Hızlı değişimin anaforunda doğal olarak şaşkınlıklar yaşanıyor. Bu, kimi zaman şartları ve durumları iyi kavramadan verilen tepkiler sonucu daha da çıkmaza bürünüyor. Değişimler hayatın doğasında var. İnsanlık sürekli olumlu ya da olumsuz yenileniyor ve değişiyor. Yenilenme, statiklikten, durağanlıktan çıkış ve kurtuluş oluyor. Müslümanların doğal hayatında yenilenme süreklilik gösterir ve yaşanır. İbadetler bu durumun en önemli göstergeleri. Her ibadet bir yenilenmedir. Her namaz bir yenileniştir. Ramazan ile hac bayramları ve bunlara bağlı kurbanlar bir yenilenme, bir anımsanış, toplu birliktelik ve dayanışmaların olduğu zamanlardır. Toplu birliktelikler büyük bir güce dönüşür. En küçük yerleşim birimlerinden en büyüklerine kadar hayatın tamamına yansır.
Oruç ile bir aylık zaman diliminde Müslümanlar büyük bir değişim yaşarlar. Bu, hem toplumsal hem psikolojik hem de sosyolojik bir oluşu gerçekleştirir. Zekât ibadeti insanı belki de bir bakıma en çok zorlayanı. Bir insan emek vererek elde ettiği kazancından bir bölümünü canından koparırcasına bir başkasına vermek zorunda. İbadetlerin bir özelliği toplumsal oluşları. Kurban kesiliyor, bunun büyük kısmı başkalarına veriliyor. Bu, insanların birbirlerine gözetme zorunluluğudur.
Kimi ibadetler ise kalbe ve gönle hitap eder. İç olgunluk sağlar. İbadetlerin özel halleri böyle. Burada asıl dikkatimizi çeken bu özel zamanlarda tüketimden çok, üretim ve bağışa dayanır. Başkasını sömürmeye değil, başkasına güç katma ve gönül birlikteliği sağlamadır. İnsanlık bugün için tam bir uçurumun başında. Uçurum hayatın içinde. Büyük bir anafor ve savruluş içinde debeleniliyor. Bundan kurtuluşun yolu Müslümanlardan geçiyor. İslâm’ın temel özellikleri bulunuyor. Müslümanlar doğal yaşayışlarını sürdürdüklerinde örneklik teşkil ediyorlar. Belki de bugün için en önemli hususların başında bu geliyor. İnsanlığın kendilerine öncü olabileceği sahih Müslümanlara gereksinimi var. İnsanlık bu belâlardan ancak Allah’ın insanlık için öngördüğü, önerdiği yol ve istikamet üzere olanı tercih ettiğinde ancak kurtuluşa erebiliyor.
İnsanlık bütün yönleriyle etki altına alınıyor, sömürülüyor. Her anı, durumu ve bütün hayatı boyunca. En basit bir durum, gün, olay anında çıkara devşiriliyor, alet ediliyor. İnsanlık Müslümanlarda olduğu gibi kendilerini yenileyemediklerinden hayatları tam bir sıradanlığın çıkmazına bürünüyor. Batı düşünüşlüler sıradanlıklardan kurtulmak adına sürekli yeni günler ihdas ediyorlar. Anneler, babalar, sevgililer ve doğum günleri gibi. Bunlar bir ritüele dönüşüyor. Bununla kalınmıyor özellikle tüketim gücünü oluşturanlar anında bunları lehlerine devşiriyorlar. Günleri de tüketim aracı hâline getiriyorlar.
Her nesne ve durumda olduğu gibi roman, piyes, müzik sanatın bütün alanları da birer araca dönüştürülebiliyor. Sanat eseri seçkinlik ve üst dildir. Fakat kapitalizmin sömürü çarkı anında bu alanlara el atıyor. Nesne ve durumları pazarlama aracı hâline getiriyor bundan büyük çıkarlar devşiriyor. Romanı roman olmaktan çıkarıyor. Hiçbir değeri olmayan bir eser anında gündeme oturtuluyor milyonlarca insan onun değersizliğinin bilincinde olmadan saldırıyor alıyor. Müslümanların tüketim alanları sınırlı. Gereksinimleri kadarını dikkatle alıyor ve harcıyor. Kendisi için fazla olabilecek şeylerden sakınıyor. Üstelik tüketimin fazlası hoş karşılanmıyor. Bugünün insanlığının geleceği de ipotek altında ve borçlu. Bu, kimi zaman bir insan teki için yeterli olmuyor. Çocuklarına ve torunlarına kadar borçlanılıyor. Tüketim için aşırı derecede sömürü gerekiyor. Küçükten büyüğe doğru bu hızlı bir akım hâlinde insanlığı etkiliyor.
Paylaşımlar, hiçbir karşılık beklenmeden fedakârlıklar gerektirir. Bu da ancak İslâm’ın öngördüğü, önerdiği hayat anlayışında var. Zekât, kurban, fitre ibadetlerinde olduğu gibi. Çünkü İslâm bir Müslüman’ın hayatının bütününü kuşatır. Asla parçalamaz. Bu hayat dilinin sahihliği özgünlüğü yaşanırsa insanlık bir çıkış yolu bulmuş olur.