Zamanın değeri ve geleceğe yol olmak

Abone Ol

Zaman içinde bulunulan andır her birey için. Bulunulan an, yaşanan, soluk alınıp verilen, eylem hâlinde olunan andır. O anın ileriye dönük olan her anı bir eylem gerektirir. İnsan, doğası ve yaratılışı gereği bilinç üzere yaşayan varlıklardan biri. Bu varlık sorumluluklarla yükümlü. Bilinç onun hem bireysel hem de toplumsal alanını oluşturur.

Alıp verilen her soluk bir nimet. Yaşıyor olduğumuzun göstergesi. Yaşıyor olmanın edimsel yanı eyleme dönük olanıdır. İş yapıyor, faaliyetlerde bulunuyor olmadır. Bir müslüman yükümlendiği hayattan ve her şeyden sorumludur. Zamanın her anını en iyi şekilde bilinçle değerlendirmek durumundadır.

İnsan sürekli aynı ritim üzerinde olamayabilir. Bu, insanın doğasına aykırı. Kimi zaman dinlenir, kimi zaman ağırdan alır. Fakat zamanın değeri bakımından bu durağan anlarda da yapılacak eylemleri vardır insanın. Zaten bunun için de insana verilmiş fırsatlar bulunuyor.

Her birey bulunduğu andan, zamandan, dönemden ve mekânda sorumludur. İnsana sunulmuş olan şeyler de birer emanet. Kendisine verilmiş olan beden de bir emanettir. Emaneti korumak kişinin görevidir. Halk arasında söylenegelen güzel deyimlerden biri, kendisine hal ve hatır sorulduğunda: “Emaneti dolandırıyorum” der. Bu aslında kendisine yüklenenin bilincinde olmadır. Böyle olunca birey sahip bulunduğu canı bile bu anlamda koruma bilincini taşıyor. Emanetin dolandırılması değeri bir anlamdır. Bundan ötürü kendisini anlamlı kılan bir bakışa sahip oluyor demektir.

Emaneti zamanın içinde dolandırırken ona yaptırılan eylemlerin de bir emanet sorumluluğu taşıdığı bilinmekte.

Günümüz tarihi bir dönüm noktasında. İnsanın elini kolunu bağlayan ağırlıklardan kurtulunduğu için hayata ve olanlara daha bilinçle yaklaşmayı gerekli kılıyor. Çünkü artık bahaneler de ortada yok demek. Bir devletin baskısı, kurumların ve bireylerin bağlayıcılıklarının ortadan kalkması insana özgürlük alanının sağlıyor. Böyle olunca, toplum önünde her ve durumun hakkıyla değerlendirme yükümlülüğü de artıyor. Müslümanlar kendilerine sunulmuş olan fırsatları en iyi şekilde değerlendirmeli. Bilgiyi, bilimi manevi ruh ile donandırırken bunun verdiği güç ile yolculuğunu daha emin adımlarla sürdürme fırsatına sahip oluyor. Bu da baştan beri anlatmaya çalıştığımız durumu tanımlama içindir.

Müslümanız. Biz salt kendimizden, yakınlarımızda da sorumlu değiliz. Bir toplumda, bir coğrafyadan, kavramlardan, kültürden, uygarlığın tanımlanmasından ve değerlendirilmesinden de sorumluyuz.

Geçmiş bir deneyimler dizgesidir. Yaşanmış denenmiş ve geçmiştir. Geçmiş zaman için ağıt yakmak, övünmek, onunla oyalanmak şimdiki an için bir şey sağlamaz. Belki genç dimağlar için duygusal bir durum oluşturabilir. Fakat duygusallık geçicidir. Geçmişte yaşananlar o günün olanakları ve durumlarına göredir. Şimdiki zamanın olanakları, yaşama algısı, durumları, teknolojik güçler farklı. Bugünün insanı farklı dil ile konuşuyor. Bugünün insanının hayat algısı yaşadığı imkânları donanımlıdır. Elinin altında bulunan araçların kendisine sunduğu ve hatta yönlendirdiği bir durum söz konusu. Her zamanın bir hayat aynası bulunuyor. Geçmiş zaman aynaları farklı düzlemdeydi.

Yarını bugün hazırlıyoruz. Bugün her eylemimiz yarını için bir yapı kurmadır. Kurulacak olan yapının sürdürülmesi içinde bulunulan an ile sınırlıdır.

Her insanın bir gücü var. Zaten her insana yüklenen sorumluluk güç ile sınırlıdır. Kendisinden fazlası beklenemez, beklenmemelidir. Çünkü her insanın hem bedensel, ruhsal, zihinsel ve algı gücü farklı. Böyle olunca her birey ancak yukarıda sıraladığımız doğal imkânlarla sınırlı ve dolayısıyla sorumludur. Bunun içinde her insan teki kendisine yüklenen sorumluluk gücü ile sınırlıdır. Öyle ise her müslüman bulunduğu her an ve durumda gücü oranında eylem halinde olmak zorunda. Bu kendisinin hayrınadır.