Zekât malı artırır; faiz bitirir

Abone Ol

Birbirine zıt iki kavram: Zekât ve faiz. Zekât müessesesinin hâkim olmadığı bir toplumda faiz düzeni yer edinir. Zekât; hak, şükür, hayır ve iyiliği temsil ederken; faiz; hırs, bencillik, kibir ve dünyevileşmeyi temsil eder.

Zekât, toplumsal dengeyi sağlar. Fakir ve zengin arasındaki uçurumu kaldırır. İnsanları birbiri için yaşamayı öğretir. Kardeşlik duygusunu zirveye çıkarır. Malı, manevi kirlerden arındırır, bereketli kılar.

Zenginlik Allah vergisidir. Şükrü ödenmesi gerekir. Nisap miktarına ulaşan malın üzerinden bir yıl geçince malın kırkta birini fakirlere vermekle ödenir. Nisap; malın zekât verecek noktaya ulaşmasıdır ki, bu miktar altın için 96 gramdır. Bu miktar ve üzeri malın kırkta birini fakirlere vermek farzdır, dinin emridir.

Zekât fakirin hakkıdır. Zengin kişi bunu ödemezse fakirin hakkını gasp etmiş olur.

İnsan, mal benim, istediğim gibi tasarruf ederim, diyemez. O malı kazanmak için gerekli aklı, iradeyi, imkânı, gücü ve kuvveti Allah bağışlamıştır. Toplumsal dengenin sağlanması için zekâtın fakirlere verilmesini emretmiştir. Mal bir imtihan aracıdır.

Allah, zekâtı verilen malı korumayı vaad eder. Efendimiz (sav) buyurur: “Mallarınızı zekât ile koruyunuz; hastalıklarınızı sadaka ile tedavi ediniz; bela dalgalarını dua ile karşılayınız.” (Taberani)

Zekâtını veren Müslüman topluma faydalı hale gelir. İnsanda yüksek manevi duygular oluşur. Mal ve dünya sevgisini önler. Cimriliği yok eder. Kıskançlığı ortadan kaldırır.

FAİZ TOPLUM DENGESİNİ BOZAR

Zekât müessesesinin uygulanmadığı bir topluma faiz düzeni musallat olur. Mal ve servet belirli ellerde toplanır. İnsanlar paylaşmayı unutur. Kibir ve gurur altın devrini yaşar, bencillik şaha kalkar.

Faiz öyle bir mikroptur ki, toplum felâketin nereden geldiğini fark edemez. İnsan yalnızlaşır. Toplumda felâketler birbirini kovalar.

Rabbimiz faiz konusunda şöyle uyarır: “Allah, faiz karışan malın bereketini giderir, zekâtı verilen malı ise bereketlendirir. Allah küfürde ısrar edenleri sevmez.” (Bakara, 276)

Allah faizi yasakladı ama buna karşılık bir çıkış yolu olarak alış veriş helal kıldı. (Bakara, 275) Allah Resulü (sav) ticareti teşvik etti: “Rızkın onda dokuzu ticarettedir.”

Ticaret üretimi teşvik ediyor, üreten ve tüketen arasında köprü oluyor. Piyasayı hareketlendiriyor. İnsani değerleri geliştiriyor. Toplumsal dengeyi sağlıyor.

Faiz, paradan para kazanma üzerine kurulu olduğu için üretimi engelliyor, sermayeyi dehhameleştiriyor (hormonlu şişkinlik), tabii dengeyi alt üst ediyor.

Batıdaki vahşi kapitalizm bunun en açık örneğidir. Dünyanın 5 zengininin toplam serveti,  dünyanın en fakir 20 ülkesinin toplam borçlarına denktir. Fakir ve zengin arasındaki uçurumu fark ediyor musunuz

Faiz haksız kazançla toplumu kemirir, haksızlıklara sebep olur. Bu yüzden Rabbimiz en şiddetli tehdidi bu haram uygulama için kullanmıştır: “Faizden kaçınmayanlar Allah’a ve Resulü’ne harp ilan etmiş olurlar.” (Bakara, 279)

ZEKâT TOPLUMUN SİGORTASI

Zekât müessesesinin hâkim olduğu, helal kazancın teşvik edildiği, insanların birbiri için yaşadığı bir toplumda faizcilik yer bulamaz. Bunun aksine, faiz düzeninin yerleştiği bir toplum içinde yaşayan Müslümanlar zekât müessesesini kâmil anlamda uygulayamazlar. Her şey kendi ikliminde güzeldir.

Rasim Özdenören bunu şöyle açıklar: “İslam dışı bir toplumda ödenen zekât, farz edelim kendi bünyesine ilişkin fonksiyonları icra etmiş olsa bile, bu fonksiyonların ifa edilmiş olmasından doğan faydalar, faizin icra edildiği fonksiyonla sıfıra indirgenecektir; yani makro düzeyde (toplum düzeyinde) zekâttan beklenen faydalar hâsıl olmayacaktır.

Üstelik ödediğimiz zekâtın içine dolaylı yoldan olsa bile faizin girmesinden emin değilsinizdir. Kişisel olarak bu harama (faiz haramına) iştirak etmemiş bile olsanız, elinizde bulunan malı dolaylı yollardan da olsa faizden masun bırakmak sizin elinizde değildir. Bu, işleyen düzenin tabii sonucu olarak ortaya çıkar, daha açıkçası zekât olarak ödenen kıymetlerin içinde, faiz kaçınılmaz olarak var bulunur.” (Müslümanca Düşünme Üzerine Denemeler, S. 46)

Bu gerçekler gösteriyor ki, Müslüman ilim adamları, İslam toplumuna vücut veren değerler üzerinde ciddi araştırmalar yapmalı, İslam’ın uygulanabileceği iklimi oluşturmaya çalışmalıdırlar.

İslam hayat dinidir. Tamamı hayata uygulanmak üzere gönderilmiştir. İslam hayatı kuşatan, yabancı fikirlere ihtiyaç duymayan kâmil ve şamil bir hayat nizamıdır. İnsanlığın aradığı nizam budur.