Zâlimlere karşı Müslümanca duruş

Abone Ol

Kur’an-ı Kerim’e bütüncül bakan herkes görür ki; Allah-u Teâlâ, zâlimleri sevmez ve zalimlere meyletmeyi ve sempati duymayı dahi yasaklar. Bundan da öte zulümle ve zâlimlerle mücadele etmemizi; Cihad’la zâlimleri boyunduruk altına almamızı emretmektedir.

Peygamber Efendimiz (s.a.v)’in emir ve uygulamalarına bakan herkes görür ki, Peygamberimiz zâlimlerle mücadele etmiş, kurduğu İslâm devletiyle adaleti tesis etmiş, zalimlere boyun eğdirmiştir.

Zulümle ve zâlimlerle mücadele misyonunu iyi anlayan Müslüman, her an iyiliği emredip kötülükten nehyetme azmindedir ve gücü nispetinde bu misyonu yerine getirir.

Kur’an-ı Kerim’de bu görev hakkında şöyle buyurulmaktadır: “Mümin erkekler ve mümin kadınlar birbirlerinin dostlarıdır. İyiliği emreder, kötülükten alıkoyarlar. Namazı dosdoğru kılar, zekâtı verirler. Allah’a ve Resulü’ne itaat ederler. İşte bunlara Allah merhamet edecektir. Şüphesiz Allah mutlak güç sahibidir, hüküm ve hikmet sahibidir” (Tevbe Sûresi, 71); “İçinizden, insanları hayra çağıracak, iyiliği emredecek, kötülükten alıkoyacak bir topluluk bulunsun. İşte onlar, kurtuluşa erenlerdir” (Al-i İmran Sûresi, 104).

Peygamber Efendimiz (s.a.v) ise bu görevimizi hatırlatarak şöyle buyurmaktadır: “Eğer bir kavim zalimin zulmünü gördüğü halde onu bu işten men etmezse, Allah, zalimin zulmü sebebiyle azabını umumileştirir (herkesi kapsayacak şekilde genişletir)” (Ebu Davud, Melâhim, 17) ve “Sizden birisi bir kötülük gördüğü zaman eliyle, buna gücü yetmezse diliyle değiştirsin, buna da gücü yetmezse kalbiyle (ona karşı kin ve nefret beslesin). Bu ise imanın asgari gereğidir” (Müslim, İman 78).

Elbette her türlü kötülük ve zulme karşı mücadele, herkesin gücü nispetinde alacağı aksiyonla mümkündür ve bu görev dağılımı adalet gereği böyledir. Buna göre, kötülüğü eliyle düzeltmenin devlet başkanı ve yöneticilerin, kötülüğü diliyle düzeltmenin gerek yazı gerekse konuşmalarla etkili olan kişilerin, kalbiyle buğzetmesi gerekenlerin ise elinden fazla bir şey gelmeyen kişilerdir. Ancak kötülükleri düzeltmede pasif gibi görünen üçüncü sınıfın kalbiyle buğzetmesi dar kapsamlı gibi görülse de aslında öyle değildir.

Kalple buğzetme, kötülük ve zulmü kalbiyle reddetmenin yanında zulmün durması için yapılan duayı, zulme ve kötülüklere karşı çıkmayan hatta destekleyen yöneticileri desteklememeyi, seçimlerde oy vermemeyi, zulme karşı çıkmayan gazeteyi almamayı, televizyonları seyretmemeyi; zulme karşı çıkmayan yazarların, gazetecilerin, hocaefendilerin, kanaat önderlerinin konuşmalarını dinlemeyip kitaplarını okumamayı, yayılmasına vesile olmamayı; zulme destek veren ürünleri protestoyu da ihtiva edecek kadar geniş bir etki alanına sahiptir.

İyiliği emredip kötülükten men etme farzının mana ve ehemmiyetini anlamış Müslüman, her an her türlü kötülük ve zulümle mücadele için aktif görevdedir. Bu bilinç ve azimdeki Müslüman, zâlimlere sempati duymadığı gibi zâlimlere iş birliği yapanlara da sempati duymaz. Bu konuda Kur’an-ı Kerim’de şöyle buyurulmaktadır: “Zâlimlere (sempati duymak ve yaptıkları işlere rıza göstermek suretiyle) meyletmeyin; sonra size (Cehennem) ateşi dokunur. Allah’tan başka yardımcılarınız da yoktur; sonra azabından kurtarılamazsınız” (Hud Sûresi, 113).

