Bismillahirrahmanirrahim;
Âlemlerin Rabbi, Rahman ve Rahim olan Allah a (C.C.) hamd
ederim. Salât ve selâm, Peygamberimiz Hz. Muhammed Mustafa ya (S.A.V.), âline
ve sahabelerine olsun.
ZEKÂT: Bereket, artmak, üremek ve temizlemek demektir.
Zekât; insanı, malında bereketi sağlayacak bir yola götürdüğü ve de ihtiyaç
sahiplerinin ve Allah yolunda cihadın hakkı olan malın çıkarılması sebebiyle
cimrilik kirlerinden koruduğu ve bir arınma sağladığı için, bu göreve zekât
denmiştir. İslam ın, beş şartından birisi olan zekât; belli bir malın belirli bir kısmını belirli
zamanlarda vermek anlamında mali bir ibadettir. Zekât, mali fedakârlık olan
Allah yolunda infakın mecburi ve yaptırımlı bir uygulanışıdır ve Kur an da 32
yerde emredilmiş bir farzdır. BAKARA 32: Namazı eda edin (hakkıyla kılın),
zekâtı verin, rükû edenlerle beraber rükû edin. Zekât vermeyi kuluna emreden
Allah tır. Peygamberimiz zekâtın İslam ın temel esaslarından ve önemli
farzlarından olduğunu şu meşhur hadisiyle beyan eder: İslam, beş esas üzerine
kurulmuştur. Allah tan başka ilah olmadığına ve Hz. Muhammed in (S.A.V.)
Allah ın kulu ve elçisi olduğuna şehadet etmek, namaz kılmak, zekât vermek,
Kâbe yi haccetmek ve Ramazan orucunu tutmaktır. (Buhari ve Müslim) Zekât ve
infak; iman ve cihat için önemli bir Müslümanlık aksiyonudur.
ZEKÂT VERMEMENİN CEZASI
Zekât vermemenin cezası, maddi ve manevi yaptırımlara
dayandırılmıştır. Allah, zekâtını vermeyenlere çok acıklı bir ceza
uygulanacağını bildirmiştir. Şu ayet bu manada önemli bir belgedir. TEVBE, 34:
Ey iman edenler; gerçekten Yahudi bilginleri ile Hıristiyan rahiplerinden
birçoğu, insanların mallarını (batıl maksatlarla toplayıp) haksız olarak yerler
ve insanları Allah yolundan çevirirler. Bir de altın ile gümüşü biriktirip,
stok edip Allah yolunda harcamayanlar, işte böyle yapanları acıklı bir azapla
müjdele. Kıyamet gününde, stok edilen o altın ile gümüşün (paraların) üzerleri
cehennem ateşinde kızdırılacak da, bu mal biriktirenlerin alınları, yanları ve
sırtları bunlarla dağlanacaktır. Ve onlara şöyle denecektir: İşte bu, kendiniz
için stok ettiğiniz paralardır. Artık biriktirip stok ettiklerinizin cezasını
çekin. Peygamberimiz ise şöyle buyurmaktadır: Allah kime bir mal verir de
zekâtını ödemezse, kıyamet gününde o mal, sahibine, gözlerinin önünde simsiyah
iki benek bulunan gayet zehirli kel bir yılan şeklinde görünerek boynuna gerdanlık
yapılacaktır. Sonra da iki çene kemiğini, yani avurdunu iki tarafından
yakalayıp şöyle diyecektir: Ben senin malınım, ben senin yığdığın
stoklarınım. (Buhari) Mallarının zekâtını hakkıyla ödemeyen zenginler,
mallarından huzur içinde faydalanamaz, iş güvenliğini temin edip, gönül
darlıklarını gideremez. Zekâtı verilmemiş mal, sahibi için hem dünya hayatında,
hem de ahiret hayatında büyük bir beladır.
