Gündem

Zamanın durduğu kent

Zamanın durduğu kent

Abone Ol

San‘a‘daki son günümüzde yine kent merkezinde gezintiye çıkıyoruz. Osmanlı Mimari mirasından örnekler görmeye devam ediyoruz. İlk durağımız Yemen Savunma Bakanlığı olarak hizmet veren Osmanlı 7. ordu karargahının karşısında bulunan 19. Yüzyıl‘da Sultan Abdulhamid Han tarafından restore edilerek Mektebi Sanayii (Sanat Mektebi) olarak hizmet açılmış, askeri dikimevi olarak da hizmet etmiş olan Askeri Müzeyi ziyaret ediyoruz.

Shibam‘ın Yemen açısından bir diğer özelliği ise Yemen‘de İslam tarihinde dördüncü sırada yapılan caminin burada olmasıdır (M.1258- H. 600). Burada pek Osmanlı eseri göremiyoruz. Shibam‘ı gezdikten sonra Kevkeban‘a doğru yola çıkıyoruz... Kevkeban, Shibam‘ın sırtını dayadığı yüksek kayaların üstünde kurulmuş bir kent. Kente çıkmak için çok sarp bir vadiyi geçmek durumundasınız. Vadinin yolu Almanlar tarafından yapılmış. Osmanlı askerleri Kevkeban‘a 83 sefer düzenlemişler ancak en sonuncusunda alabilmişlerdir. Kevkeban‘da da pek Türk eseri yok. Çünkü atalarımız bu bölgede çok fazla kalmamışlar. Bundan sonra Thula‘ya gidiyoruz. Sokaklar, çok katlı taş evler, tepedeki Osmanlı Kalesi ve Camisi ile Thula müthiş bir kent. Şehir taş devrinden kalmış gibi. Taş gökdelenlerle dolu bir şehir. UNESCO‘nun korumasında. Caddeleri UNESCO tarafından yaptırılmış. Şehir tam bir dünya harikası. Bugüne kadar böyle bir şey görmedim.

Şoka sokan manzara

Buradan Habbaba‘ya geçiyoruz. Burası II. Dünya Harbi‘nden önce Yahudi yerleşimciler varmış. Şimdi ise Yahudi yok. Sarnıçtan su dolduran çocuk, Kur‘ân okuyan dede ve sarnıcın yapısı ile şoktan şoka giriyoruz. Bu iki şehirde de çok fazla Osmanlı eseri yok. Yemen acısı ve tatlısıyla hoş bir seyahat oldu. Ancak bu gezdiğimiz bölgeler Yemen‘in üçte biri. Özellikle Şehare bölgesi bizim için çok önemli. Çünkü Osmanlı Zeydilerle en zorlu mücadeleleri bu bölgede vermişler. 40. Piyade Alayı kumandanı Mihrali Bey Şehare önlerinde şehit düşmüş ve bunun üzerine Müşir Ahmet Paşa çekilme emri vermiş. Mihrali bey çok cesur ve kabiliyetli bir askermiş. Tiflis‘in Borçalı Sancağı Darvas köyünde başlayan hayatı Şehare önlerinde bir çam ağacının dibinde son bulmuş. Niçin mi diye sorarsanız size cevabım İslam için olur. Allah rahmet eylesin.

