Zekeriya ya ya ya Kartele şa şa şa

Abone Ol

Resmen görevli iken AKP lilerin ünlendirdiği (Bakınız, ben de davanın savcısıyım günleri) ve sonra her adımlarıyla gündem olan ünlü savcılar Zekeriya Öz ve Celal Kara nın ülkeden gitmeleri turnusol kâğıdı işlevi yaptırttı medyamıza.

Şimdi bakıyorum, öküz ölmüş, birlikte yürünen o kumpas yolları ayrılmış. Eskiden birlikte kumpas kurarlardı...

Şimdi birbirlerine karşı kumpas kuruyorlar.

Eski Zekeriya evinde matem var.

Yeni Zekeriya evinde ise yakalama şenlikleri düzenleniyor.

Bu satırlar karşıyakanın en baş gazetecisi, 28 Şubat manşetleriyle maruf Ertuğrul Özkök e ait. (Hürriyet Gazetesi - 12.08.2015 - Çarşamba - Karşı Mahallede Zekeriya Şenlikleri - Ertuğrul Özkök)

Zekeriya nın firarından yağ çıkarmak istiyor. Biliyor, özellikle karşı mahalle dediği koca şehrin sadece bir sokağında ikamet eden uçak yolcusu AKP gazetecilerinin okumadığını, araştırmadıklarını ve hafıza zafiyeti yaşadıklarını...

Sallıyor da sallıyor! Yanına kimi bulursa da olur.

Eskiden birlikte kumpas kurarlardı.

Neden bu suçlamanın altında kalıyor AKP yanlısı kalemciler

Zekeriya ile oturup muhabbet etmiş, ona röportajlar uydurmuş kimseler mi var aralarında Kim, hangi kartelcinin adını söylemiş Zekeriya lara

Halbuki o savcıların en celallilerini misafir etmek, ağzından geçmiş ihtilalleri aklayan demeçler almak, kartelcilere mahsustur.

Ateş, ateş diye atattıkları 28 Şubat savcısından önce bildikleri tek savcı adı Egesel mi idi kartelcilerin. Sonra MHP den milletvekili adayı olacak ezan düşmanı N.Demiral adını, ilkokul basan N.M. Yüksel adını içselleştirdiklerini ne çabuk unuttular.

Kumpas dediğin, emrindeki gazetecilerin N. M. Yüksel le bastıkları ilkokulda o küçücük çocuklara Türkiye laiktir, laik kalacak sloganı attırmaları değil mi idi ey Özkök

Bir yetişkinin ifadeye çağrılmasında yapılan yanlışlığa karşı yazılmış onlarca yazı varken, o ilkokul çocuklarının travmasından neden sevinç çıkardınız

Zekeriya Öz kaçmış, Celal Kara kaçmış...

Şapkalı, göbekli, ağır valizli, mavi renkli birkaç görüntü üzerine haber yapmaya çalışan ve ayrıntılardan bihaber AKP li kalemcilere vurmak kolay. Ne geçmişi, ne bugünü okumadıklarını biz de biliyoruz. Dolayısıyla hangi bilgi ile neyi yazacaklar

Bugünü okusalardı sayın Özkök, senin şu cümlen üzerinde durulması gerektiğini anlayabilirlerdi.

Darbecilik kelimesini bu kadar ayak altına düşürürseniz...

Darbecilik şerefli iştir, ayak altında ne işi var değil mi

Darbeciliği, seçme hakkını, seçilme hakkını, seçilerek hükümet olmayı kazanma hakkını, kafasına uymadığında imha etmek olarak görmediğinizden şuur altınızda, diyorsunuz ki, en yükseklerde dursun, yine lazım olur.

O kaçan savcıların kime yakın olduklarını, kime, nerede, nasıl konuştuklarından anlamak mümkün değil mi sayın Özkök

Cumhuriyet e demeç vermek hayali mi idi, bir onlar mı sahip çıktılar ona

Bugünkü iktidarın yaptığının, Adnan Menderes i geçtiğini söyledi.