ZEKÂTI TEHİR ETMEK
Zekâtını vaktinde ödemeyenlere ait ceza ise iki kısımda
değerlendirilmektedir. Zekâtı geciktirmenin manevi cezası: Kendisine zekât farz
olup senesi dolduktan sonra vaktinde zekâtını ödemeyen bir Müslüman, bir farzı
ihmal ettiği ve muhtaçların ve cihadın hakkını elinde tuttuğu için günah
işlemiş olur. Böyle durumda olan Müslümanların tevbe ederek bugüne kadar
ödemediği zekâtları ödemesi gerekir. Zekâtı tehir etmenin dünyevî cezası:
Zekâtı ödemeyen yahut tehir edenlere karşı İslâm ümmetini yönetenler ilgisiz
kalamazlar. Nice âlimlere göre, eğer mal sahibi, farz olduğuna inanmasına
rağmen zekâtını vermek istemezse, ümmetin yöneticileri, gereken tedbirleri
alarak terbiye ederler ve ondan bu zekâtı alırlar. Peygamberimiz buyuruyor:
...Kim zekâtını vermek istemezse, biz hem zekâtını hem de devesinin (malının)
yarısını alırız. Zekât, Rabbimizin haklarından bir haktır (Nesei) Bir
kimse zekâtını vaktinde öderse, büyük belalardan korunmuş olur.
ZEKÂTIN HARCANACAĞI YERLER
Zekâtın harcanacağı yerler Kur an da belirtilmiştir.
TEVBE 60: Sadakalar (zekâtlar) Allah tan bir farz olarak ancak, fakirlere, düşkün
miskin kimselere, (ümmet liderliğinin görevlendirdiği) zekât toplayan
görevlilere, müellefe-i kulûba, (kalpleri İslam a ısındırılacak yeni Müslüman
olmuş kimselere) kölelere, borçlulara, Allah yolunda olan cihada ve yolcuya
mahsustur. Allah her şeyi çok iyi bilendir, hikmet sahibidir. Bu ayette
belirtilen sınıflar şunlardır: 1-Fakirler, 2-Düşkün miskin kimseler, 3-(Ümmet
liderliğinin görevlendirdiği) zekât toplayan görevliler, 4-Müellefe-i kulûba
(kalpleri İslam a ısındırılacak yeni Müslüman olmuş kimseler), 5-Köleler,
6-Borçlular, 7-Allah yolunda olan cihat, 8-Yolcu. Zekâtın verileceği kimseler
ve mecralar bunlardır.
İslam mal biriktirmeyi değil, harcamayı esas alan bir
dindir. Bu bakımdan Allah, cimriliği yasaklamıştır. NİSA 37: Kendileri
cimrilik yapıp insanlara da cimriliği tavsiye edenler, Allah ın kendilerine
lütfundan verdiğini gizleyen kimselerdir. Biz, nimetleri örten kâfirler için
alçaltıcı bir azap hazırladık. Zekât Müslüman ın malını korur. Peygamberimiz
buyuruyor: Mallarınızı zekâtla koruyun, hastalarınızı sadaka ile tedavi edin.
Belâya dua ile karşı koyun. (Kütüb-i Sitte)
ZEKÂT KURUMSAL BİR İBADETTİR
TEVBE 103: Müminlerin mallarından sadaka (zekât) al ki,
onunla kendilerini temizlemiş, mallarına bereket vermiş olursun. Bir de onlara dua
et; çünkü senin duan, onlar için bir rahatlık ve huzurdur. Allah işitendir,
bilendir. Bu ayet, zekâtın bizzat ümmet liderliği tarafından toplanmasını ve
idare edilmesini emretmektedir. Bu emirden anlaşılıyor ki zekât, ferdin kendi
isteğine bırakılmamış, İslâm ümmetinin bir yaptırımı ile tek elden toplanarak
kurumlaştırılmıştır. Nitekim Peygamberimiz döneminde, görevlendirilen memurlar
ile zekât tek elden toplanmıştır. Hz. Ebu Bekir de zekât vermeyi reddeden bazı
kabile reisleri üzerine kuvvet göndererek onlarla savaşmış, kendilerini itaat
altına almıştır. Günümüzde de zekâtın kurumsal yapısının devam ettirilmesi
gerekir. Bu sorumluluk bu gün Milli Görüş hareketinin omuzlarındadır. Çünkü
Milli Görüş, ümmetin günümüzdeki tek sağlam yapısıdır. Selam hidayete tabi
olanlara