Zeki Usta

Abone Ol

Artık daha farklı bir zamana gitmekteyiz.

Hiçbir şey eskisi gibi değil.

Evdeki tadilat dolayısıyla karşılaştığım gerçek can sıkıcı.

Ahşap döşemenin çürüyen birkaç tahtasını değiştirmek olay oldu.

Uğradığımız marangozlar; on beş bin ile yedi bin arasında fiyat istediler.

Normal bir fiyat beklentim hüsran oldu.

Dahası tahta yok.

Orman ülkesiyiz, ağaç diyarıyız.

Sanki çölden bahsetmekteler;

“Artık ahşap kullanılmıyor”.

Ahşap döşeme meğer tarih olmuş.

“Laminant” denen uyduruk malzeme ile harmanlanmış hatta sağlığa tehlikeli maddelerle yoğrulmuş sahte tahta ile döşemeyi yapalım demekteler.

Doğal olandan bu denli uzaklaşmak beni korkutmakta.

Tabiatın bu denli örselenmesi.

İpekçiliğimizi, doğal sanatları yitirdiğimiz gibi.

Ahşap evleri, ahşap mescidleri dünyaya nam salmış Türk mimarisinin geldiği hale bakın.

Vaziyet malzeme ile kalsa iyi.

İnsan malzememiz de kan kaybetmekte.

Bir sahtelik, menfaat için her yalan mubah anlayışı had safhada.

Buna insanın kendisine şiddeti, demekteyim.

Yedi bin isteyen marangozla anlaştık, birkaç gün sonra aradı; “6’lık tahta bulamadım, 8’lik var” dedi, uymaz dedim, “O zaman ben bunları dükkânda üretip size hazırlayayım” dedi “Ne kadar olur”, “Maliyet çok artar” dedi “Kalsın, karton çekerim, kırık tahtaların üzerine” dedim. Az sonra aradı, sanayide bir arkadaşında bulmuş, saniyeler içinde nasıl bulduysa. Hayır, vazgeçtik, dedim.

Marangoz mahallede komşum, bütün mutfak banyo işlerini o yaptı, lakin iki tahta için yılların dostluğunu sildi.

Kendisine mi şiddet uyguladı, bize mi bilemedim.

Bence kendisine kıydı.

Oysa üç haftadır evin badanasını yapan Zeki Usta, bunca yıllık hayatımda tanıdığım en dürüst insan oldu.

İşini özenle bir ressamın eser hazırlama dikkati ile yapmakta.

Duvarları kazıdı, bant çekti, astar geçti, dört beş kat boyadı.

Pencere pervazlarını günlerce zımpara yaptı.

Zımparanın yırtıcı sesini duyduğumda kulaklarımı kapatırken, o severek işini yaptı.

Bahçe kapısını, pencere demirlerini boyarken yine bir sanatçı dikkati ve özeni ile hiçbir detayı atlamadan çalıştı.

Bezir yağı, vernik, tiner, yağlı boya kokularından biz fenalık geçirirken o zehirli maddelerle uğraştı, ortaya bir sanat eseri çıkardı.

Zeki Usta’yı bize Avrupa yakasında oturan dünürüm tavsiye etti.

Çok temiz iş yapmakta, dedi.

Usta, “Her gün Bağcılar’a gidip gelirsem bu iş bitmez, Ümraniye’de emmioğlunda kalayım, öyle sizin işi yapayım” dedi.

Her sabah Beykoz’dan kalkıp ustayı akrabasından alıp akşam bırakmaktayız.

Üç haftadır ailesinden, çocuklarından uzak.

Duvarlar adeta porselen makyaj yapmış gibi.

Beresini başına geçirip, bu soğuk kış günü işini severek yapmakta.

Onun özverisi ve kendisini hırpalayacak kadar yorması bana azap oldu, bu dürüst insanın hakkını nasıl öderim diye kederle düşünmekteyim.

Artık sadece doğal malzemeler tükenmedi.

İşini düzgün yapan, sanatçı duyarlılığında, kendisine saygılı, yaptığını içine sindiren has insanımız da tükendi.

Sahtekâr marangozun ismini yazamadım.

Yaptığı menfaat dolambacından utandım.

Dürüst insanların sayısının artması dileğiyle, Zeki Usta’nın ismini başlığa çektim.