Kaçan savcı Kara, Menderes e de kara çalıyor. Biliyor ki, o Cumhuriyet in bir yarası var Menderes idamından kalan... Siz haklıydınız yağcılığı kime yapılmış

AKP li kalemcileri o savcılar dolayısıyla suçlamak yanlıştır, hatadır, ayıptır. Onlar oralardan o kadar habersizler ki, Menderes anayasayı ihlal etmişti ye ayarlanan ve doğru bilen hukuk mezunlarını kırk yıl sonra bulmuşlar, atamışlar.

Sizlere de bugün o savcıların kara yüklerini bunlara yani uçak yolcusu AKP lilere taşıtmak düşmüş.

Farkındayız!

Not: 40 yaşımdan sonra bindim ilk defa uçağa. Duygularımı iyi tespit edecek ve yazıya dökecektim yere indiğimde.

Hürriyet ve Sabah gazetelerinin istemeseler ve okumasalar da her yolcuya verildiğini gördüğümde yaşadığım şaşkınlık, planlarımı unutturmuştu çoktan.

Resmi ilan geliriyle yaşamaya çalışan gazetelerimizin ihtilalcilere, cuntalara dişli muhalefet yaptıklarını her gördüklerinde Besleme basın konulu yazıları olurdu bilhassa Hürriyet gazetesinin.

Yasal olan o resmi ilan karşılığından dolayı bu suçlamayı yapan Hürriyet gazetesinin sadece bir havaalanındaki devlet alımı kaç bin liraları buluyordu. Besleme hortumla olunca besleme sayılmıyor muydu

Çok satan yarı resmi gazetelere muhalefet yapamayan yazarlarımıza üzülmek, bulutlar üstünde olmak zevkini yeterince tattırmamıştı bana.

Şimdi mi

Direniyor ve karşı koyuyoruz.

DARBELENDİM DE DURULDUM

Darbe! Darbe! Darbe!

Cumhurbaşkanı darbe yapmıştır. Bu demeç bir darbedir!

CHP Genel Başkanı Kılıçdaroğlu söylüyor bunları.

Cumhurbaşkanı Erdoğan ın Türkiye nin yönetim sistemi değişmiştir. Fiili gücüm var. Açıklamasını ilk duyduğunda, tarih bilgisini kontrol etti ve Arşimed in Buldum, buldum! demesini örnek alırcasına mikrofonlara Darbe, darbe! diye mi haykırdı

Yoksa, Türkiye nin yönetim sistemini değiştirtmemek için 367 yumurtasını armağan eden hukukçularına ve milletvekili yaptığı rezidans çocuklarına danışarak mı böyle konuştu Sayın Kılıçdaroğlu muz

Hayır! Bu iki ihtimal de olmamıştır.

Sayın Kılıçdaroğlu genlerinden gelen bir dürtünün dürtmesiyle böyle konuşmuştur. zira o, genlerinde CHP li olmak DNA larından başka DNA taşımayan insanlarımızdandır.

Bir önceki nesil, yeni gelenlere aktarır bu taşıyıcı olma gücünü.

Yıl 1971.

İktidardaki partinin adı AP. Ünlü 12 Mart muhtırasının yegâne muhatabı.

CHP liler karşı çıktılar mı bu muhtıraya Hayır! Üstelik muhtıracıların ölçüsüne uygun başbakan verdiler, hükümeti kurdurdular.

Sonra bir baktı ki Ecevit, bu darbe çok kaymaklı. Kaşık sallamaya başladı.

12 Mart bize karşı yapılmıştır.

Darbe bize karşı yapılmıştır!

Muhatabı şapkasını alıp gitti çoktan, size olan ne, diyen olmadı.

Ve ilk seçimde de 1. parti oldu CHP.

Darbe mağdurluğu rolünü iyi çalışmışlardı.

İşte bugün Kılıçdaroğlu nun yapmak istediği de budur. Kapasitesine bakmıyor ama Ecevit rolü kesmeye çalışıyor.

