Modern insan, zamanı dünyevi hedeflerinin gerçekleştiği
bir mevhum olarak görüyor. Dünyanın zevk
ve eğlencelerine kurban edilen zaman bu insanların yaşamlarında, sırf para ve
eğlenceyi ifade ediyor. Yani bu gün insanlarımız, zamanın merkezine para, makam
ve mevkii koyarken, ahiretle ilgili meseleleri devre dışı bırakarak kendilerini
nesneleştirmektedirler. Oysa Zamanı israf eden kişi zamanda kaybolmaya ve
zamanın insanı olmaya mahkûmdur. İsraf edilen zamanı geri getirmek ve yerine
koymak ise hiçbir şekilde mümkün değildir.
Hayatımızın her safhasında bizlere yol gösteren Hazreti
Peygamber, zamanı değerlendirme konusunda da kılavuzluk ediyor ve “İki günü
eşit olan ziyandadır” sözü ile vaktin her anını faydalı ve farklı işlerle
geçirmenin gerekliliğine vurgu yapıyor. Bu hadis-i şerifte, iki ciheti de
dengede tutan önemli bir mesaj verilmektedir. Birincisi, insan dünyayı, ahiret
azığını elde ettiği bir köprü gibi görüp çaba göstermelidir… İkincisi ise,
varlık nedenini idrak edip, Allah’a sadık bir kul ve insanlara faydalı bir fert
olma yolunda cehd etmelidir.
Hazreti Peygamber, insanlarla bir arada yaşar, sohbet
eder, dinin tebliğini yapar, eşleri ile ilgilenir ve vaktinin her anını hayırlı
işlerle geçirirdi. O’nun hayatının merkezinde namaz ve risalet vardı. Vakti
namaz saatlerine göre düzenler ve namazı her şeyin önünde görürdü. Gününü gün
etmenin dışında bir şey düşünemez hale gelen günümüz inanının onun örnek
hayatını anlamaya ihtiyacı vardır.
Hazreti Hüseyin, (R.A.) babası Hazreti Ali’ye Peygamberin
bazı hâllerini sormuştu, Hz Ali şu cevabı vermiştir:
“Evine izin isteyerek girerdi ve zamanı üç kısma bölerdi:
Bir kısmını Allah’a (ibadet), bir kısmını ailesine ve kendisine, diğer kısmını
da insanlara ayırırdı” buyurmuştur.
Bu gün hepimiz dönüp, şu soruyu kendimize sormalıyız:
Acaba hayatımız Allah Resulünün hayatına ne kadar benziyor