Rehberimiz Mustafa bey seyahatimiz boyunca devamlı olarak bizleri gezdiğimiz bölgeler ve şehirler hakkında aydınlatmaya çalışıyor. Hadramut vadisi ile ilgili olarak ilginç bilgiler veriyor özetle; "Yunan coğrafyacı Batlamyus MS 150-160‘da, "Adramitai" isimli kavmin yaşadığı yer olarak Arap Yarımadası‘nın güneyini (Yemen) gösterir. Nitekim bu bölge, yakın bir tarihe kadar da "Hadramut" ismiyle bilinmiştir. Hadrami Devleti‘nin başkenti Şibam, Hadramut vadisinin batısında yer almıştır. Bu arada birçok eski efsaneye göre de Ad Kavmi‘ne elçi olarak gönderilmiş olan Hz. Hud‘un mezarı Hadramut‘tadır. Şibam‘da bulunan yapıların dikkat çekici özelliği gösterişli ve uzun sütunlarıydı.  Sütunlar değerli taşlarla ya da altınla kaplanıyordu. Zenginliğin ve tekniğin o devirlerde doruğa ulaştığı ve bu zenginliğin yapılan eserlere yansıdığı zamanlardı. Bu şehirlerin sahiplerinin Ad Kavmi‘nin torunları olduğunu düşündüğümüzde Kur‘ân‘ın, Ad Kavmi‘nin yurdunu "sütunlar sahibi İrem" (Fecr Suresi, 6-8) olarak tanımlamasının nedeniaçıkça anlaşılmaktadır. Günümüzde Hadramut, Yemen‘in kuzeyindeki en geniş vadi olarak biliniyor. Birçok kabilenin de yaşadığı bu geniş vadide barınan Yemen nüfusu 200.000 kişi. Şibam, Hadramut bölgesinde çölün ortasında görkemli bir vaha. Şibam‘da akıl almaz, baş döndürücü Yemen mimarisinin en çarpıcı örneklerini görmek mümkün. Burası, yüksek apartmanlarıyla baştan sona balçıktan yapılmış bir gökdelenler şehri. Pencereler, sabah güneşin doğusundaki, akşamda batışındaki ışığı alacak şekilde yerleştirilmiş. Kurulan düzen sayesinde gecenin soğuğundan ve günün kavurucu sıcağından içerisi ustalıkla korunabiliyor. Üst katlar, alt katlara oranla daha büyük pencerelerle, pencere açıklıkları daha küçük olan alt katlar ise merdiven aralığından ve duvarların içine yapılmış kanallar yardımıyla havalandırılıyor. Unesco tarafından Dünya Mirası listesine alınmış başkent San‘a ise 2.200 metredeki bir vadide konuşlanmış ve kısmen kerpiç surlarla çevrili. San‘a, VII.ci ve VIII.ci yüzyıllarda İslam dininin yayılmasında önemli bir merkez oldu. Şehrin dinî ve siyasi mirasını XI.ci yüzyıldan önce inşa edilen sayısız cami, hamam ve çok katlı muhteşem kerpiç kule-evlerde görmek mümkün. Ülkenin pek çok yöresi gibi, San‘a‘da Osmanlı dönemi eserlerinibarındırmaktadır. San‘a şehrinde karmaşık bir çamur mimarisine sahip olan bu evlerin yanı sıra balçıktan inşaa edilmiş 6-7 katlı yapılara rastlamak mümkün. Pencereleri olağanüstü vitray ve renkli camlarla bezenmiş binalar, Şibam ve Hadramut‘ta yerini 10-12 katlı kerpiç gökdelenlere bırakır. Yüzyıllardır dimdik ayakta duran bu dünyanın ilk gökdelenleri, Batı‘daki çelik konstrüksiyonlu yapılarla alay edercesine, çölün orta yerinde dimdikayaktadurmaktadır."

Abdülhamid‘den bir hatıra

San‘a‘daki son günümüzde yine kent merkezinde gezintiye çıkıyoruz. Osmanlı Mimari mirasından örnekler görmeye devam ediyoruz. İlk durağımız Yemen Savunma Bakanlığı olarak hizmet veren Osmanlı 7. ordu karargahının karşısında bulunan 19. Yüzyıl‘da Sultan Abdulhamid Han tarafından restore edilerek Mektebi Sanayii (Sanat Mektebi) olarak hizmet açılmış, askeri dikimevi olarak da hikmet etmiş olan Askeri Müzeyi ziyaret ediyoruz. Müzeyi ziyaret ederken Sultan Abdülhamit‘in Trablusgarb‘da yaptırdığı Mektebi Sanayi hatırlıyorum. Libyalar buraya restore ederek halen sanat mektebi olarak eğitim hizmetinde kullanıyorlar. Bu hizmetler de gösteriyor ki, Osmanlılar gittikleri ülkelere hangi amaçlarla gitmişler, fazla söze gerek yok değil mi?

Bol savaşlı tarihi boyunca kullanılan silahlar, tanklar, askeri üniformalar, İmam Yahya‘nın suikasta uğradığı arabası askeri müzede teşhir ediyor ve görülmeye değer tarihi birikimler. Geçmiş tarihimin önemli bir bölümüne ait belgeleri de burada görebiliyorsunuz.