Bir Cumhurbaşkanı demecinden de darbe mağduriyeti olur mu Ama Kılıçdaroğlu da biliyor: 27 Mayıs ın albaylarından daha iyisini yapmak iddiasındaki generalleri bulamayacağımızı.

Ecevit in o yaptığının altında kalan Demirel in 1980 yılında rövanşı alacağını düşündüğünü de unutmayalım.

MSP nin kerhen desteklediği azınlık hükümetinin sorumlusu Demirel di.

Yeni bir MC ile devam etmemişti.

Çünkü biliyordu, görevini sürekli uzatıp durduğu K. Evren in darbe yapacağını.

Ecevit ten daha iyi rol kesmeye ve tek darbe mağduru olarak, Erbakan ın önünü kesmeye hazırlamıştı kendini.

Oyunu Zincirbozan da bozulunca, darbeden hiç haberim yoktu, hafif söylemine sığınmıştı ve hiç kimse de madem ki o kadar habersizsin, niçin yönetime talipsin diye sormamıştı.

Yalnız bu misallerle mi anlatabiliriz Kılıçdaroğlu nun bugün yaptığı geleneksel CHP lilik gösterisine dayanaklarını.

Hayır!

AKP de oynadı aynı rolü.

28 Şubat bir kanlı, bir medyalı darbe idi. Buna itiraz yok!

Bize karşı yapıldı, deme gücü hiç olmayanlar boşlukta mı kalacaklardı

27 Nisan, gelsin!

Hem de bilgisayar ekranlarında gelsin.

Bize karşı darbe yapıldı demeye yeter de, artar bile.

Bugün Sayın Kılıçdaroğlu nun o demeci bulabilmesi niye yadırganıyor

KORKU KOALİSYONU BEKLER

koalisyonlarda yokum!

Hükumetlere katılmam!

Deyip duruyormuş, seçim meydanlarında parmak uçlarını kullanarak partisi MHP ye 80 milletvekili, Ekmeleddin İhsanoğlu dahil, kazandıran Bahçeli Devlet bey!

Ben hak veriyorum kendilerine.

Koalisyon keimesi neyi hatırlatır Bahçeli bey e Ecevit le ortaklığını değil mi Sonra ne olmuştu Sandığa gömülmüştü.

Meclis, aynı Meclis. Ecevit in yanında dimdik ve ayakta ve çok sessiz durduğunun izi her yere sinmiş durumda.

Burası Ecevit le elele verdiğimiz yer...

Burası Ecevit le  yan yana durduğumuz yer...

Burası... Burası... Burası... Sus be Müzeyyen Senar ın hayali...

Koalisyon hükümetlerinde olmamak sayın Bahçeli nin hakkıdır.

Hatta şu iddiayı da kartel kalemşorlerine malzeme diye verelim: Koalisyon kurdurmak istemeyen Erdoğan, sayın Bahçeli nin hayır demesi için yıllar öncesinden tedbir almıştır.

Nasıl mı

Çankaya yerine Beştepe ye yeni Meclis binasını yaptırtmayarak...

Yeni Meclis binası demek, Bahçeli nin Ecevit li anılarının orda kalması, Bahçeli nin de serbest kalması olacaktı.

Erdoğan bunu gördüğünden...

SPOR OLMASIN KÖŞESİ

ADAMLAR VE CUDAMLAR

Futbol camiasının önde gelen isimlerini yazımızın içinde okuyacaksınız. Fakat bu bir spor yazısı değildir.

Buraya gelen yabancılar adam olmayı öğrenecekler!

Futbol ligimizin Hikmet i diyorlar bu sözün sahibine.

Buraya gelen yabancılar...

Yani bu ülkenin futbol kulüplerine para karşılığında lisanslarını teslim edenler... Hedef gösterilen bunlar. Ayder de, Kavron da, Pakut ta çay molası verenlere turist denir ve bir futbol takımının sorumlusunun sorumluluğunda değildirler.

Buraya gelen yabancılar...

