Zamanın ve Konuşabilmenin Dili

Abone Ol

Bazan, hayatın sıradanlığında insanın dili tutulur gibi olur. Konuşma isteği olmaz. Bunun birçok nedeni var. Tutukluk kimi zaman uzun sürer, kimi zaman da dönemseldir. Psikolojik olarak gerilimler baskınlaşır.

Çıkış yolu bulma, yol açma zaman gerektirir. Düşünce hayatında insan tutuklaştığında düşünce üretmede zorlaşır. Toplumlar böylesi zamanlarda durağanlaşırlar. Birbirine bakanlar sanki birbirlerinden öykünürler. Ortamlar ise topluluklar için belirleyicidir.

Krizler dönemseldir. Her dönemin tutuk, durgun, suskunlukları vardır, olmuştur.

Kalabalıklar içinde de böyledir. Çok gürültülü, patırtılı bir çağdayız. Birbirimizi duyamayacak kadar. Öfkeli ve gerilimli yüzler, patlayan sözcükler, yükselen sesler, birbirini anlayamayanların ortamındayız.

Gerilimlerin de insanın yararına olduğu bir gerçek. Acı çekenler çırpınış içindedirler. Ne yapıp edip yol bulma çabasındadırlar. Gerilimsiz yaşamak, insanı sıradanlaştırır. Gündelik hayatın sıradanlığına razı olununca onlardan bir şey beklenmez. Tekdüze bir hayattır onlarınki. Tarlada, fabrikada, dairede, kurumlarda, okullarda gününü gün eden insanlardır onlar.

İnsanın insanı anlamadığı, anlamaya zamanının olmadığı, ilgilenmediği bir ruh hâli içinde. Anlamsızlığın yaşanmakta olan hayatın bir yönü. Zaman zaman illerde katıldığım programlarda, öğretmenevlerinde veya kimi konak yerlerinde memurların, öğretmenlerin oyun masalarını gözlemlediğimizde zamanı öldürme seansı içinde oldukları belli oluyor. Masalarında, yanlarında kitap olan insan çok azdır, hatta hiç yoktur.

Kentleri bu anlamda görünürde belirleyici kılan ise ulaşım araçlarıdır, kafelerdir, bulvarlardır. Büyük kalabalıkların olduğu, insanların sel gibi aktığı alanlarda da kitapsız, dergisiz, hele hele elinde gazete bulunan insanların sayısı çok azdır.

Gerilimlerin boyutu insanın kendini bir anlamda yitirmesi, kendisine yabancılaşması. Dünyada olan bitenlere kayıtsızlık baskındır.

Dokuz aya yakın bir zamandır Filistin’de insan kıyımı var. Bu süre içinde kimi yerlerde şiddetli yangınlar, trafik kazaları, insan ölümleri yaşanıyor. İnsanların kayıtsızlıkları belli kesimlerle sınırlıdır.

Voleybolcu kadınların yükselişi bir arada ilgi gördü. Düşüşleri sessizliğe boğdu. Şu sıralar futbol maçları ilgi odağı. Bunlar olurken acılı olanlar tam anlamıyla göz ardı oluyor. Siyonistlerin şiddeti giderek artıyor. Yaşanmakta olan gürültülü ortamlarda, dünyayı gürültüye ve şamataya boğan mazlumlar yalnızlığa terk ediliyor.

İçinde bulunduğumuz çağ tam anlamıyla büyük bir kriz geçiriyor. İnsanlığın bunalımı daha da artıyor. Şiddet sınır tanımıyor. Modernizmin getirdiği hayat anlayışı insanı insan olmaktan çıkarıyor. Buna ister ilgisizlik ve kayıtsızlık densin, ister bireycilik olsun, bananecilik olarak da düşünülebilir. Bu, insanı kendi olmaktan uzaklaştırır, başka bir varlığa dönüştürür. Bu tip insanlar zalimlere, vahşi olanlara karşı kayıtsız kaldıklarından onlardan farklı değildirler, onlar da birer canavardırlar.

İnsanlığın yolunu açacak düşünce insanlarıdır, bilgelerdir, insanın acısı çeken sanatçılar ve şairlerdir. Düşünce insanlarının sözlerinin görünür, anlaşılır olabilmesi için de sağlıklı bir ortama gereksinim var.

Toplumların önünde olan, dünyayı kasıp kavuran veya sözcülük edenler sermayenin sözcüleridirler. Bunlar da ister siyasa adamları olsunlar, isterse onlara yancılık eden sözde yazarlar olsunlar. Onlar da zulümlere sessiz kalan karanlıkları yoğunlaştıranlardırlar.

Öyleyse insanlığa gerekli olan hakiki söz sahiplerinin sahih dilleridir. İnsanlığı karanlıklardan bunalımlardan çıkaracak hakikatin dili ve sesidir. Bu sesin insanlığa ulaşabilmesi için acı çeken çırpınanların birlikteliği ile ancak olabilir.