Zengin olmak

Abone Ol

Toplumsal durum ya da konum olarak zenginliğin çoğunluk

bakımından istenen ve hedeflenen bir şey olduğu açıktır. Zenginliğin, en

azından iktisadi bakımdan karşıtı olan yoksulluğu hemen hiçbir kimse istemez.

Dolayısıyla herhangi bir kimse yoksulluğu hayatın bir amacı olarak tasarlamaz.

Çünkü hayat tasavvurunun doğal sonucu olarak, yoksulluk hayatı sınırlandıran,

mahiyet ve anlamının tezahür ederek gerçekleşmesini gölgeleyen, zedeleyen,

saptıran, hatta yok eden bir olgu şeklinde algılanır. Bazı inanış ve kültürlerde

yoksulluğa farklı bir anlam yüklenmiştir ve insanın kendi varlığının bilincine

ulaşmasında önemli bir keyfiyet olarak değerlendirilmiştir. Sözgelimi

Ortaçağda, kurucusu Assis li Françesko olan Fransisken tarikatının belirgin

özelliği yoksulluğu değerli görerek hayatın anlamını kavramaya götüren bir olgu

niteliğinde benimsemeleri örnek olarak zikredilebilir. Gerçi Fransiskenler

yoksulluğu hayatın hedefi olarak değil, Tanrı nın iradesine uygun bir hayatın

asıl amacının gerçekleştirilmesi sürecinde yoksulluğun olgunlaştırıcı bir hal

ve keyfiyet olarak değerlendiriyorlardı. Bir yoksula yardım nasıl erdemli

olmaya ve iman yetkinliğine vesile oluyorsa, yoksulun da yardım yapma imkânı

olana sağladığı aynı keyfiyettir. Hatta yerine göre, bir yoksulun, imkânı olan

birinin yardımını kabul etmesi, ona sağladığı bir himmettir, bir başka anlamda

ona kurtuluş yolunu açabilecek bir tür inayettir. Keza Budacılıkta, yoksulluk,

Saf Benlik i oluşturmada, eş deyişle Nirvana ya ulaşmada, iradi, bile-isteye

seçilmesi gereken bir keyfiyet ve süreçtir. Bu bağlamda Nirvana, hiçlik

değil, Saf Benlik in dışında kalması gereken her şeyin hiçlenmesi,

yoksanmasıdır. Bu iki istisnai örnek olayda söz konusu olabilen yoksulluk ve

zenginlik durumları, genel anlamda insan ve hayatı olgularını temellendirmede,

açıklamada ve yorumlamada esas alınamaz. Nitekim Fransisken tarikatının sonraki

gelişmeleri farklı yol izlemiştir. Ancak yoksulluk manevi bir nitelik şeklinde

ariyet olarak korunmaya çalışılmıştır denebilir. Vatikan ın başında bulunan

şimdiki Papa nın Assisli Françesko ya bağlılığının nişanesi olarak Francis

adını alması bunun sembolik anlamını işaret eder.

Genel olarak ifade edilirse, İslam ın, insan ve hayat

olguları bağlamında yoksulluğu özendirici bir keyfiyet olarak tasvip etmediği

söylenebilir. Ancak hayatın akışı içinde ortaya çıkacak bir durum olduğuna

vurgu yapıldığı ve mutlaka giderilmesi gereken bir keyfiyet olduğu

öngörülmüştür. Nitekim her Müslümanın muamelat kapsamında özenle riayet etmesi

gereken sadaka, zekât, hibe vb. teşvik edilmesi, yoksulluğun giderilmesi

bağlamında bir vecibe niteliğine bürünmektedir. Ayrıca adalet yükümü bağlamında

bu muamelatın hazırlayıcı bir işlev gördüğü belirtilmelidir.

Yapılacak genel seçim dolayısıyla, sırf iktisadi boyutta

olsa bile, toplumumuzda yoksulluğun, çeşitli derecelerde, insan ve hayat

olguları bağlamında kısıtlayıcı, hatta acı verici nitelikte, içten içe

yaygınlaştığı görülmektedir. Bu anlamda, özellikle dağıtıcı adaletin, nerdeyse

işlemez ya da yanlış bir temelde uygulanır oluşu ortaya çıkmaktadır. Bu durum,

insan ve hayat olgularının kendi mahiyetlerinin sakatlanması gibi vahim bir

durumun meydana gelmesine yol açmaktadır. Sözgelimi, muhtaç durumda olanlara

yapılan yardımların insan haysiyet ve onurunu zedeleyici şekilde gerçekleştirilmesi,

üzerinde durulacak ciddi bir insanlık sorunudur. Sadece bu duruma bakarak,

uluorta söylenen Türkiye zengin bir ülkedir söyleminin, pek bir anlam ifade

etmediği söylenebilir. Kaldı ki, zengin olmanın itibari, göreceli bir keyfiyet

olduğu rahatça ileri sürülebilir. Neye göre zengin Eğer doğruysa, on yedi

milyon yoksul, altı milyon işsiz, bir o kadar asgari ücretli, şu kadar açlık

sınırında yaşayan insanın var olduğu bir toplumda zenginlikten söz etmek,

herhalde aymazlık değilse, vurdumduymazlıktır en azından.