Bina Osmanlı döneminde iki katlı askeri hastane olarak da hizmet vermiş. Bir dönemde hapishane olmuş. Osmanlı dönemine ait eserler üçüncü katta sergileniyor. Müze bundan 120 yıl önce II. Abdülhamid döneminde yapılmış. Üçüncü katta Yahudiler tarafından Yemen‘de yapılarak Osmanlı Ordusuna pazarlanan tüfekler var. Biz savaşıyoruz. Yahudi para kazanıyor. Bu hemen her dönemde böyle olmuş.

Salim Paşa‘nın 3 başlı kılıcı ve mızrakı sergileniyor (1709). Müzenin giriş kapısından 1. kata çıkan merdivenleri çevreleyen duvarlarda Osmanlı dönemindeki askerlerimizin değişik bölgelere deve sırtında silah sevkiyatları ile ilgili resimler sıralanmış. Bunları hüzünlü bir şekilde izliyoruz 1905 yılında II. Abdülhamid tarafından yaptırılmış. Askeri müzenin girişinde sağ yanda Osmanlı döneminde hapishanede tutuklu bulunan bir mahkûmun mumyası sergileniyor. Bu dost Yemen Hükümetine yakışmıyor. Bunun kaldırılması için oradaki büyükelçiliğimiz girişim yapmalıdır.

Kayanın üzerindeki saray

Seyahatimizin üçüncü gününde kahvaltının ardından yine jeeplerimizle turumuza devam ediyoruz. Yolumuzun üzerinde Vadii dahr, Thula, Şibam, Kevkeban ve Habbaba bulunuyor. İngilizlerle işbirliği yaparak, Osmanlı askerlerine tarihin en acımasız yıllarını yaşatan, çok geç de olsa hatasını anlayarak Osmanlılara işbirliği teklif eden Zeydi‘lerin lideri İmam Yahya‘nın sarayının bulunduğu yer Vahi Dah, zamanın uruğu, Osmanlı kale, sarnıç ve camileriyle süslenmiş  Thula ve ağın üzerindeki ilginç konumu ile meşhur olan 1960‘larda yaşamış olduğu iç savaşta bombalarla yerle bir edilmiş, yeryüzündeki gezegen anlamına gelen Kevkeban ile Yemen Yahudilerinin yerleşim yeri olan Habbaba‘yı geziyoruz.  Dhahar Vadisi Başkent San‘a‘ya çok yakın bir mesafede bulunuyor. Çok dramatik bir topografyaya sahip bu vadide düğün kutlamaları gelenek haline gelmiş; insanlar düğün sonrası konvoy halinde buraya gelip, danslar eşliğinde kutlamalar yapıyorlar. Vadide, Yemen mimarisinin en muazzam yapılarından biri olan ve İmam El Mansur döneminde büyük bir kaya parçası üzerine inşa edilmiş Kaya Saray özellikle dikkat çekiyor. İçinde bulunan çok sayıda odası ile gerçek bir saray olan bu yapı, şimdiye kadar içinde bulunduğum en ilginç yapılardan biri. Dhahar Vadisi dışında El Rauda (Al-Rawdah), Ibb, Cıbla (Jiblah), Hadramut Vadisi ve Şibam (Shibam), Aden, Kulan, Tula, Hacca (Hajjah), kahvesi dünyaca ünlü Moka, Taiz, Zebid, Hudeyda ve Manakak gidilebilecek diğer yerler arasında yer alıyor. Bu liste içinden Şibam, kesinlikle kaçırmamanızı tavsiye ettiğim bir yer.

Dahr Vadisi, Bu vadi Yemenlilerin en önemli vadisi. Zeydiler ilk önce bu bölgeye gelmişler. Tepedeki kayalıkların üzerinde üç adet gözetleme kulesi gözümüze takılıyor. Bunlar Osmanlı eseri. Vadinin tam ortasında dev bir kayanın üzerine kurulu İmam Yahya‘nın yazlık sarayını görüyoruz. Sarayın tam önünde ise Osmanlı Hamamını tüm ihtişamı ile duruyor. Hamam hala çalışıyor. Burada Osmanlı‘nın hoşgörüsü tekrar gözümüzü yaşartıyor. Türklerin Yemen‘de mücadele ettikleri en önemli gurup Zeydilerdir. Düşünün bir kere Saraylarının önüne ecdadımız hamam yapıyor. Zeydi imamlar genellikle bu sarayda oturmuşlar. Ancak asıl mücadelelerini Şehare bölgesinden yönetmişler. Çünkü Şehare bölgesi çok sarp ve düşmanlar açısından aşılması çok güç bir bölge imiş.