Zarafet Ahlaktan Bir Şubedir

Abone Ol

Geçtiğimiz hafta yeni tanıştığım bir genç kız, çağdaş kesimin hayallerini süsleyen zarafet kurslarından söz etti. Genç kızın ifadelerine göre, haftanın belli günlerinde bir araya gelen hanımlar, kaşık tutmayı, yürümeyi, oturmayı, konuşmayı, giyinmeyi… öğreniyor, hal ve tavırları ile zarif bir Türk hanımefendisi olmayı hedefliyorlarmış. Genç kız, “ilk günler bu fikir bana cazip gelmişti, fakat biraz araştırdım ve bunun vakit israfı olduğunu düşünüp vazgeçtim” dedi. Kendisine ilk işittiğinde neler hissettiğini sorduğumda ise, “toplum zarif ve bakımlı kadınlara değer veriyor o yüzden bu bana cazip gelmişti” dedi.

Cumhuriyetin ilk yıllarında muallim mekteplerinde ve aristokrat kesimin öncülüğünde sistemleştirilmeye çalışılan bu tür kurslar, İslam kadınının kimliğini ve kişiliğini dejenere etmenin en kestirme yollarından biridir. O dönem Fransa’dan ithal edilen bu emanet hayatlar ne yazık ki bizim insanımızın düşlerini süsler hale gelmiş ve fazlasıyla kabul görmüştür. Batı zihniyeti bu tür çalışmalarla kendi kör mukallitliklerini sömürgeleştirdikleri toplumlara satarak sığ bir anlayış ortaya koydu.

Çağdaş ve modernlikle eşleştirilerek piyasaya sürülen ithal hayatlar, Müslüman kadınının zihinsel üretkenliğini zayıflatmakla kalmamış, bunun yanında onu kendi kültür ve kimliğinden uzaklaştırmıştır. Malum zümreler, medya ve iletişim aygıtlarını bu konuda aktif olarak kullanmışlar ve ne acıdır ki hedeflerine de ulaşmışlardır.

Genç kızları kendi saflarına çekmeye çalışan çağdaşlar, onlara bu yolla daha çekici ve daha revaçta olabileceklerini söylüyorlar. Oysa İslam’la bütünleşen Anadolu kadınının zarafeti inandığı değerlerin içinde mevcuttur ve bu türden sığ eğilimlere ihtiyaç yoktur. Zarafet ahlakın bir şubesidir ve İslam kadını özünde bu değere sahiptir.

Bizim toplumumuzda “karın doyurmak, ekmeğinin peşinde koşmak” diye bir kavram var. Evlerine ekmek götürmenin derdine düşen insanlarımızın macera peşinde harcayacakları vakitleri yoktur. Babalar, şafakla birlikte yola çıkıp ekmeğini kovalıyor. Babalar, sorumluluk sahibi, çocuklarını okutmak, meslek sahibi yapmak evlendirmek için mücadele ediyorlar.

Cevabını bulamadığımız sorular ve anlam veremediğimiz çelişkilerin içindeyiz. Aynı topraklarda yaşayıp aynı havayı soluduğumuz insanlarla müştereklerimiz yok denecek kadar az. Asıl tehlikeli olan ise, gençlerin bu zümrelere katılarak avucumuzun içinden kayıp gitmeleridir. Bu konuda önlemlerimizi almalı ve çocukları İslam şemsiyesi altına çekmenin yollarını mutlaka bulmalıyız.