Her türlü kötülük ve zulümle mücadele misyonuna inanmış Müslüman, zâlimlerle mücadele etmenin en etkili yönteminin Allah yolunda Cihad olduğunun farkına varır ve Cihad’ı terk etmenin zillet olduğunun idrakindedir. Bu konuda Kur’an-ı Kerim’in şu uyarısı her Müslüman’ın hafızasında yer edinmelidir: “Eğer Allah yolunda sefere çıkmazsanız, sizi elem dolu bir azap ile cezalandırır ve yerinize sizden başka bir toplum getirir. Siz ise O’na hiçbir zarar veremezsiniz. Allah, her şeye hakkıyla gücü yetendir” (Tevbe Sûresi, 39).

Zâlimlere karşı Cihad misyonunu kavramış Müslüman, bu yolda zorluklara muhataptır. Ancak bütün bu zorlukları aşarak imtihanı kazanmak zorundadır. Kur’an-ı Kerim’de bu yoldaki zorluklarla mücadelede kınayanın kınamasından korkulmadan yola devam kararlılığı emredilerek şöyle buyurulmaktadır: Ey iman edenler! Sizden kim dininden dönerse, (bilin ki) Allah onların yerine öyle bir topluluk getirir ki, Allah onları sever, onlar da Allah’ı severler. Onlar müminlere karşı alçak gönüllü, kâfirlere karşı güçlü ve onurludurlar. Allah yolunda Cihad ederler. (Bu yolda) hiçbir kınayıcının kınamasından da korkmazlar. İşte bu, Allah’ın bir lütfudur. Onu dilediğine verir. Allah, lütfu geniş olandır, hakkıyla bilendir” (Maide Sûresi, 54).

Zulme ve zâlimlere karşı Müslümanca duruşu olan kişi, yeryüzünün idaresinin Haçlı ve Siyonistlere bırakılamayacağını, mutlaka Allah-u Teâlâ’nın arzının yine O’nun rızasına uygun dizayn edilmesi gerektiğini bilir. Bundan dolayı Kur’an-ı Kerim’deki, “Şu Allah’a inanmayan; ahirete inanmayan, Allah ve Resulü’nün diniyle hak dinle dinlenip, Allah ve Resulü’nün yasakladığını yasak bilmeyen kitap ehliyle (Yahudi ve Hıristiyanlar) de savaşın. Ta ezilerek, kendi elleriyle cizye verinceye dek!” (Tevbe Sûresi, 29) ve “Yeryüzünde fitne (şirk) kalmayıp, din yalnız Allah’ın oluncaya (O’ndan başkasına ibadet edilmeyinceye) kadar onlarla savaşın, cihat edin…” (Enfal Sûresi, 39) ayetlerinin mana ve ehemmiyetini iyi kavrar.

Ve yine bilir ki, zâlimlere karşı güçlü, sert ve üstün gayretli olmak Allah-u Teâlâ’nın emridir. Bu emir Kur’an-ı Kerim’de şöyle ifade edilmektedir: “Onlar sizde sertlik ve üstün gayret görsünler. Bilin ki, Allah (kötülükten ve adaletsizlikten) sakınıp korunanlarla beraberdir” (Tevbe Sûresi, 123), “Ey Peygamber! Kâfirlere ve münafıklara karşı Cihad et, onlara güç göster. Onların varacakları yer cehennemdir. O, ne kötü bir varış yeridir” (Tevbe Sûresi, 73).

Zulme ve fâili zâlimlere başkaldırmak, bu zümreye karşı durmak; zulmü eliyle düzeltmek, şerefli Müslümanların vazifesidir.

Unutulmamalıdır ki, Allah-u Teâlâ, zulmü bizim elimizle düzeltmek istemekte, zâlimleri bizim elimizle cezalandırmak istemektedir. Bu bize bahşedilmiştir yoksa Allah-u Teâlâ’nın buna ihtiyacı yoktur. Allah-u Teâlâ, istese zâlimlerin cezasını hemen verebilir yahud kalplerini çevirebilirdi.

Allah-u Teâlâ, zulüm ve gözyaşının Müslümanların eliyle düzeltilmesini ve zâlimleri cezalandırılması gerektiği hakkında şöyle buyurmaktadır: “Onlarla savaşın ki, Allah sizin elinizle onları cezalandırsın, onları rüsvay etsin; onlara karşı size yardım ve zafer nasip etsin ve (baskı ve zulüm altındaki) mü’min toplulukların gönüllerini ferahlatsın” (Tevbe Sûresi, 14).