.

Ya da hep kötü çıkan kan sonuçlarından sonra, bu kez düzelen frekansların yazılı olduğu ellerindeki raporları, baba adaylarına açıklama sabırsızlıkları.

Ne ki askerlikle hemhal erkeklerin, doğumla meşgul eşlerini fazla da içselleştirmemeleri, ellerindeki telefondan başlarını çok güç alıp eşlerinin verdiği mutlu haberi gözleri ekranda, dinleyenler.

Genç anneler, orta yaşlı anne adayları, genç babalar, bebeğinin beşiği kucağında eşini bekleyenler.

Zeynep Kamil’e yolum her düştüğünde o minik Tac Mahal türbelerinde saadetle yatan prenses Zeynep ve Kamil Paşa’nın büyük aşkını fakat bir türlü çocuk sahibi olamayışlarını sonra mülklerini sonsuza değin aşklarına ve çocuk hasretlerine şahit tutacak şekilde doğum hastanesine dönüştürmeleri ile kıyamete değin her doğan bebeğin sesi ile mutlu olan bu masalsı sevdanın mensuplarının bir ninni gibi çocuk sesleri ile huzurlu uykularını bir kez daha düşündüğüm o sıcak günde.

20 - 30 yıl önce benim çocuklarımın doğduğu o süreçte özel hastaneler bu kadar yaygın değildi, fakiri zengini gelirdi Zeynep Kamil Hastanesi’ne. Bir yanınızda nazlı zengin bir kadın yatarken, diğer yanınızda ayağında terliği, sırtında geceliği olmayan bir garip, köyünden gelmiş bir yoksul ya da ziyaretçisi bile olmayan bir Roman kadın, kara gözlü bebeği ile yatardı.

Zeynep Sultan ve Kamil Paşa’nın şefkatle izlediği bebekler ve anneleri; her ırktan, mezhepten aileler, fakir varlıklı kesimin o harmonisi; Tac Mahal’e de yansır, mutluluklarını artırırdı.

Değişen çağın yüzü, artan hastalıklar, endüstriyel ürünlerle mahvolan hayatlar bu kez masal âşıklarını ziyadesi ile üzmekte. Bu doğum hastanesinin bir bölümü ağır kadın hastalıkları ile ilgili bölüme dönüştürülmüş.

Bank arkadaşlarım değiştikçe, bu durumu da öğrenmiş oldum.

Yaşlı kadınlar geliyordu, ya da orta yaşlı, daha ziyade genç; bebek değildi meseleleri; rahim hastalıkları ve çağın vebası kanser.

Kapıdan çıkan gencecik kadın sarsıla sarsıla ağlıyordu, banka bitkin çökerken; kanser pozitif çıkmış.

Elim ayağım titrerken, bank arkadaşımı nasıl teselli edeceğimi bilemezken gözüm minik Tac Mahal’e takıldı. Hüzün senfonileri geliyordu, hıçkırıklar türbeden de duyuluyordu, masal kahramanlarının ses sese katmış ağlayarak, hüzünlü kadınlara iştirak ettiklerini duyuyordum.