Uzun süredir bir güven bunalımı içerisinde bulunan Türkiye ve İran ilişkileri nihayet Ankara ve Tahran’ın karşılıklı attıkları adımlarla yumuşama yoluna girdi. Her ne kadar daha gözle görülür bir değişiklik olmasa da İran Dışişleri Bakanı Muhammed Cevad Zarif’in Türkiye ziyareti bu yönde bir ilerlemeye kapı aralayabilir. Ne de olsa ziyaret, başta Suriye, Irak ve Arap Baharı meselelerinde Ankara’dan farklı düşünen İran’ın yeni seçilmiş Ruhani yönetimi tarafından yapılan ilk üst düzey resmi ziyaret.
Türkiye ve İran, Arap Baharı’nın başladığı ilk günden bu yana protestoları farklı okumaları ile başlayan ve protestoların Suriye’de patlak vermesiyle tamamen farklı cephelere kaymaları ile devam eden bir gerilim içerisindeydiler. Öyle ki Batılı basında bu çekişmenin gittikçe büyüyen bir mezhep çatışmasına dönüşebileceği ihtimali gündemden hiç düşürülmedi. Bu doğrultuda Zarif’in Türkiye ziyareti ve devam edeceği açıklanan ziyaretler silsilesi iki ülke ilişkilerinde tansiyonun düşmesi açısından oldukça anlamlı hale geldi. Üstüne üstlük tarafların en büyük uzlaşmazlık noktası olan Suriye Krizi ile ilgili olarak insani yardım, demokratikleşme ve Cenevre 2 konularında da aynı noktada durmaları, meseleden en büyük kayba uğrayan iki aktörün rasyonel bir tavır takınma konusunda hemfikir olduklarını da ortaya koymuş oldu.
Türkiye ve İran Barışı Sağlayabilir mi
Aslında en başından bu yana iki ülke halkının da farkında olduğu nokta, Ankara ve Tahran yönetimlerinin arzu etmeleri halinde Suriye Krizi’nin aşılabileceğiydi. Suriye’de iç çatışmalar devam ederken iki taraf da meselenin bu şekilde çözülemeyeceğinden dolayı, o zamana kadar çatışmayı destekleyen ABD ve Rusya’nın ağızlarına bakıyordu. Büyük güçler kapalı kapılar arkasında silah baronlarının gücüne güç katarken, söylem ise mezhep çatışması üzerinden döndürülüyordu.
Batı’da vites arttırıcı Yeni Osmanlı ve Yeni Pers hikâyeleri ise Ankara ve Tahran’ın geri adım atmasını engelliyordu. Dolayısıyla Suriye Krizi öncelikli olarak bölgenin yeniden barışa kavuşması, tarafların bu emperyal senaryolardan kendilerini kurtararak karşılıklı saygı çerçevesinde masaya oturmaları ile sağlanabilir. Suriye’de ne ikinci bir İran ne de ikinci bir Türkiye inşa etmeye çalışmak ile mesele çözülemez. Öncelik akan kanın durdurulması olmalıdır.
İran’ı Dengelemek
Her ne sebeple olursa olsun Türkiye ve İran’ın masaya oturması olumlu bir gelişme olarak değerlendirilmelidir. Ancak Batı’da yazılıp çizilen İran’ın dengelenmesi görevinin Türkiye’ye verilmesi gerektiği yaklaşımlarına bakılacak olursa Batı hâlâ aynı düşünceler içerisinde ve düşüncelerini değiştirmeye hiç de niyeti yok gibi görünüyor. Bölgede etkisi büyüyen güçleri bir diğeri ile dengeleyerek sınırlamak emperyalizmin son taktiği olarak kendini gösteriyor. Ancak bana kalırsa İran’ın dünyadaki etki gücüne şöyle bir bakıldığında bile Türkiye ile karşılaştırılamayacağından, ben bu dengeleme oyununun asıl kurbanının Türkiye olduğunu düşünüyorum. Yakında Filistin’in emperyal hedefleri diye bir yazı yayınlanırsa normal karşılamak gerekiyor. Çünkü bir taraftan herkes bir diplomatik çabanın içerisindeyken, derinleşen çıkar çatışmalarının önüne kimse geçemiyor.
Kerry’den İkna Ziyaretleri
ABD dış politikası zikzaklarla dolu bir seyir izlemeye devam ediyor. Öyle ki bugüne kadar ne vaat ettilerse hep tam tersi sonuçlar ortaya çıktı. Bölge ülkeleri tarafından kabul görmeyen son dönem dış politik hamleleri için ise bugünlerde ABD Dışişleri Bakanı Kerry bir ikna turu içerisinde bulunuyor. İran ile yakınlaşmasının en büyük karşıtları olan Suudi Arabistan ve İsrail’in de içinde bulunduğu tur devam ederken, Türkiye ve İran’ın bu yakınlaşmasına en çok sevinen ülkelerden birisi de herhalde ABD’dir. Rice’ın planını harfiyen uyguluyor görünen ABD’nin, esmesinden mutluluk duyduğu Ortadoğu’daki bu barış rüzgârlarının arkasından bakalım ne çıkacak Bugüne kadar hiçbir söylediği tutmayan ABD’nin İran ve Filistin meselesine öncelik veren planının arkasından İran karışırsa ve Üçüncü İntifada ortaya çıkarsa hiç şaşırmamak gerekiyor.