TFF nin gelsinler, hep gelsinler; ülkemizde de yükselsin futbol kalitesi... Dediği insanlar.

Hikmet dilimiz Türkçe, TFF niyeti nece

Buraya gelen yabancılar...

Devamı daha başka nasıl olabilir bu cümlenin

Buranın bizim olduğunu bilsinler...

Yabancı olduklarını unutmasınlar...

İki dudağımıza iyi baksınlar...

Bu montajlar yakışıklı değil, sırıtıyor.

Peki, gerçeği nasıldı, bir teknik adam ağzından nasıl çıkmıştı

Buraya gelen yabancılar, adam olmayı öğrenecekler!

Bu cümlenin içindeki merhamet duygusunu, sevgi yükünü, hadi laiklerimiz de sevinsin, hümanizmayı görmezden gelemezsiniz.

Buraya gelmeyenlere göre şanslılar. Hem de bedava. Buraya gelmeyenler ne kaçırdıklarını ah bir bilseler...

Konu adam olmaktan açılınca, gazetelerin geçen hafta haber sayfalarının en başına yazdıkları Önce adam olmanız gerekir cümlesini de konuşmamız şart olmuştur; moda ordan başlamıştır.

Güneş sisteminin kurucusu, güneşin çocuklarına top oynatan gibi sıfatları soyadı dolayısıyla kartvizitine yazdıran bir başka teknik adam söylemişti bunu

Veli Kavlak ın sakatlığını Kavlak olmasına mı bağlamalıyız Soyadı dolayısıyla...

Neyse, adam olmaktan fazla uzaklaşmamalıyız, derken sorumuz gelsin.

Bazı futbol adamları adamlığı, adam olmayı gündeme taşıyorlar.

Kendilerini taşıyorlar mı

Hayır, sorumuz bu değil.

Muhataplarından bir ya da birkaç gömlek üstün olduklarını iddia ve ilan etmeye ihtiyaç hissetmeleri nelerinin eksik kalmasındandır

Yemedik yedirdik, giymedik giydirdik...

Yoksa fazla mı geliyorlar, üstümüze, üstümüze

Konu adam olmaksa, o eğitimi kim almadı bu ülkede

Okumaya ilk başladığımızda elimize verilen kitabın yazdıklarından bahsediyorum. Kapağında Atarük ve küçük Ülkü olan alfabemizi hatırlamışsınızdır.

Ne okuduk biz orda Hem de yüzlerce kere...

Dedem bana oku yaz da adam ol, dedi.

Ben de okudum, yazdım, adam oldum!

Bacak kadar çocuktuk, biz. Buraya gelen yabancılar nerde, ne okuyordular, kim bilir Ya okumuş, yazmış ve adam olmamışlarsa...

Misafirimiz olduklarına göre...

Hikmeti böyle bu işin diyelim ve bir öncesinden bahsederek bağlayalım bu konuyu.

Canım, ciğerim, işverenim dediği eski başkanlarıyla adamlı, cudamlı diyaloglar üretenlerin yeni başkanlarının ben de eskiyince tasası ile tanıştığından haberi var mı acaba

Nerelerden, nerelere geldik!

KİMİN ELİNE KALDIK

Seçimlerin 1. partisinin genel başkanı Davutoğlu bey iki aya yakındır sürdürdüğü hükümet kurma çalışmalarına son verdiğinde demişti ki:

Elimden ne geliyorsa yaptım, başarılı olamadım!

Ama bu bir itiraftır sayın Davutoğlu.

İki aydır bir Kılıçdaroğlu nu, bir Bahçeli yi ikna edemiyorsa bir insan, onca seçmenini, partilisini nasıl ikna edecek

Elimden ne geliyorsa ne demek

Elimden gelenin yüzde yirmisini gösterdim, ama olmadı, deyin bari.

Yazıcılarınıza da daha yüzde 80 lik gücü var, gibi şeyler yazmak için dayanak olsun.

O kadarcık Davutoğlu nu biz ne yapacağız, derlerse... Ne olacak